Biber gazı altında demokrasi sınavı

Haberlerin verilişine dikkat ediyor musunuz? “Polise karşı taş atan göstericilere karşı polis biber gazı ile müdahalede bulundu.”
Bu haberi yapan muhabirin nereden bakıp yaptığını söylemeye gerek var mı? Gerçek tam tersi olduğunu herhangi bir yürüyüşe katılan bilir, polis saldırmadığı sürece yürüyüşler olaysız geçiyor… Bunu milletvekilleri bile tespit etmiş durumdalar…
Hafızamızı 1 Mayıs etkinliklerine doğru yönlendirin, ne zaman polis saldırmadı, olaysız bahar havası altında halaylar eşliğinde kutlandı… Peki, daha öncesi neden polis hep saldırmıştı? İktidar aynı iktidar, biber gazı yiyenler yine aynı insanlar, peki ne değişti de polis solcu, Kürt, Alevi ve komünist olarak gördüklerine saldırmadı ve şimdi neden saldırmaya yeniden başladı…
Newroz kutlamaları ile başladılar, hızlarını alamadılar yasa dışı ilan ettikleri yürüyüşlere saldırmaya başladılar, neden bir anda muhalif olarak gördüklerine saldırmaya başladılar?
Bizim bilmediğimiz bir yeni politika mı var, muhalefetsiz bir Türkiye ile Suriye üzerine “ya Allah!” deyip gitmek mi var? Nedir bu saldırıların arkasında ki pazarlık ve planlar?
Polise emir verenler elbette bir valinin inisiyatifinde olmadığı kesin, çünkü merkezi olarak bütün gösteri alanlarında saldırı olmuş… (Eğitim Sen’in kendi mesleki konusunda düşüncesini söylemek amacıyla meydanlara çıktığı son olaylar)
Hadi bunu biraz düşünelim, iktidarın bize söylemediği gerçekler nedir?
Aslına bakarsanız hepimiz biliyoruz ama sesli söylemiyoruz… Sessizce kabul etmek mi, yoksa biber gazı altında olanlar ile dayanışma içinde olmak mı daha insancıl?
Her saldırı arkasında gizli planların ve beklentilerin olduğu bilinmektedir, çünkü her saldırı sonunda bir bakmışsınız açılım adı altında kendi planlarını ve programlarını uygulamaya koymuş oluyorlar.
Eğer bir araştırma yapılmış olsa, gelişmiş ülkeler ile geri bıraktırılmış ülkeler arasında polisin müdahalesi ve yürüyüşlerin istatistikleri karşılaştırılsa çok çarpıcı sonuç ortaya çıkacaktır, çünkü gelişmiş ülkelerde her an yürüyüş ve eylem olurken, üstelik ülkenin ekonomik çıkarlarına karşı yürüyüşler ve gösteriler olurken, polisin müdahale sayısı çok az olduğuna şahitlik edebilirsiniz, çünkü orada ki mantalite göstericilerin can güvenliği konusunda polis sorumludur. Kısaca polis yürüyüşe katılanların yaşama hakkını korumakta ve onun yürüyüş yapma hakkını belirli bir çerçeve içinde yapmasına olanak sağlar.
Almanya’da Neo Nazilerin her sene yaptıkları 1 Mayıs yürüyüşü yabancıların çok olduğu semtin içinden geçer ve orada çatışma her sene olur. O olaylarda bile polis göstericilerin can güvenliği yanında gösteri hakkına saygılıdır ve gösteriler önceden izin alma zorunluluğu yoktur, zaten izin istense de verilmezdi!
Yeşiller hareketin doğuşunu sembolize eden nükleer artıkların Fransa’dan Almanya geçiş hattı izinsiz yürüyüşlerin alanıdır. Her artık girişinde büyük eylemler olur ve hiç biri izinli değildir. Üstelik merkez hükümeti yasaklamış olmasına rağmen sürekli olur. Polis sadece onları tutuklar ve mahkemeye sevk etmek ile yükümlüdür. Polis sendikası inisiyatif kullanarak başka kararda alabilir.
Gelişmiş ülkelerde her zaman bir eylem olduğunu gidenler bilir, mutlaka bir şeyi protesto eden birileri hep olur. Göstericilere yapılan saldırı çok azdır. Bizde ise solcu, komünist, Kürt, Alevi gösteriler saldırı altındadır, saldırı olmadığı çok nadirdir. Cuma günleri Beyazid camisi önünde yapılan eylemlerde ise polis bir anda batı polisi gibi olur, eylem yapanları koruyucu önlem alırlar. Üstelik şu meşhur andaçların olduğu dönemde çok kibar davranmışlardır. İktidar göstericiler arasında ayrım yapmaktadır, kendisine yakın olarak gördüklerine batı normları uygulanırken, kendisi gibi düşünmeyenler karşısında acımasız ve orantısız güç kullanmaktan çekinmemektedir.
Merkezi olarak yapılan bu saldırılar, demokrasi mücadelesinde daha çok yol almak zorunda olduğumuzu göstermektedir. Bu iktidarın döneminde ve daha önceki dönemlerde var olan zihniyet yapısı içinde demokrasi adı altında; kendisi gibi düşünen, kendisi gibi davranan bir cemaat yaratma girişimi olarak görebiliriz.
Gerçek demokrasi isteyenler, ulus devletin ilkeleri dışında çok kültürlü toplum isteyenler, bir arada yaşam kültürü ve hoşgörünün yükselmesini isteyenler, bu nefret söylemlerine, linç kültürüne karşı seslerini yükseltmeliler, aksi halde dayak yiyen yediği ile kalmaya, dayak atan harcadığı biber gazını ithal etmek ile uğraşmaya devam edecektir.
Bugün iktidar; “geçmişe göre daha demokrat bir ortam yarattık, konuşulmayan konuları konuşur kıldık, özür dilenmesi gereken ne varsa diliyoruz” demektedir. Kendisi istediğinde, kendisi izin verdiği kadar alan açan iktidar, alanlarda seslerini duyurmak isteyen muhaliflere karşı acımasız şekilde biber gazı ile saldırmak için emir vermeye devam ediyor. “Sokakları, meydanları kaptırmam, o alanlara benim iznim dışında girilmesine izin vermem” diyen bir anlayış demokrasi getiremez, getirdiği biber gazı altında bıraktığı ve orantısız gücün kullanıldığı resimdir. Tarih, yaşananları not etmektedir, gelecekte bugünleri sorguladığımızda iktidarın nefret ve linç kültürüne yapmış olduğu katkıları tartışacağız, ileri demokrasiden ne anladığını ve nelerin yaşandığını konuşacağız. Biber gazı altında nasıl demokrasi sınav verildiğini ve meydanlarda olanların gurularını ve anılarını dinleyeceğiz. Çünkü hiçbir iktidar muhalifleri yok edememiştir, bir süreliğine yer altında hapsedebilir ama asla yok edemez.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.