Bilim ve ahlak

PAYLAŞ

Henri Poincaré (1854-1912) maden mühendisliğinden matematikçiliğe yönelmiş, özellikle 1881’den sonra matematik alanında çok önemli işler yapmış bir bilim adamıdır. Bu değerli insan matematikte sınırlanmadı, fizikle mekaniği de içine alan, gökbilime kadar uzanan son derece geniş bir alanda çalıştı, evrenin oluşumuyla ilgili görüşler öne sürdü, ısının yayılması üzerine, optik ve elektrik üzerine birçok inceleme yayımladı, ilgi alanını dalgaların kırılmasına kadar genişletti, telsiz telgrafla bile ilgilendi. Oldukça kısa sürmüş yaşamının sonlarında çok az önemsenen bir alanla, bilim felsefesiyle uğraştı, tarihsel gelişimi içinde bir bilim felsefesi çalışması yapmak yerine bilime filozofça bakmaya çalıştı. Bu onun biraz da yapıp ettikleriyle ilgili bir toplu bakış ya da kendini gözden geçirme çalışmasıydı. Matematikten ve doğa bilimlerinden hiç anlamam ama onun La valeur de la science (Bilimin değeri) [1906] adlı kitabı başucu kitaplarımdandır. Bu kitabın bütününde Henri Poincaré çeşitli örnekler vererek bilim nedir sorusunu karşılamaya çalışır. Anlatımının rahatlığı birinci planda ilgimizi çekiyor. Kitabın başlarında bu değerli bilim adamı bilimle ahlak arasındaki ilişkiyi ya da koşutluğu ele alıyor. Bilimi ahlakla ahlakı bilimle karıştırmadan bilimin ahlaka ve ahlakın bilime ters düşmediğini anlatıyor. Bilim ve ahlak üzerine özetle şunları söylüyor:
“Doğruyu aramak için bağımsız olmak gerekir, tümüyle bağımsız olmak gerekir. Buna karşılık eğer eylemde bulunmak istiyorsak bir araya gelmiş olmamız gerekir. Bu yüzden birçoğumuz doğrudan korkuyor, birçoğumuz doğru’yu bir zayıflık nedeni sayıyor.
“Bununla birlikte doğrudan korkmamak gerekir, çünkü o tek güzel şeydir. Ben burada doğru’dan sözederken elbette en başta bilimsel doğru’dan sözetmek istiyorum, ama ahlaki doğru’dan da sözetmek istiyorum, adalet denen şey de ahlaki doğrunun yüzlerinden biridir.
“Sözcükleri yanlış kullandığım düşünülebilir, ortak yanı olmayan iki şeyi aynı ad altında topladığım düşünülebilir. Kendini ortaya koyan bilimsel doğru’nun kendini sezen ahlaki doğru’ya yakın olmadığı düşünülebilir. Bununla birlikte onları birbirinden ayıramam. Birini bulmak için de öbürünü bulmak için de ruhumuzu önyargıdan ve tutkudan tümüyle kurtarmaya çalışmak gerekir, mutlak içtenliğe ulaşmak gerekir.
“Bu iki çeşit doğru bir kere bulundu mu her ikisi de bize aynı sevinci verecektir. Birini ya da öbürünü gördüğümüz anda aynı ışık parlayacaktır, öyle ki ya o ışığı görmek ya da gözleri kapamak gerekecektir.
“Sonunda her ikisi de bizi kendilerine çekerler ya da bizden kaçarlar, onlar hiçbir zaman oldukları gibi kalmazlar, insan onlara ulaştığını sandığı anda daha da yürümesi gerektiğini görür ve onların peşine düşen kişi dinginliği hiçbir zaman tanımamaya mahkum edilmiştir. Şunu da ekleyelim: onların birinden korkan öbüründen de korkacaktır.”
Henri Poincaré bilimin her şeyden önce bir sınıflama olduğunu söyler. Birbirine uzak duran, birbiriyle hiç ilişkisi yokmuş gibi duran olgular arasındaki bağı görmek, bu olguları birbirine yaklaştırmak bilim adamının işidir. Nesnelliği nerede arayalım sorusuna Nenri Poincaré ilişkilerde arayalım diye yanıt verecektir. Bir şeyin kendisini merak etmek ve bu yolda çaba göstermek hiçbir sonuç getirmez. Maddeyle ilgili ilişkileri görmek yerine maddenin ne olduğunu ortaya koymaya çalışsam ya da elektriğin etkilerini değil de kendisini araştırmak istesem hiçbir şey elde edemem. Önemli olan ilişkileri görmek ve ilişkilerden giderek yasaya yükselmektir. Bunun için de bilim adamının ya da araştırmacının sürekli deneyler yapması gerekir. Deney yapan kişinin son derece sabırlı olması önemlidir. Demek ki yasa deneyden bir çırpıda çıkmaz: bireysel bir çabadan genel bir yasanın doğması yoğun arayışların sonunda gerçekleşecektir. Deneyden yasa çıkarmak deneyi genelleştirmek demektir. Deneyden yasaya yükselme yolunda bilim adamının kuşkuyu elden bırakmaması gerekir. Usumuza güvenebilseydik kuşkuculuğa gerek kalmayacaktı, ama usumuz bizi her zaman yanıltabilir. Ne var ki kuşkuculuğu aşırıya götürmek de doğru değildir. Aşırı kuşkuculuk bizi sağlam sonuçlara götüreceği yerde açmazlara düşürür. Aşırı kuşkucular bilgi konusunda son derece güçsüz ya da yetersiz olduğumuza inanırlar, gerçekte hiçbir şeyi bilemeyeceğimize inanırlar. Ölçülü kuşku bilim adamının en büyük yardımcısıdır.

CEVAP VER