Bir balina için hayatınızı tehlikeye atar mısınız?

Güney Okyanusu’nda çevreciler ve Japon avcı filosu arasındaki kovalamaca sizin de dikkatinizi çekmiştir. Çevre aktivistlerinin günlerce süren kararlı takipleri sonucu Japon avcı filosu Güney Okyanusu’nda teşhir edildi ve fabrika gemisi Nisshin Maru avlanma alanlarının dışına doğru yol almak durumunda kaldı. Ancak bu balina avının sadece geçici olarak durdurulmasından başka bir anlam taşımıyordu. Kovalamaca sonrasında avcı filosu gemisine girmeyi başaran aktivistlerden ikisi Japon görevliler tarafından gözaltına alındı. Japon yetkililer iki protestocuyu gözaltına alırken, eylemcilere “eko-terörist” damgasını vurmaktan da geç kalmadı. Peki 1930 yıllardan bu yana bu sularda canlarının dilediği gibi avlanan Japon balıkçılara göz açtırmayan bu ‘eko-teröristler’ kimdi ve amaçları neydi?
Her ne kadar diğer ülkeler balina avcılığını kınayıp mahkum etse de, Japonlar balina avcılığına destek vermeye devam ediyorlar.  Daha önce Japonya, 22 Aralık 2007’de Greenpeace destekçilerinin ve diğer balina savunucularının artan baskılarına dayanamayarak kambur balinaları bu sezon avlamayacağını açıklamıştı. Balina neslinin sona ermesine engel olmayı hedefleyen çevreciler ise, balina avcılığının sonsuza dek durdurulacağı güne kadar mücadelelerini devam ettireceklerini açıklamıştı.  Japon avcı gemilerinin yeniden sulara çıktığı haberini alan Greenpeace Esperanza isimli gemisinde aktivistleriyle Güney Okyanusu’nda günlerce süren aramaya koyuldu ve sonunda Japon avcı filosunu buldu. Gemiler, balina nüfusu üzerinde yaratılan olumsuz etkiyi iyileştirmek için tasarlanan Güney Okyanusu Balina Sığınağı’nda bulunmuştu.  Nisshin Maru ve Yusshin Maru isimli gemilerden birisi avcılık gemisi, diğeri ise fabrika gemisi idi. Fabrika gemisi olmadan avcılık yapılamıyor. Yani biri lojistik destek sağlarken diğeri balinaları öldürme görevi görüyordu. Greenpeace aktivistleri gemilerin avlanmaya başlaması durumunda, Japon hükümetinin öldürmeyi planladığı ve içinde türü tehlikede olan 50 uzun balinanın da bulunduğu 1,000’e yakın balinanın avlanmasını önlemek için şiddetsiz doğrudan eylem ile müdahale edeceklerini ilan etti. Greenpeace eylemcileri böyle bir durumda şişme botlar yardımıyla avcı zıpkınları ve balinalar arasına girerek,  yüksek güçteki su pompalarıyla buzlu bir su perdesi oluşturuyor ve avcıların görüşünü bu şekilde engelliyor.

Greenpeace: “ekip elbette Japon gemisine ya da tayfasına zarar verecek herhangi bir şey yapmayacak. Ancak, daha fazla balina öldürülmesini engellemek için barışçıl yollarla müdahale etmeyi planlıyor” açıklamasını yaptı. 

Tabii Güney Okyanusu’nda Japon avcıları engellemeye çalışan tek çevreci örgüt Greenpeace değil. Steve Irvin isimli gemiyle bölgedeki diğer çevreci grup olan Sea Shepherd Conservation Society (Deniz Çobanları Koruma Cemiyeti) Greenpeace’e göre daha radikal ve uzun yıllardır balina avcılarına karşı verdikleri mücadeleyle tanınıyor. Başvurdukları yöntem ise şu: Balina avcılarının kullandıkları gemilere direk dalarak zarar vermek. Mesela, avcılar balinaları öldürdükten sonra araba vapurlarına benzeyen kendi gemilerinin burun kısmını açarak balıkları almaya başlar. Deniz Çobanları ise o anda süratle teknelerini gemiye doğru yönlendirip, balina gemideki hazneye alınmadan önce derhal kendileri tekneyle o hazneye dalıp, gemiye zarar veriyor ve gemiyi kullanılmaz hale getiriyor.

30 yıl önce dünya okyanusları ve denizlerindeki yaşamı insanların doymak bilmez yıkıcı hırsından korumak için kurulmuş olan Deniz Çobanları’nın kaptanı ise eski bir Greenpeace aktivisti olan Paul Watson. Greenpeace’le çalışırken bazı “hafif” eylemlerle bu tip sermaye odaklı hareketlerin önüne geçilemeyeceğini, bu amaca daha radikal yollarla ulaşılabileceği fikrini taşıyan Watson, bu nedenle de zaman zaman tehlike arz eden eylemlere baş vurmaktan geri durmadı. Bu durum Watson’un aynı zamanda kurucusu olduğu Greenpeace ile yollarının ayrılmasına neden oldu. Greenpeace’den atılan Watson, siyah renkli denizci ceketi, siyah korsan bayrağı ve siyah gemisiyle bu kez kendi tayfasını oluşturdu ve zaman kaybetmeden okyanuslara açıldı.  Watson hala “zorla ikna” yönteminin en geçerli yöntem olduğuna inanıyor ve yaklaşık 30 yıldan bu yana da açık denizlerde kendi yoldaşlarıyla yola çıktığı gemileri, yasal ve kaçak balina avcı gemilerine, mafya avcı gemilerine çarpıyor.  Kendisine deli diyenlere ise bakın nasıl cevap veriyor Watson: “..İnsanlar bende intihar kompleksi olduğunu söylüyor. Oysa ben yaşamaktan büyük bir zevk alıyorum. Hem de bir çok insandan daha fazla. Ancak insanlar birisinin balinaların hayatlarını kurtarmak için kendi hayatını tehlikeye atabileceğine nedense inanamıyor. Bunu anlamıyorlar. O zaman da benim deli olduğumu ya da hayatıma bir değer vermediğimi düşünüyorlar. Sanıyorum huzuru kurmak için çalışan bir yasadışı örgüt üyesi (vigilante) olmam konusunda suçlu olduğumu itiraf etmem gerekiyor. Ama şunu da söyleyeyim eğer çevrede düzeni sağlayacak doğru dürüst bir polis yoksa o zaman huzuru sağlamak için yasadışı kurulan örgütler ortaya çıkar. Çünkü suçun dizginsiz ulu orta dolanmasına izin vermezler.”
Watson 5 Kasım tarihinde Newyorker dergisinde Raffi Khatchadourian’ın belirttiği gibi, “bazı gelenek ve kurallar çiğnense de ya da bazı mal-mülke zarar gelse de, neyin doğru olduğunu inanıyorsa ona göre yöntem belirliyor.” Watson’a göre okyanuslarda güvenlik gücü olarak sadece egemen devletler rol oynuyor ve bu yanlış: “onların kurallarının canı cehenneme!”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here