Bilmek bilmemek

PAYLAŞ

Ovidius’un bir sözü takıldı kafama: “İnsan tanımadığı şeyi arzulayamaz.” Dostlarım, bu söz benim aklıma pek yatmıyor. Bense daha çok “İnsan özellikle tanımadığı şeyi arzular” diye düşünüyorum. “Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür” derler ya. Siyasete bacadan girenlere bir bakın, bu kişiler siyasetin ne olduğunu biliyorlar mı? Hiç beklemediği anda kendini siyasette bulanların durumunu düşünün. Bir de bakıyorsunuz, adam partinin başına inme gibi inivermiş. Devlet kuşunun nereye konacağı bilinmez. Gerçekten bilinmez mi? Bir gün kapınız çalınıyor ve sizi siyasete çağırıyorlar. Çağırdınız geldim siyasetçisi. Kurmuş olduğunuz ilişkiler bunda elbette etkili olmuştur ama bu ilişkilerin bu kadar güçlü olduğunu siz de bilmezdiniz. Maaş yüksek çorba ucuz. Bundan böyle falanca kenti temsil ediyorsunuz. Devlet yolunuza gül dökmeli.

İlle de milletvekili olmak gerekmiyor. Yerel bir örgütte de görev alabilirsiniz. Yurda hizmet etmenin değişik yolları var. Yerel olan daha da çekici olabilir. Düşünün bir kasabada belediye başkanısınız. En yakınlarınız bile karşınızda tertipli durmak zorunda. Eskiden size ne haber lan demek diyen arkadaşlarınız bile bundan böyle her cümlenin başına bir “başkanım” yerleştirecektir ister istemez. Öyle ya siz yalnız kendinizin başkanı değilsiniz, koskoca bir kenti temsil ediyorsunuz. Kasabanın gizi filminde yerel yönetici durumunda olan Anthony Quinn kim olduğunu çevresine sık sık şu sözlerle anımsatmak zorunda kalıyordu: “Roma’da Mussolini burada Bombolini.” Elbette burada yerel siyaset mi daha iyi merkezde siyaset mi daha iyi tartışması yapacak değiliz. Bu gibi şeyler adamına göre değişir. Kimin neye hevesi varsa onu yapmalı. Bir de elbet koşullar neyi gerektiriyorsa. Sen kasabanın başkanı ol diyen büyük başkana yok ben kasabanın başkanı olmak istemiyorum beni bakan yap diyebilir misiniz?

Demek ki siyaset adamı olmak için siyasetin ne olup ne olmadığını bilmek önemli değil. Bu gibi kuramsal konulara siyaset bilimi uzmanları, anlı şanlı profesörler ilgi duymalılar. Siyaset uçsuz bucaksız bir alan, bu alanın bilgilisi olacağım diye hırpalanmak var mı? Hem bilgiyi de bu kadar abartmamak gerekir. İşin kuram yanı meraklısına kalsın, önemli olan işin eylem yanıdır. Siyaset üzerine sabah akşam çene çalıştırsan ne çıkar, siyaseti yaşama indirgeyemediğin zaman bir hiçsin. Goethe büyüğümüz “Eylemde bulunan cahillik kadar korkunç bir şey yoktur” dese de siz bakmayın, güzel söz söylemeye meraklı olan edebiyat adamları çok zaman sözü gerçeklerin üstünde tutarlar. Eylemde bulunan cahillik neden korkunç oluyormuş? Şöyle düşünülebilir: cahil adam kuşkulanmayı bilmeyen ve dolayısıyla aklına ilk geleni doğru diye benimseyen adamdır, bu yüzden o her alanda olduğu gibi siyaset alanında da tehlikelidir. Geçin efendim! Bir kere onun adına düşünecek olan büyükleri var. Ayrıca okumaktan kafasında saç kalmamışları da gördük!

Platon’un düşü ilginçti ama gerçekleşecek gibi değildi. Filozoflar yönetici olmalıymış. Bana sorarsanız bu öneri kunduracılar aşçı olmalıdır ya da hokkabazlar bilim adamı olmalıdır ya da itfaiyeciler celep olmalıdır gibilerden boş bir sözdür. İnsan tanımadığı şeyleri de arzular ama herkesin her işi yapması doğru değildir. Yetenek diye ya da yatkınlık diye bir şey var. Siyaset adamları bence şarkıcılar gibi doğuştan yetenekli kimselerdir, öyle olmasaydı siyaset nedir bilmeden siyasete balıklama girebilirler miydi? “Ben bir başbakan olsam” ya da “Ben bir cumhurbaşkanı olsam” diyenlere çok üzülürüm. Ben onların siyasete olan yatkınlıklarını gerçekleştirememiş kimseler olduklarına inanırım. Bunların hepsi mi yetenekliydiler diye soracak olursanız size şöyle derim: bazıları da kendileri üzerine yanılmış olabilirler, kaldı ki ben onların da gerektiğinde iyi siyaset adamı olacaklarını düşünüyorum.

Platon’un filozoflar yönetici olmalıdır düşünü imparator-filozof Marcus Aurelius gerçekleştirdi. Filozoflar yönetmeyi sevmedikleri için yönetici olsunlar mantığı sizce zayıf bir mantık değil mi? Bana sorarsanız Platon’u doğrulayan tek örnek Marcus Aurelius örneğidir. Atina’da yasakoyucu hatta tiran anlamında yöneticilik yapmış olan düzenlemeci Solon’u da ikinci bir örnek diye gösterebiliriz. O kadar. Marcus Aurelius Roma’yı canla başla yönetti, ayrıca Stoa felsefesinin de Epiktetos’la birlikte en büyük adlarından biri oldu. Cepheden cepheye koştu zavallı. O işlerle uğraşmasaydı felsefeye daha çok vakit ayıracaktı. Her neyse, filozofun siyaset adamı olması garip iştir. Siyasetçiler belki de siyasetin ne olduğunu bilmedikleri için iyi siyasetçi oluyorlar. Yanlış söylüyorsam düzeltin lütfen.

CEVAP VER