Beyaz Saray’dan Kürt açılımına nasıl tam destek geldi?

On yıldır Kalkan’da yaşayan eski ABD Kongre Üyesi ve uzun süre Uluslar arası Kriz Grubu’nun başkan yardımcılığını yapan Stephan Joshua Solarz, AKP’nin Kürt açılımına neden destek verdi? Peki bunun Beyaz Saray ile ne ilgisi var? Birlikte okuyalım…

AKP’nin Kürt açılımına yönelik eleştirilerin en çok yoğunlaştığı noktalardan biri de bu açılımın ABD tarafından yönlendirildiği yönünde. Özellikle de ABD merkezli düşünce kuruluşlarının yayınladığı raporlarda yer alan öneriler ve tespitler bu eleştirileri haklı çıkartacak nitelikte. Burada bu raporlara değinmeyeceğim ancak Kürt açılımı Türk kamuoyunda tartışılmaya başlandığı günlerde Temmuz başlarında gündeme gelen ICG’nin ( Uluslararası Kriz Grubu) Kürt Raporu birkaç gün sonra unutuldu.

Raporun içeriğini anımsayanlar olacaktır. Ama yine de anımsatalım. Raporda kısaca Kuzey Irak Kürt yönetimi yetkililerinin ABD’nin bölgeden çekilmesinin ardından ortaya çıkacak otorite boşluğundan kaynaklanacak kargaşaya karşı Kürt yönetiminin Türkiye’ye bağlanmak istediğinden söz ediliyordu. Ve bu talebin Kürt yönetiminin en üst düzey yetkililerince dillendirildiği ifade ediliyordu…

Geçtiğimiz hafta ise bu kez ABD’nin Ilımlı İslam politikalarının üretimine katkı sunan ve Türkiye’deki cemaat önderleriyle “işbirliği” içinde olan California merkezli düşünce kuruluşu Rand Corporation tarafından hazırlanan rapor gündeme geldi. Odatv’nin haberine göre raporda ABD’nin Irak’tan çekilmesinin ardından Kuzey Irak’ın Türkiye’ye dâhil edilebileceği olasılığından söz ediliyor, bu süreçte de PKK’nın tasfiye edileceği belirtiliyordu.
Kalkan’daki mini Beyaz Saray’ın Amerikalı sakinleri

Şimdi, Antalya’nın Kaş ilçesine bağlı Kalkan beldesine doğru bir gezintiye çıkalım. Kalkan sırtlarından sükûnetle Akdeniz’i seyrediyormuş izlenimi veren ve yerel halkın “Beyaz Saray” adını verdiği o muhteşem villadan içeri girelim. Her yıl ABD’li ünlü gazetecilerden tutun da Ortadoğu uzmanı siyasetçilere, ABD’li eski bakanlardan inşaat taşeronlarına, Türk akademisyenlerden uluslar arası lobicilere kadar uzanan şaşırtıcı çeşitlilikteki konuk trafiğiyle Kalkan’ın sessizliğini bozan bu villanın sakinlerini yakından tanıyalım.

Stephan Joshua ve eşi Nina Solarz…

Onlar her fırsatta kendilerini büyük bir Türk dostu olarak tanıtıyorlar. Süleyman Demirel’den tutun da Ecevit’e, Özal’a ve Çiller’e kadar son 30 yılın bütün Türk devlet adamlarının bu aileye gösterdiği yakın ilgiye bakılırsa haksız da sayılmazlar.

Peki kim bu Solarz ailesi ve neden Kalkan’da yaşıyorlar?

Amerikan dış politikasının en etkili isimlerinden biri olan Solarz, 1975-1992 arası Demokrat Parti New York Senatörü ve Dış İlişkiler Komisyonu Üyesidir. Ancak onun siyasi kimliği daha karmaşık ilişkiler barındırıyor. Yahudi kökenli olan Solarz, Yahudi soykırımını canlı tutmayı amaçlayan ve Ortadoğu konusunda İsrail merkezli politikalar üreten Washington’daki Musevi Ulusal Güvenlik İşleri Enstitüsü (JINSA)’nın da danışma kurulu üyesi. Bilindiği gibi JINSA Türkiye’yi Ortadoğu’da İsrail ve ABD çıkarlarına ters adımlar attığında sık sık uyarmasıyla gündeme geliyor. 1994’te, başkan Clinton tarafından dağılan eski Sovyet ülkelerinde ABD destekli yatırımları teşvik etmek için kurulan Asya Fonunun başına getirildi ve 150 milyon dolarlık bu fonu yönetti. Wall Street Journal, Amerikan Dışişleri Komisyonunda çalışan Solarz’ı “O, yasal kurnazlıkla belirsizlikleri birleştirerek bir milletvekilinin dış politika üzerinde nasıl baskı oluşturabileceğini göstermiştir” şeklinde tanımlıyor.

Soros’tan Abromowitz’e Solarz’ın partnerleri…

Solarz, 4 Nisan 1978’de yaptığı Türkiye ziyaretinde dönemin Başbakanı Ecevit’le yaptığı görüşmede; “ABD hükümetinin Türkiye’ye yapılmasını öngördüğü yardımın, savunma ve ekonomik alanda Türkiye’ye olanaklar sağlayacağını bildirir ve ambargonun kalkması halinde Kıbrıs sorununun çözümünün kolaylaşacağını” dile getirir.

21 Ağustos 1986’da yaptığı ziyarette bu kez Özal ve Demirel ile görüşecek olan Solarz, yine o bildik; savunma yardımı, ekonomik işbirliği ve iki ülkenin ortak çıkarları gibi cümlelerin bolca kullanıldığı açıklamalardan birini yapar ve ülkesine döner. Kasım 1998’de geldiğinde Solarz’ın siyasi nüfuzu iyice artmıştır. Solarz, Asya Fonu Başkanı ve Uluslar arası Kriz Grubu’nun Başkan yardımcısı olarak bu kez Cumhurbaşkanı olan Süleyman Demirel ile görüşecektir. Kriz Grubunun on kişiden oluşan yönetim kurulunda, Solarz’ın yanında George Soros, Morton Abromowitz ve Simon Peres gibi isimlerin bir araya gelmesi oldukça dikkat çekicidir.

Şimdi de Solarz’ın rutin Türkiye ziyaretlerinden birine, 5 Kasım 2001 gününe, Ankara’ya gidelim. Bilkent Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı İhsan Doğramacı’nın evindeyiz. Evin konukları arasında Finlandiya eski Cumhurbaşkanı Martti Ahtisaari, Avustralya eski Dışişleri Bakanı Gareth Evans, Yapı Merkezi Başkanı Ersin Arıoğlu ve ICG Başkan Yardımcısı Stephan J. Solarz gibi isimlerin yanı sıra dış politika yazarları ve bazı gazeteciler bulunuyor. Doğramacının evinde toplanma nedeni, Uluslar arası Kriz Grubu heyetinin Türkiye ziyareti ve bu ziyaretin ardından onurlarına verilen yemek…
Heyet, sırasıyla dönemin Dışişleri Bakanı Cem, Başbakan Ecevit ve Cumhurbaşkanı Sezer ile görüşmeler yapıyor. Ardından da Doğramacının evindeki yemekte gazetecilere gündemi değerlendiriyor.

Bölge, Sykes ve Picot’un bedelini ödüyor…

Murat Yetkin’in, 6 Kasım 2001’de Radikal’de ayrıntılarını aktardığı yemekte, Orta Asya’dan Kafkaslara, Balkanlardan, Ortadoğu’ya bölge siyasetinin nabzı tutuluyor. Söz Solarz’a geldiğinde, Ecevit’in kendisine sağladığı koruma eşliğinde gittiği Kalkan’daki villasını tamamlamak üzere olduğunu ve artık Türkiye’ye yerleşeceğini söylüyor. Solarz’ın tek söylediği bunlar değil tabii. Solarz’a göre, Türkiye’nin de içinde olduğu bölge, aslında Birinci Dünya Savaşı’nda Sykes ve Picot’un Osmanlı Ortadoğusu’nu altı parçaya bölmesinin bedelini ödüyor. Son günlerde Kürt açılımını değerlendirenlerin birçoğunun birleştiği görüş, Yunanistan’ın ayrılmasıyla başlayan Osmanlının çözülmesini, Balkanlardan Ortadoğu’ya hala devam ettiğini ve bu açılımın çözülmenin bir parçası olduğu yönünde. Ne kadar da manidar, değil mi?
ICG heyeti, o geceki yemekte kısaca Türkiye’nin uluslar arası alanda iki tür model olabileceğine işaret ediyorlar: “Müslüman bir toplumda laik bir demokrasi yaşatabilmek ve Terörizmle şiddetli bir mücadeleyi bu demokrasiyi kesintiye uğratmadan başarıya ulaştırmış olmak.”

ICG heyetini Ankara’da bırakıp Ecevit’in sağladığı koruma eşliğinde geldiği Kalkan’daki villasının duvarına asacağı Atatürk fotoğraflarını seçen ve her fırsatta Atatürk övgüsü yapan Solarz’a dönelim.

‘Gül ve Erdoğan’ı çok önceden tanıyorum ’

Solarz, geçtiğimiz 11 Eylül günü bizi şaşırtmayan bir açıklama daha yaptı ve AKP’nin Kürt açılımına övgüler yağdırdı. Ancak yine kafaları karıştıran cümleler kurmayı ihmal etmedi. Kürt açılımın Türkiye’nin geleceği açısından çok önemli olduğunu söyleyen Solarz, terörün açılımla çözülmesi halinde bunun Irak’ta birbiriyle çatışan farklı gruplara ilham vereceğini ve ABD’nin çekilmesi sonrasında Irak’ta barışın sağlanmasına katkı sağlayabilir diyor ve ilave ediyor: “Türk devleti doğru bir adım attı. Terörü bitirme konusunda açılım önemli bir adım olacak. Ancak, yapılacaklar terörü bitirir mi, bilemem…”
Solarz’ın açıklamalarının içeriği kadar açıklamaları haber yapan devletin ajansı AA’nın vurgusu da ilginç: “Solarz, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile de çok önceden tanıştığını söyledi.”
Bu, ‘çok önceden tanışmanın’ ne anlama geldiği sorusunu bir kenara bırakıp Solarz’ın Türkiye ile kurduğu ‘derin’ bağları biraz daha irdeleyelim…

Büyükelçiliğin aylık giderinin üçte biri Solarz’ın şirketine aktarılıyor!

Türkiye’nin, başta Ermeni sorunu olmak üzere Amerika’daki çıkarlarını kollamak uğruna yaptığı lobicilik ve tanıtım anlaşmalarında da yine Solarz başroldedir. Solarz, Cumhuriyetçi senatör Robert Livingstone ile ortak olduğu ve stratejisini Dick Cheney ve Bush’un eski başdanışmanı Karl Rove’ın belirlediği lobi şirketi aracılığıyla Türk hükümetinden 1.800 milyon dolarlık anlaşmaya imza atar. Washington Büyükelçiliği’nin ayda harcadığı 300 bin küsur doların 105 bin doları, ‘ Livingstone Group’ adlı şirkete aktarılmaktadır. New York Times’ın haberine göre şirketin yabancılardan elde ettiği gelirin yüzde 72’sinin Türk devleti tarafından sağlanır. Kimi kaynaklara göre yapılan bu lobi anlaşmalarının Türkiye’ye maliyeti 15 milyon dolar tutarındadır.

Hem Ermeni hem de Türk propagandası aynı şirketten!

Ermeni sorunu her 24 Nisan öncesinde Türk kamuoyunun tepesinde sallanan “Demokles kılıcı” olmaya devam ederken, Solarz’ın “elimizden geleni yaptık” açıklamaları Türk basınında başarı olarak duyurulur.

Ancak, Türk hükümetinin milyonlarca dolar ödeyip tuttuğu lobi şirketinin, ABD’deki Ermeni ve Rumların oylarını alabilmek için soykırım yasasını destekleyen ve Türk düşmanı olarak bilinen Demokrat Parti Başkan adayı Joe Liebermann’ın seçim kampanyasını da yürüttüğü ortaya çıkınca bu konunun üstüne giden ne bir politikacı ne de bir basın kuruluşu olur. Olay, birkaç küçük haber ve köşe yazısıyla geçiştirilir. Bu lobicilik skandalı kısa sürede örtbas edilirken, Livingstone Group anlaşmaları yenileyip Türk devletinin paralarıyla gücüne güç katmaya devam edecektir.

Solarz’dan Kalkan’da ‘demokrasi manzaralı’ satılık villa!

Ermeni lobiciliği karşısında Türk hükümetinden kazandığı paraları, Ecevit’in sağladığı koruma eşliğinde yerleştiği Kalkan’da gayrimenkule yatıran Solarz, kısa sürede iyi bir yatırımcı olduğunu da gösterecektir. Kalkan’ın en değerli yerinde 91, 92 ve 93 Ada numaralarıyla kendi adına kayıtlı toplam 6604 metrekare arazisi bulunan Solarz, daha sonra bu araziyi 10 bin metrekareye çıkaracak, ayrıca yaptırdığı yüz binlerce dolarlık villaları satarak Kalkan’ın önde gelen emlakçılarına taş çıkartacaktır.

Solarz kendisini “eski kongre üyesi” olarak takdim etse de, özellikle Orta Asya ve Ortadoğu genelindeki siyasi nüfuzunu göz ardı etmek yanlış olur. Solarz, DEİK/Türk-Avrasya İş Konseyleri tarafından 18 Haziran’da İstanbul’da düzenlenen ve Süleyman Demirel’in de konuşmacı olarak katıldığı “Avrasya Nereye Gidiyor?” başlıklı toplantıda, Rusya Federasyonu Milletvekili Sergey Markov’un, Türkiye’nin gerçekçi olmayan, romantik bir strateji olan Avrupa Birliği’ne daimi aday rolünü bırakarak, Rusya’nın stratejik partneri olması yönündeki tespitine sert tepki gösterecek ve “Orta Asya’daki enerji kaynaklarının Avrupa’ya taşınması açısından Türkiye’nin AB süreci çok önemli. Türkiye ve Amerika’nın Ortadoğu, Afganistan, Balkanlar’da ve Avrasya’da ortak çıkarları var” diyecekti.

Körfez Savaşında Akbulut’a ‘cephe açın!’ emri…

Eski başbakanlardan Yıldırım Akbulut’un Körfez Savaşı dönemindeki Solarz’lı anılarına da kısaca bir göz atıp sonra toparlayalım. Körfez Savaşı döneminde Amerikan yönetimiyle yapılan görüşmelerin perde arkası kamuoyuna açıklıkla yansıtılmadı. Özal’ın “Bir koyup üç alma” siyasetiyle formüle edilen Türk -ABD ilişkileri ve Türkiye’nin Körfez Savaşı politikasının sonucu olarak ülkenin içine düştüğü durum, yıllar sonra bir televizyon programında dile getirilecek; ya da “itiraf” edilecektir. Üstelik dönemin başbakanı Yıldırım Akbulut tarafından. Melih Aşık, Akbulut’un anılarını 12 Ekim 2001 tarihli Milliyet’teki köşesinde şöyle aktarır:

“…Özal savaşa mümkün olduğunca bulaşmak için can atıyordu. Amerikalılar Irak’a karşı cephe açılması için ısrar ediyordu. Akbulut o günleri anlatıyor:
– Cephe açsaydık, kamuoyuna başbakan olarak izah etmem lazım: Niçin açacağız? Ne elde edeceğiz vs.. Kaldı ki, şimdi deniyor ki : “Amerika bizden herhangi bir şey istemedi…” Peki, ben başbakanken benden istenen neydi, size onu söyleyeyim… O zaman Amerika’nın Ankara Büyükelçisi Abramowitz, Kongre üyesi Solarz’la birlikte bana geldi… “Biz” dedi, “Amerika olarak Türkiye ve İsrail’i korumak mecburiyetinde miyiz?” Irak savaşının bir boyutu da budur, manasında… Ve devamla; “Böyle bir mecburiyetimiz yok.. Öyleyse siz de Irak’ın kuzeyinden bir cephe açın…”
Bana söylenen laf budur… Yani, “Cephe açma konusunda ne düşünürsünüz?” filan denmiyor, kesin olarak “Açın” diyor… Ben de cephe açmayı katiyen düşünmediğimizi iyi bilmeleri lazım geldiğini, yapacağımızı havaalanlarını açmak ve ambargoya uymak suretiyle yaptığımızı ifade ettim…”

Toparlarsak, Stephan J. Solarz, görüldüğü gibi son otuz yıldır aktif olarak siyaset yapıyor. 2001 yılından buyana Kalkan’daki muhteşem villasında yaşayan Solarz, ABD’nin Ortadoğu ve dar anlamda Kürt politikalarının mimarlarından biri olarak gösteriliyor. Ancak Solarz Kalkan’da geçirdiği günlerinde boş durmuyor, her durumdan “Amerikan çıkarlarını” gözetecek vazifeler çıkarmaya devam ediyor. 18 Eylül 2005’te New York Times’a verdiği demeçte, 23 şehirden oluşan Likya Federasyonu’nun başkenti Patara’daki meclis binasını Washington’daki Capitol Hill’e benzetiyor, hatta Capitol’ün Likya meclisinden esinlendiğini, Amerikan anayasasını yazanların da Patara’dan ilham aldığını ve Patara’da ABD Kongre üyeleriyle birlikte kutlama yapmak istediklerini söylüyordu. Solarz’ın bu demecinin ardından Patara’da büyük bir hazırlık başlıyor, restorasyon çalışmaları hızlanıyor, Meclis başkanları, Kültür ve Turizm bakanlarının ziyaretleri ardı ardına sıralanıyordu. Solarz, Amerikan demokrasisinin köklerinin Patara’da olduğu fikrini o kadar benimsemişti ki, 2006 Mart ayında Washington’da düzenlenen etkinliklerde günlerce bu fikir işlendi. Ancak kısa süre sonra, Mayıs 2006’da Kongre’nin cumhuriyetçi kanadından Enerji ve Ticaret Komisyonu Başkanı Senatör Cliff Stearns, “Amerikan demokrasisinin kökleri, 7 bin mil ve 1800 yıl uzakta, Patara’da” diyecek ve ekleyecektir: “ Biz bu kongrede her gün federalizm ile ilgili sorularla yüz yüze kalıyoruz. Bir ülkenin federalist sistemi, gücünü merkezi yetkinin ve anayasasını politik parçaları arasında paylaştırır… Irak ve diğer Orta Avrupa ülkelerine demokratik bir sistem geliştirmeleri konusunda yardım ederken veya eski Sovyet ülkelerinin burjuva demokrasisine öğütlerde bulunurken, bir yandan da dünya üzerindeki demokrasinin doğası ve Likyalılar hakkında tartışıyoruz.”

Bir yandan Irak’a demokrasi ve federasyon ihraç edilecek, bu demokrasi ve federasyonun kökleri de Patara kumlarının arasından devşirilecek, vakıflar, dernekler kurulacak, lobiler yapılacak, oluk oluk paralar akıtılacaktır. Türk devletinin Ermeni lobisine karşı her yıl bilinçsizlik ve çaresizlik içinde usta lobicilere yatırdığı paralar, yine Türk hükümetlerinin gösterdiği kolaylıklar alınan arsaların paralarıyla birleşecek, ellerini Ortadoğu’da Kürtlerin, Arapların ve Türklerin kanıyla yıkayanların kasalarına aktarılacaktır.

En acısı da bütün bunlar Atatürk’ün fotoğrafının arkasına sığınılarak yapılacak.üzelim ülkeye. Çok yazık!

Önceki haberKahveler mi vardı?
Sonraki haberGS, Panathinaikos’u 3-1 mağlup etti
Yusuf Yavuz
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.