Beyhude sonbahar

PAYLAŞ

Karamsarlığım mı üstümde nedir, bir süredir şairin şu dizesini yineleyip duruyorum: “Bitsin hayırlısıyla bu beyhude sonbahar.” Oysa şu sıra belli bir sıkıntım da yok. Yaz boyu çalıştım. Bu arada tatil de yaptım. Tatilde de iyi çalıştım. Sıcak günlerin bu kadar verimli geçeceğini düşünmüyordum. Önümde uzun bir kış var, birileri dıştan zorlamazsa kış da verimli geçebilir. Ne olursa olsun, dış dünyadan tam olarak kopamıyoruz. İnsanlar gereksiz işler yaparken sizi de işinizden edebiliyorlar. Kimileri yazık ki küçük sorunlar peşinde geçiriyor günlerini. Bu kadar küçük hesabı insan nasıl yapar, bazen şaşıp kalıyorum. (Şaşıp kalıyorum ama şaşırıp kalmıyorum.) Efendim, apartmanın suları ortakmış da bu adaletsizliği gidermek gerekirmiş. Çok kolay. Kapıdan banyoya kadar kıracağız. Ne için? Birinden öbürüne hak geçiyor. O zaman ben belki de sekiz yerine yedi buçuk ödeyeceğim. Bunun için kaç lira masraf yapılacak? Masrafın önemi yok beyefendi, biz paranın değil adaletin peşindeyiz, adalet yerini bulsun da. Aman ne güzel, nereden öğrendiniz bu adalet denen şeyi? Babalarınız bilmezdi de. Sanırsın üç kuruşa muhtaç durumdalar. “Cenabı Allah kazalardan belalardan…” Her neyse, ne yaparlarsa yapsınlar. Uzağımda olsunlar da gerisi kolay. En büyük mutluluk kendi kendine kalabilme mutluluğudur. Ama birilerine katlanmayı da bilmeliyiz, değil mi? İşleri güçleri yok. Enaz emekle çok iyi yaşamak telaşında herkes. Sonra da soruyorlar: toplumca biz duruma nasıl geldik? Tek tek basaraktan geldiniz canım…

İnsanoğlu öyledir, başına gelenlerin kendiyle ilgili yanını görmez de başkalarıyla ilgili yanını görür, o zaman başlar şanssızlık gösterilerine girmeye. Ben boş işlerle uğraştım, tembelliğin ılık havasında yaşadım, çok şükür uyuşukluktan başka bir şey bilmedim, sonunda da gördüğünüz gibi bu duruma düştüm demez kimse. Talihsiz arkadaşım benim, her kötülük dönüp dolaşıp gelip onu bulmuştur. “Arabesk” denen güzellik damdan düşmedi. Adam kendini başkalarıyla karşılaştırır: o da benden daha iyi bir şair değil ama onun üç ödülü var benim hiç yok. O yolunu bulmuştur, sen bulamamışsındır, hepsi bu. Ama onun ödüllü şairliğiyle senin ödülsüz şairliğin birbirine pek güzel uyuyor. Şairler olarak birbirinizin burnundan düşmüşsünüzdür. Toplumumuz az emekle verimli bir yaşam sürmek isteyen güzel insanların toplumu oldu. Sonra da bilmez gibi birbirimize soruyoruz: biz bu duruma nasıl geldik? Bade süzerekten, inci dizerekten gelmiş olabiliriz, başka bir olasılık yoksa. Biz bu duruma küçük hesaplar yaparak geldik. Bir yerde konuşmaya çağırıyorlar. Konuşurken salona bakıyorsunuz: çok az kişi canla başla dinliyor. Güzel güzel uyuyan da var. Sen de uyutma insanları diyeceksiniz. Yerden göğe haklısınız. Ne deseniz haklısınız. Onun için kalkıp ta nerelere gidiyorsunuz. Üç beş gününüz havaya gidiyor. Her şey dönüp dolaşıp dostlar alışverişte görsün sorununa indirgeniyor.

Verimsiz ortamlardan ne kadar kaçsak ancak belli ölçüde kaçabiliyoruz. Kaçabildiğimiz kadar kaçacağız işte. Sağlıklı kalmanın, toplumsal hastalıklardan korunmanın başka yolu var mı? Adam on yaşındaki aklını elli yaşında da özenle sürdürüyor. Bu yaşa kadar ne yaptın babalık, hiç kendinden rahatsız olmadın mı? Arzuhalci diliyle yazdığın ve kimsenin okumadığı kitaplarınla bir büyük adam imgesi oluşturmaya çalışıyorsun. Aşağı yukarı yarım yüzyıldır ya da daha uzun bir zamandan beri o eski çayırlarda otluyorsun, bununla birlikte Tanrı bizi korusun bilmediğin hiçbir şey yok. Yükselip durdun, hiç önünü kesen olmadı: müdür oldun, profesör oldun, siyasetçi oldun, haşa huzurdan filozof oldun, bu arada apartman yöneticisi bile oldun. Geçende şöyle bir haber aldık: herhangi bir “etik kurulu”na üye seçilmişsin. Günlerdir gülüyoruz buna. Demek ki bu garip dünyada birilerinin ahlaklı olup olmadığı senin kararlarınla belirlenecek.

Ne çok işim var. Şu sıra boşveriyorum. Tezgahta sekiz tane kitap vardı, bir o kadar da tasarı. Bunlardan bazılarını sizlere öbür dünyadan göndermek durumunda kalabilirim. Giderken malı mülkü götüremeyeceğimiz gibi oradan buraya kargoyla bir şeyler göndermek de olası olmayabilir. Ne yapalım, biz de göndermeyiz. Şu sıra sanki gidici gibi değilim ama kim bilebilir. Gene de sonuna kadar kullanmalıyız yaşamak hakkımızı. Bütün sululuklara, bütün vurdumduymazlıklara, bütün basitliklere ve bayağılıklara karşın, bütün acınası durumlara, bütün zavallılıklara karşın, bütün tembelliklere ve uyuşukluklara karşın yaşamak hakkımızdan vazgeçmemeliyiz benim sevgili dostlarım. Ne olursa olsun, beyhude sonbahar duygusunu içimizden atmak kolay olmuyor, kolay olmayacak. “Bitsin hayırlısıyla bu beyhude sonbahar.”

CEVAP VER