Beyaz atla sarı öküz…

Beyaz atla sarı öküz…

0
PAYLAŞ

“Bu at, bir at değil benim için, bir dost. İnsan dostunu satar mı?” dermiş hep.

Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylüler ihtiyarın başına toplanmış. “Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. İmparatora satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın ” demişler.

İhtiyar, “karar vermek için acele etmeyin” demiş. Sadece ‘at kayıp’ deyin. Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve sizin verdiğiniz karar. Atımın kaybolması bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.”

Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. Ama aradan iki hafta geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi başına. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.

Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler. “Babalık” demişler.. “Sen haklı çıktın.. Atının kaybolması bir talihsizlik değil, adeta bir devlet kuşu oldu senin için. Şimdi bir at sürün var.”

“Karar vermek için yine acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç. İlk cümlesini okur okumaz bir kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?”

Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama, içlerinden “Bu herif sahiden gerzek” diye düşünmüşler.. Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış.

Köylüler yine gelmişler ihtiyara. “Bir kez daha haklı çıktın” demişler. “Bu atlar yüzünden tek oğlun uzun süre yürüyemeyecek. Sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler.

İhtiyar “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş. “O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu.. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru? Hayat böyle küçük parçalar halinde ilerler ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.”

Birkaç hafta sonra, düşmanlar büyük bir ordu ile saldırmış. İmparator son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yok gibiymiş. Giden gençlerin ya öleceğini, ya esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş.

Köylüler yine ihtiyara gelmişler.. “Bir kez daha haklı olduğun kanıtlandı” demişler. “Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması talihsizlik değil, şansmış meğer.”

“Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar.. “ Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin talihsizlik olduğunu sadece Allah biliyor.”

“Siz siz olun ” demiş ihtiyar, “ Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Yolculuk asla sona ermez. Bir yol biterken, yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, bir başkası açılır… ”

Dünyanın şu berbat halini gördükçe karamsarlığa kapılmayalım o zaman. Belki de insanoğlu tabana çakılınca tavana sıçrayacak, belki 2010’lu yıllar, olumsuzlukların hepsi yaşansın bitsin diye bu kadar pespaye, belki de ahlak ve doğa erozyonlarının tamamı yaşana yaşana tüketilsin diye böylesine duyarsız… Belki havamızı, suyumuzu, toprağımızı, kanımızı zehirleyenler ihtirasa doyacaklar… Belki 2020’lerde, yaşanacak olumsuzluk kalmayacak. Ya da ne bilelim, belki tam tersi, 2020 yılına kadar Dünya kalmayacak, onu da tüketeceğiz…

Belki o zaman ihtirasın, kinin, intikam güdüsünün, hıncın, negatif gücün nesli tükenecek… Belki sevgisizlik bağışıklık kazanacağı için yeni sevgi tohumları küllerinden filizlenmeye başlayacak alınan derslerle, belki sevgi enerjisi keşfedilecek… Belki saygı santralleri yapılacak, sadece güzellikler depolanacak zehir yerine… Belki bir doğa bilinci yeşerecek insan zihninde, Dünya sararmadan önce… Belki adalet dengelenecek, sosyal adalet oluşacak, insanlar arasındaki uçurumlar kapanacak. Belki açgözlüler, açlarla hayatı paylaşacaklar…

Belki de sisteme feda ettiğimiz o sarı öküzümüz geri dönecek! peşinde öküz sürüsüyle…

Ama siz yine de acele etmeyin. Sadece “ Dünya gezegeni şu anda berbat bir durumda” deyin, şimdi tek bilinen bu… Tıpkı yuvarlak olmadığının ve öküzün boynuzunda durduğunun bilindiği gibi…

Ve kimsenin gücüne güvenmemesi gerektiği gibi… O ihtiyar amcaya sormak lazım, “ O zaman güç izafi, bilgelik ise güç mü? Yoksa güçlük çekmek mi güçlendirir insanı? “

Güç bir soru… Acele etmezdi herhalde cevap vermek için ve “ güç baş döndürmesin, güçsüzlükse gücünüze gitmesin “ derdi mutlaka… “ güvenmeyin güce, gücenmeyin güçsüzlüğe… sabah ola hayrola…”

BİR CEVAP BIRAK