Bilimdeki felsefe

Bilimdeki felsefe

0
PAYLAŞ

Bilimlerin felsefeden iyiden iyiye koptuğu zamanlarda Descartes bu kopuşun tehlikelerini görmüştü. XVII. yüzyılın bu büyük bilgesi insan bilgisinin bir bütün olduğunu söylüyordu. O hem bir bilim adamı hem bir filozoftu. Bu iki özelliği bağdaştıranların sayısı çok değildir. Bilime meraklı Descartes zamanla felsefesini oluşturdu. Bu bize bir alanı bırakıp bir başka alana geçmek gibi görünebilir. Bu doğru değildir. Descartes’ın birinci dönemi bilim adamlığı dönemidir ikinci dönemi metafizikçi dönemidir diye düşünmek yanlış olur. Descartes bilimden felsefeye ulaştı demek sanırım daha uygun olacaktır. Descartes bilimi bırakıp felsefeye yönelmiş değildir. O kısacık yaşamının en verimli döneminde hem bilimin ne olup ne olmadığını düşünen bir filozof hem felsefenin anlamını enine boyuna tartışan bir bilim adamı oldu. Bilimle başladığı, sonra bilimle felsefeyi bir bütünde kavramaya çalıştığı söylenebilir. Descartes gününün bilim adamlarında felsefeye karşı bir isteksizlik buluyor, bunu açıkça eleştiriyordu: bütünleyici felsefi bakış olmadan bilim çok kabasaba bir uğraş olarak kalır diye düşünüyordu. Daha sonra Kant da anlığın ışığında elde edilen bilimin usun bütünleyici gücüne gereksinim duyacağını söylemedi mi? Salt bilim yapıyorum dersek ister istemez teknik düzeyde kalırız,
bilim adamlığımızı teknisyenliğe indirgeyip çıkarız.

Özellikle uygulama alanları çok geniş olan bilimlerde çaba gösterenlerin kuramsal bilgiden çok uygulamalı bilgilere yöneldiklerini, uygulamada özellikle başarılı olabildiklerini görüyoruz. Kuramsal olanla ilgilenmeyenlerin bir de kuramın kuramı olan felsefeyle ilgilenebileceklerini düşünmek çocukluk olur. Elbette teknisyenlik diye bir çalışma alanı vardır ve bu alan önemlidir, ama teknisyenliğin bilim adamlığıyla eşanlamlı olduğunu düşünemeyiz. Gene de ben teknisyenim, bu işin bilim yanından hiç almamam ve anlamayı da düşünmem diyenin alnından öpmek gerekir. Aman kuram olmasın da ne olursa olsun derken öte yanda bilim adamı havaları atan insana doğal olarak öfke duyarız. Üst düzeyde bilim adamı ne ölçüde uygulamaya dönük çalışmak durumunda olursa olsun kuramdan uzak olamayacaktır. Kuramın uç noktasında da felsefe vardır. Kısacası bilim adamlığı önünde sonunda kurama ve kuram da felsefi bilgiye zorunludur. Bazı bilim adamlarında gördüğümüz yavanlık ve kısır kalmışlık felsefeden kopuk olmanın ya da felsefeye yeterince emek vermemiş olmanın sonucudur. Bilim adamının felsefi bakış açısını gereksinmesi felsefe adamının bilimsel düşünceye yakın olma sorumluluğuyla eşleşir. Bugün bu kuram ve eylem bütünlüğünün geniş çerçevede etkin olduğunu söyleyebilmek güçtür. Dünyanın her yerinde son derece nitelikli bilim adamlarından büyükçe bir bölümünün felsefe korkağı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Onlar felsefeyi ayrı bir alan sayarlar ve felsefenin gücüne inandıklarını söyleseler de felsefeden uzak dururlar. Siz bugün bir tıp ya da kimya bilgininin felsefi bilgiyi çalışmalarında gerçek anlamda bir yol gösterici olarak gördüğünü düşünebiliyor musunuz? Felsefeyi meslek edinmişlerin bile felsefeyle gerçek bir yakınlık içinde olmadığı hatta felsefeden bucak bucak kaçtığı bir dünyada bilim adamı felsefeyi ne yapsın!

Einstein bu konuda şunları söylüyor: “Elbette bir nedene dayanarak bilim adamının kötü bir filozof olduğu sık sık söylendi. Fizikçinin felsefe yapma işini filozofa bıraktığı yerde bu doğal değil mi? Fizikçinin temel yasalar ve kavramlarla ilgili olarak katı bir dizge ortaya koyduğuna inandığı çağda bu çok doğaldı, o durumda temel yasalar ve kavramlar öylesine sağlam bir biçimde temellendirilmişlerdir ki hiçbir kuşku dalgası onlara ulaşamaz. Ama bizim çağımız gibi bir çağda bu doğal değildir, bu çağda fiziğin temelleri de sorunlu duruma geldi. Sonuç olarak deneyin bizi daha yeni daha sağlam bir temel aramaya zorladığı günümüzde fizikçi kuramsal temellerin eleştirili açıklamasını kolayından filozofa bırakıp çıkamaz, çünkü o hangi dikenin kendisini yaraladığını biliyor ve seziyor. Yeni bir temel ararken o yararlandığı kavramların hangi noktaya kadar doğrulanmış ve zorunlu olduğunu tam anlamında göz önünde tutmaya çalışmalıdır. Tüm bilim gündelik düşüncenin arındırılmasından başka bir şey değildir. Bu nedenle fizikçinin eleştirili düşüncesi kendi alanının kavramlarını incelemekle sınırlı değildir. Çok güç bir sorunu eleştirili açıdan incelemeden ilerleyemez o. O güç sorun da gündelik düşüncenin doğasının ayrıştırılmasıdır.”

BİR CEVAP BIRAK