Beyoğlu… Beyoğlu…

Bir köşesinde akşam oluyor, diğer köşesinde gün doğuyor kimine. Kiminin kendini herşey sandığı, kiminin kendini hiçkimse varsaydığı kalabalıkların caddesi. Aynı anda herşey aynı anda hiçkimse. Kahpe felek dediğimiz yalnışlarda, çok şükür dediğimiz sofralarda bir İstanbul gecesi Beyoğlu’nda. 


Hıçkıran bir çocuğun istediği tek oyuncak gibi aşk burada ve iş ve para… Kiminin peşine düştüğü, kiminin peş yaptığı. Yanaklarını pembeleştiren bir ilk karşılaşma anı var her yaşta… Ellerin üşür yalnızlığında, oysa yanında biri varsa bir sıcak şarap ve peynir tabağında, eski aşklarını konuşursun taş binanın deniz gören terasında. Bir gitar sesi uzar akşama, her çın sesinden bir firar geçmişe, sığdıramadığın sevdalar iki dudağının arasında.  Gitme diyemediğin sevgililer gibidir zaman, ne yapsanda kayar gider…


Acil bir müdahale için geç kalmış hastalar gibidir aşıklar. ıllaki başlar hayat yine bu sokaklarda. Mucizelerin köşebaşlarında cirit attığına tanık olduğum bir cadde-i kebir’dir Beyoğlu.


Merhaba der biri özgürce, merhaba der diğeri ürkerek. İlk karşılaşmaların anlık mucizesi. Ben tanıyormuyum sizi bir yerden, hiç yabancı gelmiyorsunuz? – belki de hiç ayrılmadık der diğeri, ben hep bekliyordum sizi işte tam burada, Atlas pasajında, CD satan bir dükkanın blues reyonunda. Şaşkın ama bir o kadar yabani bir telaşla, ne söyleyeceğinden çok ne düşüneceğini bilmez bir halle çarpışan bakışlar. Az once üşüyen ellerinin birdenbire ısınıvermesi bir mucize midir bu sokaklarda?


Bir aşk ancak burada bir masala dönüşebilir ve bir aşk ancak bu sokaklarda muazzam bir bitişe tanık olabilir. Yanınıza yaklaşan yabancı, – görmek isterim sizi tekrar der, siz – ben hep buralarda bir yerdeyim dersiniz. Gitme diyemediğiniz bir sevgiliyi yine bu sokaklarda göndermişsinizdir.


Minnacık çiçekli bir gömleğin arkasına gizlenip, -bu benim- dersiniz, sonra kulaklarınıza bir fransız şansonu takılır tünele doğru. Galatasaray lisesinin arasından kıvrılıverdiniz mi işte karşınızdadır Fransız Sokağı. Herşey hiçbirşeydir Beyoğlu’nda, hiçbirşey herşey olur bir kadeh sıcak şarapta. Her yüz tanıdık gelir bir saatten sonra.


Her gitar çalan çok ünlüdür, her merhaba diyen arkadaş, kahkahanızda çoğalır şarkılar, hüznünüzde kanar yaralar ve illaki karşınıza çıkar geçmişten bir arkadaş Beyoğlu’nda…


Merhaba diyene kapınız açılır, hoşçakal diyene sırtınız. Az önce bitmişti aşk, ama tekrar başlayabilme umudu daima vardır Beyoğlu’nda.


Tramvayın çıngıraklı düdüğü önünüzü keser, içeriden bağırır biri – e geç kaldınız o kadar bekledik- diye… Gülümsersiniz hiç tanımadığınız gülüşlere. Belki de biraz geç kalmaktır hayat, her güzel şeyin bir gün biteceğini bile bile…


İstiklal Kitabevi’nden  bir kitap, bir cd ve bir flar ayaküstü tezgahtan alelacele. Bir sinema çıkışı, Yeşilçam sokak,  İnci’den prefterol koyu çikolata kıvamında. Üşüyen burnunuz ve ıslanan yüzünüzün sizi güzelleştiren bir tarafı var yinede.  Çünkü siz burada ne müslümansınız, ne hristiyan,  Bir fabrikatörde olsanız bir öğrenci de, bu sokaklarda dolaşan sadece bir insan.


Hiç çekinmez bir el dokunmaya omzunuza, sigaran var mı  demek kadar kolaydır seni seviyorum demek. Saat kaç olursa olsun, o kadar kolay bir aşkın peşine takılıp gitmek. Yaşadığınızı zannettiğiniz anlardan geçerek ve asıl yaşamın ne olduğunu farkederek…


Gitmek mi zor kalmak mı diyen alaturka bir şarkının, pasajı dolduran ekosunda, kesekağıdına sarılı bir rakı şişesi gibi durağan ve ardından gelecek sarhoşluğun sizi öldürmesine izin verecek kadar da cesursunuz. Haydi eller havaya rakı şişesinde, haydi ruhum danset kırmızı mumlar ve beyaz şarap eşliğinde. Herkes sevgili herkes arkadaş, herkes katil herkes ayyaş, kimi isterseniz kim olur karşınızda. Sıcak çorbanın rehaveti, ayaküstü nohut pilav ve sucuk ekmek sarhoşluğunuzun son noktası. 


Gitmek de zor kalmak da. Gel demenin zor olduğu, gitmelerin kolay olduğu Fransız sokağı. Ve karşımda üşüyen ellerimin pasını alan bir dost…. Şerefe dediğimiz bir şeref ağırlanmakda. Şerefe de içeriz, şerefsizliğe de bu saatten sonra.  Konyak da yeter bira da ayılmaya… Ama kelimeler yetmez Beyoğlu’nu bir kadehte anlatmaya…


Siz iyisi mi bu akşam kimseye söz vermeyin. Bir başınız var, alıp gidin. Atlas pasajı’na, ardından Fransız sokağı’na. Uzun zamandır farketmediğiniz bir hayata geç kalmamak adına , belki de burası  sizi bekleyen  bir aşkın ilk durağı… 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.