Bilinmeyen dil, bilinmeyen ülke

Bir ülke düşünün, ülke içinde konuşulan dili bilinmeyen dil olarak resmi makamlar ilan etsin, fakat o bilinmeyen dilden yayın yapan resmi bir tv kanalı olsun.
Bir ülke düşünün, bilinmeyen dilde mahkemede konuşmak yasak olsun, üniversitelerinde o bilinmeyen dilde ve kültürde edebiyat kürsüleri olsun.
Bir ülke düşünün, bilinmeyen dilde konuşmayı, mahkemelerde savunma yapmayı mahkeme heyeti ideolojik olarak görsün, sokakta ve her yerde o bilinmeyen dilden türkülerde, sohbetlerinde, bazı belediyelerin faturalarında dilin alfabesi yerini alsın…
Bir ülke düşünün, bilinmeyen dilde konuşanların çocukları için yatılı okullar kursun, orada o bilinmeyen dilde konuşanlara cezalar verilsin, dayaklar atılsın, her şey resmi dilde konuşmak için olsun…
Bir ülke düşünün, öyle bir ülke olsun ki, darbeler olağan olsun, o olağan darbeler gününde yaşananları ise “ileri demokrasi” adı verilen günlerde aynen yaşansın… hak veriliyor, açılım yapılıyor derken, darbe günlerinde yaşanan yasaklamalar, yok saymalar zaman durmuşçasına bire bir benzer şekilde “ileri demokrasi” günlerinde o bilinmeyen dilde konuşanlar üzerinde estirilsin…
Bir ülke düşünün, inanç özgürlüğünü savunarak iktidara gelenler, inanç özgürlüğü için Diyanet Başkanlığı kuranlar, inançlara özgürlük yerine kendi inançlarını dominant yapmakla kalmamışlar, var olan diğer inançların yok olması için sistematik olarak üzerlerine planlı, programlı bir politika ve sindirme yöntemleri uygulansın.
Öyle bir ülke düşünün ki, iktidara muhalif olan insanlar toplu tutuklamalar ile uzun süre gözaltında kalacakları hapishanelere konsun. Savunma hakkı yerine peşin cezalandırma; doğal ve normal karşılansın…
Öyle bir ülke düşünün ki, bütün kararlardan başbakan haberi olsun ve onun kararını vermesi beklensin…
Bir ülke düşünün, başbakan kararını verdiği zaman, kararını kendisi açıklasın, eksik ve yanlış anlaşılma gibi durumlarında yardımcıları o eksik anlaşmayı düzeltmek için gündem değiştirsin ya da başbakanın dudaklarına bakan liberal yazarlara işi havale ederek onların oluşturacağı kamuoyu için bütün olanaklar seferber edilsin.
Bir ülke düşünün, ellili yıllarda Amerika Birleşik Devletlerinde estirilen komünist avcılığı benzeri bir politikanın öznesi değiştirilerek benzer bir saldırı mantığı ile tüm muhaliflerin üzerine gidilmesi ve dokunulmaz olarak görülen kişilere dokunularak ayrım yapılmadığı imajı verilsin…
Bireyselleştirme politikasının ve liberal yaşam tarzının fast food biçimde tüketimine olanak veren koşulların yaratılması için; her semte bir AVM açılarak bireyler tüketici konuma getirtilmiştir. Bu sayede balık hafızalı, iktidarın istediği bireyler yaşamın akışı içinde kendiliğinden biçimlenmiştir.
Korku, bireyselleşmiş ve örgütsüz toplumlarda daha güçlüdür. Bir arada ve dayanışma içinde olan toplulukların parçalanması ilk hedef olarak gören toplum mühendisleri, amaçlarına ulaşmak için her türlü baskı aracını mubah görmüşlerdir. Öncelikle çalışma yaşamında çalışma güvencesini ortadan kaldırmıştır. Bir arada olamayan ve bireysel karar almak zorunda kalanlar ise korku girdabı içinde yaşananları anlasalar da görmezden gelerek kendi hayatlarını yaşamaya ve ekrandan izler gibi tepki vermeye başlamışlardır.
Öyle bir ülke düşünün ki, yakın tarihte yaşanan faili meçhul olayların failleri, muhatapları ve mağdurları bir çatı altında toplansın ve olayların çözümünü daha karmaşık hale getirilsin ve bu sayede it izi at izine karışacağı için yakın tarihin olayları karanlıkta ve çözümsüz kalması için olanak yaratılsın.
Bir ülke düşünün, çözümsüzlük en iyi çözümdür diyerek, olaylar aydınlatılacağına; gündemler değiştirilerek olayın ne olduğu unutturulsun. Her gündem değiştirme; bir olayın üstünün kapatılması, çözümün hasır altı edilmesi anlamına gelsin.
Bir ülke düşünün, komşuları ile sıfır sorun politikası geliştirilsin, sonuçta hiçbir komşusu ile çıkar dostu ilişkisi dahi olmasın.
Öyle bir ülke düşünün ki, komşu ülkenin iç işlerini kendi iç işleri olarak görüp, ülke ve bölge içinde mezhep çatışması için ortam yaratılsın…
Öyle bir ülke düşünün, Sünni ülkeler arasında pakt kurma girişimi içinde olsun.
Bir ülke düşünün, bir darbe ile ılımlı İslam için ortam oluşturulsun. Ilımlı İslam politikası sonucunda Müslüman Kardeşler örgütünün iktidar olduğu yeni bir coğrafik bölge yaratılsın. O yaratılan bölgede düşündüğünüz ülke yerini alsın.
Bir ülke düşünün, kendi halklarını ve gerçekliğini yok saysın, ülkedeki çeşitliliği yok etmek için her türlü asimilasyon politikasını sistemli şekilde uygulasın.
Bir ülke düşünün, ülkenin mahkemelerinde bilinmeyen dilde tutuklular olsun ve onların savunma hakkını bilinmeyen dilde yaptıkları için yok sayılsın.
En iyisi siz o ülkeyi düşünmeyin, çünkü sizin yerinize o ülke için bu yaşananlar için ortamı hazırlayan ve yönlendirenler; sizin adınıza düşünmeye ve değiştirmeye devam etsin, siz her zaman yaptığınız gibi ülkeyi dizlerden tanımaya devam edin!
Bir ülke düşünün, tv’ledeki dizileri kaçırmamak için her türlü özveriyi gösteren vatandaşları olsun ve dizilerden öğrendikleri ülkede yaşasınlar…
Siz siz olun bir ülke düşünün, içinde her türlü kültürün kendisi geliştireceği, çağdaş, özgür, bağımsız ve mutlu bireylerin, toplulukların olduğu bir ülke olsun…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.