Bilgi çağında bu ne cehalet

Önce, Hürriyet yazarı Özkök’ün geçen günkü yazısından küçük bir alıntı:

“Öyle anlaşılıyor ki, önümüzdeki yıllarda insanlık şu soruları daha güçlü ve cesur şekilde sormaya başlayacak.
İnanç nedir?
Gerçekte, Allah’a mı inanıyoruz, yoksa peygamberlere mi?
Din nedir?
Allah’ın inanç sistemi mi, yoksa peygamberlerin mi?
Ve tabii ki “vahiy” nedir?
Allah’ın kelamı mı, yoksa peygamberlerin mi?”

Hemen belirteyim ki; bu yazının maksadı, söz konusu yazara din ile ilgili bilgi vermek ya da ikna etmek değildir.

Her şeyi bilen iddiasında olan ve köşelerinde genellikle hemen her konuda ahkâm kesen ülkedeki yarı aydınlarımızın, içinde yaşadığımız bilgi çağında zaman zaman bu gibi sergiledikleri cehalet çok düşündürücü olmalıdır.

Bu yarı aydınlar, İslâm’ı değil öğrenmeyi, öğrenmemeyi marifet saymışlar. İslam’ı, bırakınız bir inanç (din) olarak, tarihi bir gerçek, tarihi bir bilgi olarak bile araştırmaya yanaşmamışlar.

Bilgi sahibi olunmayan bir hususun anlaşılmasını beklemek, zaten boşuna uğraş olur.

Ne acıdır ki; bu kesimler kendi toplumlarının bir gerçeği olan dini, bir batılı araştırmacı kadar öğrenmeyi düşünmemişlerdir.

İşte, sonuç ortada…

Yukarıda naklettiğimiz yazıdaki sorulara bakın. Ne dediğim daha iyi anlaşılacaktır.

Öyle bir aydın ki; İnancın, dinin ve vahyin Allah’ın mı, yoksa peygamberin mi olduğunu soruyor.

Bugün yolda çevirdiğiniz birine sorun, size Allah’a inanmak ile peygambere inanmanın aynı şey olduğunu söyleyecektir. Allah’a inanırsanız, onun gönderdiği peygambere ve getirdiklerine de inanmışsınız demektir.

Bu sebeptendir yazıda bazı terimleri açıklamayı bile lüzumsuz gördüm. Çünkü en okumamış vatandaşın bile bu hususları çok iyi bildiğine inanıyorum.

Eğer söz konusu sorularda kasıt yoksa cehalet olmadığını kim söyleyebilir?

Birçok köşe yazısında, bilmem ne şarabın kalite ve tarihini yazanların din gibi önemli bir hususta cehalet sergilemeleri sadece üzücüdür.

Bunları öğrenmek için basit bir ansiklopediye bakmak yeterliyken bu cehalet neden?

Halka yol gösterici iddiasında olanların düştüğü şu gülünç duruma bakın.

Bazılarının aklına şu gelebilir: “Kardeşim sen kim, Özkök gibi biri kim. Onu eleştirecek kapasiten var mı?”

Hemen cevap vereyim.

Birincisi; doğrunun şahsi sahibi yoktur. Birinin söylemesi gerekir.

İkincisi; bu güne kadar sırça köşklerde yaşayanları çok büyük zannederdik. Ama değilmiş. Vatandaş bilgilendikçe kralın çıplak olduğu derhal meydana çıkabiliyor.

Vatandaşın emin olduğu hususlarda kim ne yazarsa yazsın, fayda etmeyecektir. Vatandaş bunları okudukça sadece bıyık altından gülmüş oluyor.

Hepsi bu kadar…

izzettinicin@hotmail.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.