Biliyorduk

Çok uzaklarda karanlığın rüzgarına dokunanlar vardı. Hepimiz bir diğerimizi görüyorduk aslında. Yaşamlarımızla bir diğerimizi kuşatmış durumdaydık. Ne kadar uzak olsak da bir o kadar da bağlıydık birbirimize. İçimizde bir yerlerde yaşama ortak olma isteği vardı. Yaşamı bir ucundan tutup, yeniden yaratmak istiyorduk. Ama henüz vakit gelmemişti. Ve pek hızlı yaşamıştı bizden öncekiler dünyayı. Rüya gibiydi herşey. Belki de bir sanrı… Biliyorduk… Sayımız belki çok azdı. Belki birbirimizi çoğu kez göremiyorduk. Ama tanıyorduk yine de birbirimizi. Okyanuslardaki yürek atışlarımızdan hissediyorduk varlıklarımızı. Hepimizin etrafında karaltılar vardı. Heryer renk cümbüşü. Her yaprak bir yana uçuşmakta. Ama bize ait olmadığını biliyorduk bu renklerin. Ve biz o cümbüşün parçası değildik hiçbir zaman. Ayrı nehirlerde yüzüyor, farklı denizlere açılıyorduk. Ama bir gün kendi okyanusumuzda buluşacaktık. Biliyorduk… Kimse yoktu sokaklarda bizden başka. Herkes evine gizlenmiş. Kendi dünyasına çekilmişti. Büyük bir korku ve ürpertiyle karşılıyorlardı bu devinimi. Ama büyük yolculuklara çıkanlar da vardı uzaklarda. Büyük kopuşlar yaşayanlar. Coşkulu, sevecen umut dolu kopuşlar. Başka bir şeydi bu. Olup bitene anlam veremeyenler ve kabul edemeyenler zamanı sorguluyordu durmadan. Biliyorduk… Kentlerin onlarca ışıklı sokaklarından kopup gelen bir ürperti vardı. Uzak denizlere açılan gemilerde gizliydi sokakların öfkesi. Ve bir çocuk gülümsemesine karışıyordu anlamsızlık. Arayışın tozlu çöllerine atılmış bir seraptan ibaretti tüm yaşananlar bu hengamenin içinde. Ama biz hep bekliyorduk ve susuyorduk. Birbirimizi göremiyorduk belki ama bir uzak balıkçı kasabasında rüzgarla savrulan umutlarımız buluşuyordu. Biliyorduk… Bir gün ama mutlaka birgün mektuplar yazacaktık birbirimize hasret ve özlemle. Mektuplar. Rüzgar, deniz ve yosun kokulu mektuplar. Sonra gece duracak. Ve biz susacağız. Düşüneceğiz… Yüreklerimizi dinleyeceğiz. Dillerimizde yüreğimize yaraşan bir özgürlük türküsü olacak. Yitirmeden düşlerimizi, inancımzı ve sevdalarımızı kucaklaşacağımız karanfil kokulu geceleri düşleyeceğiz. Biliyorduk… Renksiz kentlerin, kalabalık ve kişiliksiz gölgeleri olmak istemiyorduk hiçbirimiz. Yorgunduk. Bazen hepimiz bunalımda gibiydik. Bunalım güneşe özlemdi aslında. Denizi düşünmekti. Gündelik karmaşanın içinde kendi adımlarımızı bulma isteğiydi. Biraz da bundandı bunalımlarımız. Soluklanabilmek. Heyecanlanmak isteğiydi. Bir yerlere yetişmek zorunda olmamak düşüncesiydi herşeyden alıkoyan bizi. Biliyorduk. Sistem 9’a 6 bir satranç tahtasıydı ve bu oyunda olmamakta binlerce seçenekten sadece birisiydi. Ama bizler yine de kuralları önceden belirmiş bir oyunun parçası olmaktansa kendi kurallarını kendi koyan bir oyunun parçası olmayı tercih ediyorduk. Yaşattıklarıyla, ortaya koyduklarıyla ve hatırlattıklarıyla kendi kendini zehirlemenin bilinçsiz bir aktörüydü dayatılanlar. Ve tüm bu dayatmalara karşı kendi tarihini kendi elleriyle yazmaya koyulan ‘Cam Kırığı Umut’lardık hepimiz. Biliyorduk… Artık bizim olmayan bu zamana ayak uyduramazdık. Girdik böylece kentlerin arka sokaklarına. Kaybolduk iyice gözlerden. Kendimize ait olmayan kimliklere bürünüp çıktık zaman zaman sokaklara. Kimsenin bizleri tanıması mümkün değildi. Ama biz, bizleri biliyor ve görüyorduk. Soluk soluğa yaşanan bu dünyanın kalabalığı bize göre değildi. Olamazdı. Sessizleştik. Suskunlaştık. Deniz için, yaşam için, gökyüzü için. Ama daha fazla beklemek olmazdı. Biliyorduk… Sonra Akdeniz oldu gece. Yolculuk zamanı gelmişti. Hazırlandık. Gittik. Tamam! Yeter Artık! Haykırdık. Yepyeni düşler yaratabiliriz dünyada. Bu yolculukla biraz daha özgünleştik. Sorumlu oluşun yanına yalnızlığımızı bıraktık. Yaşamanın yanına ölümün karşıtlığını koyduk. Geri dönmek, sığınmak, sarılmak istedik düşlerimize. Gerçek vardı ama uzaktaydı bir kez daha. Yine kendimize çekildik. Bekledik. Biliyorduk…
Sonra gece durdu. Sustuk yine hepimiz. Düşünüyorduk. Yüreklerimizi dinliyorduk. Korkuyorduk biraz da. Çünkü yağmurun altında çırılçıplaktık. Yağmurun altında hareketsizdik. Yağmurda düşlerimiz ıslanmıştı. Gücümüz yoktu yağmuru durdurmaya. Ama yağmur düşlerimizi sadece ıslatmıştı. Ve gece hala uzundu…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

9 + ten =