Bey Dağları’ndaki bu yapıların sırrı neydi?

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Antalya Bey Dağları’ndaki tarihi arı kovanları serenler de binlerce yıla yayılan bu üretim kültürünün önemli bir parçası. ‘Seren’ adı verilen bu özgün yapılar, bölgenin arkaik dönemlerinden bugüne uzanan bir kültür mirası. Hem sivil mimari açısından, hem de tarım tarihi ve kültürü açısından korunması gereken bir miras. Bugün dünya bal üretiminde Çin’in ardından ikinci sırada olduğu belirtilen Türkiye’nin geçmişin bu benzersiz mirasına sahip çıkmaması büyük bir kayıp olacaktır…

Toroslar binlerce yıldır önemli bir yaşam alanı. Denizden hızla yükselen inişli çıkışlı bir topografyaya sahip olan Batı Toroslar’da onlarca büyük nehir vadisi, yüzlerce dere ve yayla var. İklimin belirlediği doğa takvimine uyumlu bir üretim kültürü geliştiren bu coğrafyanın insanları, tarihin her döneminde doğayla aynı dili konuşmayı öğrenmiş…

SUYUN, OTUN VE ÇİÇEĞİN PEŞİNDE SÜRÜP GİDEN İKİLİ BİR YAŞAM

Kışın sahilde, yazın yüksek yaylalarda sürüp giden ikili yaşam biçimi, suyun, otun, çiçeğin ve bol oksijenin peşinde dönüp duran canlı bir belgesel gibi ağır ağır akıp gelmiş… Antalya Bey Dağları’ndaki tarihi arı kovanları da binlerce yıla yayılan bu üretim kültürünün önemli bir parçası. ‘Seren’ adı verilen bu özgün yapılar, bölgenin arkaik dönemlerinden bugüne uzanan bir kültür mirası. Hem sivil mimari açısından, hem de tarım tarihi ve kültürü açısından korunması gereken bir miras.

BEY DAĞLARININ BİNLERCE YILLIK KÜLTÜR MİRASI: ARI SERENLERİ

Doğusu Akdeniz’e bakan, batısı ise Elmalı Ovası ile daha güneybatısındaki Akdağ’a bakan Beydağları’nda Korkuteli sınırlarından başlayıp, Elmalı’nın doğusundan Kızlar Sivrisine, oradan da Kumluca sınırlarındaki Alakır Vadisinin en kuzeyine uzanan yüksek bölgelerde geçmişte yüzlerce arı sereni olduğu söyleniyor. Ancak 1970’lerden itibaren kente yönelen nüfus göçü 1980’lerden itibaren iyice hızlanınca kırsaldaki üretim de yavaşlamış ve bundan arıcılık da nasibini almış. Buna bir de “fenni arıcılık” eklenince, dağların doğallığından başka bir araç istemeyen kara kovan üretimi de yerini modern arıcılık tekniklerine bırakmış.

MİMARİDE VE KÜLTÜRDE BİRBİRİNE EKLENEN ÖZGÜN MİRAS

Yüksekliği 5 ila 6 metreyi bulan arı serenleri, Bey Dağları’nın arıcılığa uygun yüksek vadilerine, koyaklarına taş ve ahşaptan inşa edilmiş yapılar. Yüksek bir duvarın üzerinde oluşturulan ahşap platforma yine ahşaptan yapılan arı kovanları yerleştiriliyor. Arılar için birer üs gibi konuşlandırılan serenlerin bu kadar yüksek inşa edilmesinin amacı, geçmişte ayı ve benzeri vahşi hayvanlardan kovanların korunmasıymış. Ancak kültürel ve işlevsel başka gerekçeleri olması da muhtemel. Bir zamanlar Bey Dağları’nın sakinleri olan Likyalıların mimari geçmişinin izlerini taşıdığına inanılan arı serenlerinin formunun, Ksantos’taki anıt mezarlara benzerliği de dikkat çekicidir.

ARI SERENLERİ GİDEREK YOK OLUYOR

1990’lara kadar ulaşabilen çoğu arı sereni, doğanın ve insanların tahribiyle yok olmuş. Günümüze ulaşabilenlerin çoğunluğu Elmalı’nın Büyüksöğle köyü çevresinde, Çamkuyuları ve Geçmen Yaylalarında bulunuyor. Batı Torosların en yüksek zirvesi olan Kızlarsivrisi’nin eteklerinde yer alan serenlerin pek çoğu yıkılıp gitmiş. Kumluca Dereköy’de ahşap gövdeli olarak inşa edilmiş birkaç arı sereni de zamana direniyor. Günümüze ulaşabilenlerin sayısının 50’den fazla olduğu söyleniyor ancak bunlar için de tehlike çanları çalıyor. Kullanılmayan ve onarılmayan bu tarihi yapılar birer birer yok olup gidiyor.

DOĞU TOROSLARDA DA SEREN ÖRNEKLERİNE RASTLANIYOR

Bey Dağlarındaki serenlerin bir benzerinin, Torosların daha doğusunda, Konya’nın Hadim ilçesinde de bazı örnekleri bulunuyor. Hadim bölgesinde ‘Hanay’ olarak anılan arı serenlerinin benzer işlevler için kullanıldığı biliniyor. Aynı şekilde Antalya’nın Gazipaşa ilçesinde de birkaç örneğe rastlamak mümkün.

SERENLERİ İLK KAYIT ALTINA ALAN PROF. MİSS MELLİNK

Bey Dağlarının serenlerini bir kültür mirası gözüyle ilk inceleyen ve kayıt altına alan, Elmalı’da Kızılbel Tümülüsü ve Semahöyük’te yaptığı arkeolojik kazılarla bölgenin tarihine ışık tutacak buluntulara ulaşan Arkeolog Prof. Machdelt  Mellink. Yerel halkın ‘Miss Mellink’ diye hitap ettiği Prof. Mellink, Elmalı bölgesindeki çalışmalarında arta kalan zamanlarında yaptığı araştırma gezilerinde rastladığı serenleri, 1954 yılından itibaren fotoğraflayarak kayıt altına almış. Son seren kaydını, 1994’te Elmalı’nın Söğle köyünde yapmış. Bu serenler muhtemelen hala bugün de varlığını sürdürüyor. Yaşamının 60 yılını Anadolu arkeolojisine adayan ve çok sayıda öğrenci yetiştiren Mellink’in bölgeye olan ilgisi ve tutkusunu, onun yaşamı ve ölümüne ilişkin yazdığım kapsamlı bir yazıda ele almıştım: https://odatv4.com/o-profesorun-kulleri-anadoluya-savruldu-1312101200.html

KORUMA ÇABALARI İÇİN ATILAN ADIMLAR

Yıllarca kaderine terk edilen serenlerin fark edilmesine yönelik bir başka araştırma da 2008 yılında Halk Kültürü Araştırmacısı Öznur Tanal tarafından yapılmıştı. Bu araştırmaların sonucunda hazırlanan raporlar, serenlerin ilk kez koruma şemsiyesi altına alınması için bir başlangıç oldu. 2009’dan itibaren başlayan koruma çabaları, 2018’e kadar sürdü. Bugün yalnızca 14 tanesinin koruma altına alınabildiğini öğreniyoruz. Elmalı (Söğle) bölgesindeki serenler hakkında kaynak kişilerle görüşmeler yaparak bazı seren örneklerinin kültürel ve mimari özelliklerini kayıt altına alan Tanal’ın 2008’de yayınlanan konuyla ilgili makalesi, ilgilenenler için özet bilgiler aktarıyor: (https://www.acikgazete.com/serenler-serenler-viran-serenler/)

SERENLER DAHA PEK ÇOK SIR SAKLIYOR

Serenlerin binlerce yıla uzanan geçmişi, bu coğrafyanın biyo-kültürel önemi hakkında daha pek çok sır saklıyor. Çeşitli disiplinlerden oluşan uzmanların yapacağı çok boyutlu araştırmalar bu konuda önemli katkılar sağlayabilir. Arkeoloji, mimarlık, sanat tarihi ve coğrafyacıların kırsala yönelik ilgisi son yıllarda artıyor. Serenler de bu ilgiden kısmen de olsa payını almış ve bir iki akademik çalışma yapılmış ancak bunların henüz yeterli boyutta olduğu söylenemez. Biyolojiden mimarlık tarihine, antropolojiden etno-botanik alanlarına kadar birçok bilimsel disiplin için bulunmaz bir fırsat olan serenler araştırmacıların ilgisini bekliyor. Elmalı Belediyesi’nin serenlerin yeniden arıcılıkta ve bal üretiminde kullanılması için başlattığı girişimlerin devam etmesi ve desteklenmesi oldukça önemli. Bunun gibi zahmetli ve uzun soluklu koruma çabalarının direnebilme şansı, turistik cazibesi ve kısa vadede parasal getirisi daha yüksek olan pek çok alana göre elbette daha düşük. Ancak serenler gibi özgün yapıların Anadolu kültürü ve kimliğine yapacağı katkının ölçüsü yok.

TÜRKİYE SERENLERE SAHİP ÇIKMALI

Bugün dünya bal üretiminde Çin’in ardından ikinci sırada olduğu belirtilen Türkiye’nin geçmişin bu benzersiz mirasına sahip çıkmaması büyük bir kayıp olacaktır. Yılda 100 bin tondan fazla bal üretmek Türkiye için niceliksel bir başarı sayılabilir. Ancak bunu nitelikle de taçlandırmanın ve çok daha fazla katma değer üretebilmenin yolu, arı serenleri gibi özgün ve binlerce yıllık geçmişe sahip üretim kültürüne sahip çıkmaktan geçiyor.

***

*Elmalı arı serenlerinin korunması çabalarına ilişkin bir arşiv haberi: https://www.habervesaire.com/serenlere-koruma-mujdesi-2/

Fotoğraflar: (1954-1994 arasında Elmalı Söğle, Geçmen Yaylası ve Çamkuyularında arı serenleri, Prof. Machdelt  Mellink arşivi.)

Önceki haberİmamoğlu’ndan İçişleri Bakanı Soylu hakkında suç duyurusu
Sonraki haberZoom üzerinden alınan idam kararları ‘zalimce ve insanlık dışı’
Yusuf Yavuz
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.