Bilinmeyen değerlerimiz

10 sene sonra ismi Fazıl Say gibi çok duyulacak. Şimdiden size tanıtayım istedim. Londra’da 30 Ocak akşamı St Pancras Parish Church’de verdiği konserle yürekleri fethetti, içimizi ısıttı, şimdiden gururumuz oldu.

Bach, Rahmaninov, Bethowen, Brahms, Chopin’i nakış gibi işleyen konserinin finalini Sarı Gelin’in uyarlaması ile yapması ve ona eşlik eden piyanist Polonyalı genç sanatçı Paul Ulman ile oluşturdukları doğaçlama uyum, salondaki İngiliz, Polonyalı ve az sayıdaki Türk’ü büyüledi… Az sayıda Türk demek ne kadar da acı değil mi? Bunun sebebi de kültürümüzün Rönesans yerine, suçiçeği ve kızamık çıkarmış olması. Popüler müzik alanında tek bir Dünya markası isim çıkaramamış olmamızın da sebebi bu aslında. Londra’lara, Paris’lere, Münih’lere gidip Avrupa’da konser verdi haberleri çıkarmaları da komik, çünkü burada da Türklere şarkı söylüyorlar hepsi… Klasik müziğe ilgimiz popüler müzik kadar olsa, gelişiyoruz demektir.

Bu tür sahip çıkma sorumluluğunu üstlendikleri için Emre Engin organizasyonunu yapan ve elini taşın altına koyan bizim insanlarımıza müteşekkiriz. Keşke prestij için Londra’da konuşlanan firmalar bu tür gençlere sponsor olsalar, keşke Londra’da yaşayan toplum üyelerimizden daha geniş bir yelpazede katılım olsa.

Rönesans görmemişliğimizden daha basit görmemişliklerimiz de var. Elbet klasik müzik konseri izlemek, önce sevgi, sonra bilgi gerektirir. Tüm bunların da bir yolu yordamı vardır. Bırakın izlemeyi, dinlemenin bile, ruh haletine getirdiği meditasyon tesirini görürsünüz bu müzikten anlayanların yüzünde… Kimi uçar gider, yüzünde mutluluk hüzmeleri uçuşur, kimi uyuklar, vazife icabı gelmiş hissi uyandırır.

Batıya açılan sanatımızın kırılma noktası da 12 Eylül’dür. Zamane postalı, nezaketi, beyefendiliği, usulü erkanı, adabı muaşereti de törpülediği için, o tarihten sonra bu tür değerlerin eğitimleri de verilmemiştir sonraki asimile şanssız nesillerimize… Okullar ekol olamamıştır bu kırılma noktasından sonra. Saygıların yitirilmeleri bundandır, mekana ve ortama göre davranış biçimi geliştirememeleri bundandır. Elbet biraz da içsel bir cevherle de alakalıdır yol yordam… Aslında eğitimle değil, görgüyle edinilir. Ama görgü denen kavram modern! zamanımızda arkeolojik bir değer olarak kaldığı için, o zaman klasik değerler de bu erozyondan etkilenmektedir doğal olarak. Ve sıra bir türlü genç değerlerimize sahip çıkmaya gelememektedir ne yazık ki?

Nice Fazıl Say’lar, nice Emre Engin’ler yetiştirebildiğimiz oranda entegre oluruz Dünya’ya… EU’ya girmekten bile daha verimli ve işlerlikli olarak… Bunu bir anlayabilsek…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.