Bir askerin acemi birliği anıları-IV

Eğer deftere yazılmamış olsa, yaşanan bir çok olay da silinip gidecek. Anıları yazmaktakı amacımız, hem o günlerde yaşanan duyguları paylaşmak, hem de bu duyguları yaşayacak, askere gidecek arkadaşlara yardımcı olmak. Sözü fazla uzatmadan, yeniden bulduğumuz “Askerimizin Defteri”nde yazılanları aktarmaya devam edelim.


“Sayılı gün çabuk geçer diyorlar. Ama ya biz saymayı bilmiyoruz, ya da öyle diyenler askerlik nedir bilmiyorlar. Bu işte bir yanlışlık var ama hayırlısı. 11. gün olmasına rağmen sanki 2 ayı geride bırakmış gibi hissediyorum. Bu his, sadece bende değil, tüm arkadaşlarda var. Sabah 05.30’dan akşam 22.00’a kadar ayakta olduğumuzu düşününce matematiksel olarak 16,5 saatin 2 iş gününe denk geldiğini söyleyebiliriz. Hatta yaşadığımız bir olayı anlatacağımızda ikilem yaşıyoruz. Dün, evvelsi gün… Bir de bakıyoruz ki sabahki olay. Hayırlısı bakalım. Aslında günlerin zor geçmesinin nedeni uğraşacak çok işimiz olmamasından da kaynaklanıyor. Görüyor musunuz benim gibi adamı boş durduruyorlar. Oysa; etimden, sütümden, derimden faydalanılmasını isterdim. Sonuçta vatana hizmet için gelmişiz. Ancak, ya henüz ihtiyaç yok ya da acemilik geçsin de bakalım düşüncesindeler. Bu arada giden benim zamanım. Aşırı kilom daha doğrusu göbeğim nedeniyle ağır spor yapamaz, komando olamaz dediler. Madem öyle verin geri göreve, çalışayım canla başla. Hem günlerim dolu dolu geçsin, hem de bulunduğum bölüğe, tugaya faydalı oluyum. Sesimi nasıl duyurabilirim, bilmiyorum.


Sivildeki hiçbir şeyle kıyas yapamıyorsun. Çünkü; her şey çok farklı. Askerlik için değil de iş için gelmiş olsaydım Ankara’ya rahatlıkla iş bulabilirdim. Ama burada ihtiyaç duymuyorlar. Berber olsam, terzi olsam daha çok işe yarardı. Ah Soner, ah niye öğretmedin şu berberlik mesleğini?!… Şaka bir yana, ciddiyet benden yana. Hayat böyle işte… Seçme şansımız da yok. Dua ediyorum, bilgilerimi kullanabileceğim bir adrese geçmek için…”


Askerimiz, kafası karışık bir şekilde askerliğini yaparken, her olaya yorum getirmekten, düşünmekten, kafa yormaktan da kendini alıkoyamaz. Bu duygularla gittiği sinemada, herkes film izlerken, o düşüncelerini kağıda dökmeye erinmemiş.


“Güya, asker dinlenecek, eğlenecek. Toplu halde sinema keyfi yaşayacak. Nerede, bu kraldan kralcılar olduğu sürece eğlenmeye bile disiplin gelir. İki tane alkışlaman, bir tane gülmen yasak. Bir de sinemanın anahtarını bekliyorum diye, işkence çektirirler. Sanki suç askerin. Planı önce yap, kendin disiplinli ol. 40 kez otur kalk yaptırma.


Bir de ben anlayamadım, sorup öğreneceğim. Para toplamada neyin nesi. 50 ykr çok para değil ama, insanın aklına soru işareti geliyor işte. Programlı bir olay ise niye para toplanılsın ki. Sonuçta kullanılan bilgisayar askeriyenin. Koltuklar da, mekan da. Bilgisayarı yöneten asker de askeriyenin. İlginç ama hayırlısı. Makbuz da verilmiyor olunca, insan acaba demekten kendini alamıyor.


Ve şu çalan müzik acaba neden yabancı. Biz Türk askeri değil miyiz? Sanat müziği, klasik müzik, daha olmadı Türk Pop müziği dinlesek olmuyor mu, diye merak etmekten kendimi alıkoyamıyorum.


Bir de askerlerden biri cep telefonuyla fotoğrafını çektiriyor, bu da garip değil mi? Ayrıca sivil geliyor.


Ben çok merak ediyorum, bu denli kuralsız mı diye her şey. Oysa dinleyeceğimiz müziğe kadar her şeyin belirlenmiş olması gerekmez miydi?


Bu duygularla sinema saatini bekliyoruz. (Devam edecek)


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here