'Beyaz Ses / Ley Hatları'

“Beyaz Ses / Ley Hatları” adlı romanın kitap kağanının arkasındaki yazıya göz atınca, bir solukta kitabı da okuyuverdim. Doğrusu kitabın yazarı Murat Çavga telefonda bana “kitabımı size göndermek istiyorum, okursanız sevinirim” dediğinde nasıl bir kitapla karşılaşacağımı bilmiyordum. Okuyup okumayacağım bile belirsizdi. Muhtemel göz gezdirecek ama, okumayacaktım. Öyle olmadı. Kitap beni ilk saniyede içine aldı. Akıcı bir dille yazıldığı için de hemencecik bitiverdi. Beni kitabın içine çeken sözler şunlardı:


“Dünya üzerinde yalnız değiliz. İnsanlarla aynı ortamı paylaşan ama farklı boyutta yaşayan varlıklar sanal değil. Dünya, iyilik ve kötülüğün savaş sahnesi…


Bu savaşta, insanoğlunun iyileri ile metafizik varlıkların iyileri işbirliği yaparken, dünyayı fesada sürüklemek isteyen insanlar da aslında ifritlerin yardımcısı…


Metafizik varlıklarla insanoğlunun, dünya üzerinde karmaşık bir ilişkisi var. Maddi alemin askerleri olduğu gibi, metafizik aleminin de askerleri var. Kimileri iyi, kimileri kötü… İyilik (ley) hatlarının da koruyucuları var, kötülük hatlarının da…”


***


Aslında metafizik genelde birçok kişinin ilgisini çeker. Bilinmezli denklemler gibidir ama zevklidir, sıkıcı değil. O yüzden metafizik üzerine kurgulanan her eser ilgi görür.


İlkokulda bize metafizik tanımını “fizik bilimlerinin dışında, ötesinde kalan" diye öğrettiler. Aristo’dan bu yana içerisine izah edilemeyen her şey kondu. Hatta metafiziğin konusu olmayan konuları da metafizik içine dahil ettiler. Neyse ki bugün o sınırlar biraz daha netlik kazandı. 


***


Gelelim “Beyaz Ses / Ley Hatları” adlı romanın konusuna:


Romanda Amerika'nın Irak'taki gizli operasyonlarına yönelik çok gizli kodları bir şekilde öğrenen jeoloji mühendisi Üzeyir ve bu gizli kodları nasıl bulduğunu  anlamaya çalışan Yüzbaşı Atakan'ın hikayesi anlatılıyor.


Yüzbaşı Atakan, gizli bir askeri soruşturma yapmak üzere Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde yatan Üzeyir Kaman'la konuşmaya gittiğinde, bu anlamsız görevi kendisine neden verdiklerini kavrayamamanın sıkıntısıyla, bir an önce görevini tamamlayıp, kız arkadaşı Şebnem’in yanına gitmeyi hayal etmektedir.  Bu tanışıklığın kendisine metafizik kapıları açacağından henüz habersizdir.


Yüzbaşı Atakan, Üzeyir’in sırrını çözmeye çalışırken bir yıl önce Trakya'da yapılan NATO tatbikatlarının izlerini sürer ve İğneada ormanlarında gizlenmiş elektromanyetik bir cihazı keşfeder.


Bir anda kendini uluslararası bir entrikanın içinde bulan yüzbaşıyı, bu çözümü zor durumdan fizikçi kız arkadaşı Şebnem kurtaracaktır.


***


Yani metafizik ve fizik karşı karşıya…


Kim kazanıyor sorusu anlamsız.


Zaten önemli de değil.


Önemli olan metafiziğin askeri istihbaratın içine kadar girmiş olması. Hem de çok uzun zamandan beri…


Kitapta askeri ve siyasi güçlerin metafizik istihbarattan nasıl yararlandığın ipuçları var.  Bunlar belki basit örneklemeler ama, bunlarla, örneğin ses dalgalarıyla neler yapılabileceğini görmek basit sonuçlara götürmüyor insanı.


Fizik istihbaratın bilimsel cevaplarını vermek kolay ama, iş metafiziğe gelip dayandı mı bu pek kolay değil.


Gerçi Murat Çavga’nın kitabında, romanın enteresan kahramanlarından olan Mardinli Mizgin Hoca bu zor soruların cevaplarını vermeye çalışıyor. Verdiği cevaplara inanmak zor tabi… Hatta imkansız bile diyebiliriz. Örneğin  Mizgin Hoca diyor ki;


“Gökler ve yerler… Toprak ve hava… Toz ve su… Hepsi birbirinden farklı birbirini tamamlayacak şekilde yaratılmışlar. Her alem diğer alemler içine geçmiş bir felek. Her perdenin bir oyuncusu, her alemin bir canlısı var. Beyaz sesler ve tozlar bulutu. Bu dünyada kaç hayat var bilir misin sen evlat?


Beş çeşit hayat vardır evlat. Biz insanların hayatı sadece bunlardan birisidir. Bizim haricimizde Hızır Aleyhi Selam da bu alemde yaşamaktadır ama, nerede olduğunu biz bilmeyiz. Ruh’ul Kuds İsa peygamber de ölmemiş ve halen yaşadığına inanırız bizler. Bir de Allah için şehit olanların yaşamı vardır ki onlar ölmezler. Çünkü Allah uğrunda ölenler diridirler. Ama gözler görmeyince kulaklar işitmeyince varlığa delil aramayan hisler inkara sürüklenir gider.. Saydığım dört çeşit hayatın içinde bir kesim vardır ki, nasıl biz insanlar bu dünyada varız, çoğumuzun farkında olmadığı cinler de kendi alemlerinde yaşar giderler. Bu meseleler herkesin idrak edemeyeceği şeylerdir evlat.”


Mizgin Hoca kitaba adını veren “Ley Hatları”nı da “iyilik hatları” adıyla şöyle anlatıyor:


“Yaşam bir enerjidir. Yaratılmışların içindeki enerjinin kutsanması ve birleşmesi gerekir. Her olayın bir görünen bir de görünmeyen tarafı vardır. Peygamberimizin bize bıraktığı gizli bir ittifak söz konusu. Bu ittifakın sözleşmesi ise Kunut dualarının içinde gizlidir. Eskiden Orta Asya, özellikle Tibet, Gobi ve Doğu Türkistan arasında kalan bölgelere kadar uzanan Mısır ve Yucatan diyarına kadar dayanmış iyilik hatları eski savaşlar neticesinde kaybedilmiştir. Şimdi ise hatları Mekke, Kudüs ve İstanbul üçgeni içerisinde kalan rahmani cinlerin güvenle yaşayacakları bölgelerdir. Hatlarının sınırlarını belirleyen taşlardan birincisi Mekke’deki Hacerül Esved taşı, bizzat Peygamberimiz tarafından Kabe yapısının içerisine yerleştirilmiştir. Kudüs’teki Mescid-i Aksa’nın altındaki mağarada bulunan taş ve en son da İstanbul’daki Çemberlitaş bizim sınırlarımızı belirleyen üçgen içerisinde rahmani cinlerin yaşadığı bölgelerdir. Kuzey’de İstanbul, doğuda Mekke, Batı’da Kudüs. Ortası Mezopotamya. Mezopotamya kaybederse iyilik ruhunun enerjisi de kaybedecek ve dünyanın dengesi bozulacak. Ancak rahmani cinlerin yaşadığı bölgeler ifritler tarafından istila edilmek üzere. Bu iyiliğin ve kötülüğün savaşı. Şimdi Irak yanıyor. Güneydoğu yanıyor, Kudüs yanıyor… Süreç başladı artık.  Bizler iyi, latif varlıklara yardım ettiğimiz gibi, bizim haricimizdeki insanlar da  diğerlerinin esiri olmuş halde ifritlere yardım ediyor. Bak Kudüs’te Mescid-i Aksa’nın altı oyulmaya çalışılıyor. Çemberlitaş yıllardır bir tamirdir gidiyor. Hatta Hacerül Esved’e bile tarihte dokunmaya kalktılar. Barikatlar ortadan kalkıyor”


Bu sözlerle Mizgin Hoca bu dünyada yaşayan diğer varlıkların da savaş içinde olduğunu söylemek istiyor.  Yani cinlerin… “Eğer onlar kaybederse biz de kaybederiz” derken, şeytani cinleri esir alarak insanların rahmani cinlere yardım ettiğini söylüyor. Ve tabii aynı yardımın rahmani cinlerden de geldiğini, “Ebabil kuşları ateşten toplar atarak filleri yenmedi mi? Çanakkale Savaşında koca bir İngiliz taburunu kıyılarımıza çıkarken beyaz bir duman içerisinde kaybedenler kimlerdi?” sorularıyla anlatmaya çalışıyor.


***


İşte böyle… Metal Fırtına kadar ses çıkarmasa da, popülist dönemin bir çırpıda okunan kitaplarından biri olarak “Beyaz Ses / Ley Hatları”, çok satacak kitaplardan biri olarak raflarda yerini aldı.


Zaten bu kitap Murat Çavga’nın ilk romanı değil. İlk kitabı “Peymani Tılsım” da çok satan kitaplar arasına girmiş.


“Peymani Tılsım” Üzeyir adlı gayrimüslim bir iş adamının Müslüman mezarlığında öldürülmesiyle başlıyor. Üzeyir Garih cinayetini anımsatıyor bu başlangıç. Fakat roman daha sonra Abdülhamit dönemine götürüyor sizi. Bu kez yazarın esrarengiz, bol bilinmezli denklemlerine tarih eşlik ediyor.


Murat Çavga nasıl biridir bilmem ama, kitaplarından tarihe, edebiyata, felsefeye, parapisikolojiye düşkün bir insan olduğunu sanıyorum. En önemlisi de analiz yeteneği son derece gelişmiş. Öyle olmasa ilgi alanına giren bu konulardan iki farklı roman çıkarması mümkün olamazdı.


Tarihe ilgi duyuyorsanız, bir de üzerine bol bilinmezli, tılsımlı, muskalı, cinli, perili hafif bir sos istiyorsanız; Murat Çavga’nın kitaplarına bir göz atmanızı öneririm.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.