Bir bomba!

Bir bomba!

0
PAYLAŞ

Bir bomba ile bütün hayatının değiştiğini gelecek zaman içinde daha iyi anlayacak, ama bombanın bıraktığı keskin koku henüz dağılmadan bunun farkına bile varmayacak. Bomba yaşamın akışı içinde bir çok insan için son nefes olurken, tarih çizgisinin de kırılma noktası olacağını kimse önceden bilemezdi.

Diyarbakır, 5 Haziran 2015. HDP düzenlediği miting. Halk büyük bir coşku ile HDP eş başkanlarını beklemekte. Her mitinge olduğundan daha fazla coşku ve umut içinde. Devletin yıllar önce ‘Kürtler meclise girmesin’ diye ortaya çıkardığı %10 baraj. O baraj ya aşılacak ya da yıkılacaktı.

Riskli bir seçim.

12 Eylül ülkenin kaderinin ve konumunun değiştiği kırılma süreci anlatır. O dönemde yasaklar o kadar ileri boyuta taşınır ki, Kürtçeden başka dil bilmeyen analar mahpus damlarında çocuklarını görür ama konuşamaz. Çünkü Türkçe dışında tüm diller yasaklanmış, Kürtçe ve Kürtlerde zaten yoktular. Yok olanların konuşması mı olurmuş, siyasi organizasyonlar mı? Olamazdı. Olamazdı ama Kürtlere karşı önlemeler alınır, Diyarbakır cezaevi Kürtler işkenceden geçirilir, işkence altında Kürtçe ifade alınır ama Türkçe savunma yapmaları istenirdi. Olmayan ve anlaşılmayan diller savunma içinde olamazdı. Olduğu an, anlaşılır dil olana kadar işkenceden geçirilir, savunma ihtiyaç duyulmadan cezası kesilir, kalemi kırılırdı. Kürtler yoktular ama cezaevleri onlar ile doluydu.

Devlet yeni rotasına doğru yapılanırken, Türkçe konuş! Afişleri sağa sola asılırken, direnişin ateşini de yakmıştı. Devlet olmayan halka karşı silahlı milislerini oluşturup, korucu köylülerden sivil bir düzensiz ordu kuruyordu. Aşiretler ve ağalar arasında ki çatışmalar incelikle kullanılıp kendisine taraf topluyordu. Savaş bir orduyu dinamik tutar ve her daim savaş koşulları altında bir koyup üç alacak seferlere çıkabilecek özgüveni oluşturabilirdi. Güçsüz, birkaç anlaşılmayan dilde konuşan vatandaşlar direnci küçük bir kıvılcımdan ateşe dönerken ordunun dinamik olmasını, adı konulmamış savaşın olanaklarını kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak isteyenlerin lobi faaliyetleri ile savaş kontrollü olarak devam edeceği planlanmışken, o planın suya düştüğü yıllar içinde anlaşılacaktı. Güney’de devam eden Irak İran savaşı yeni boyutlara sıçrarken, Güney’de gelişen Kürt direnişin etkisi karşılık bulacak ve özgür alanlar yaratacaktı. Kontrollü savaş, kirli savaşa, düşük yoğunluklu savaştan kontrol dışına çıkmış Ortadoğu siyasetinin bir figürü konuma gelecek bir sürecin de işaretlerini iyi okuyamayan devlet, yok saydığını Başbakan Süleyman Demirel (1992) Diyarbakır’a giderek realiteyi tanıdı. O gün olmayan halk olduğu, konuşulmayan dilin konuşulduğu, olmayan tarihlerin olduğu gerçeği ile karşılaşıldı. Fiili olarak artık bu ülkede bir şeyler değişiyordu. Sokaklarda Kürtçe türküler söylenir oldu. Ama bunun yasal süreci hiçbir zaman gerçekleşmedi. Fiiliyatta olan yasal zeminde yok. Bugünde yasal düzenleme henüz gerçekleşmemiştir. İktidar elindeki yasları zorlayarak yeni duruma uygun yorumlar yaparken yasal düzenleme yapma konusunda fazla adım atmamaya özen göstermiş ve çözüm süreci realite tanınma ile başlamış olmasına rağmen, pratikte adımlar atılırken, hukuki zeminde üstü örtülü ve kapalı kapılar arkasında fısıltı sesleri duyulması dışında önemli bir gelişme olmamıştır.

16 Şubat 1999 yılında Ortadoğu merkezli PKK örgütünün lideri yeni mekanı olacak olan adaya yolculuğu başlamış, yargılanmış ve ceza alarak bir adanın içine yerleştirilmiştir. Bu süreç içinde hukuki düzenleme yapılıp, Kürt sorunu için önemli adımlar atılacağı düşünülürken, koalisyon hükümeti seçime gitmiş ve yenilgi ile çıkmıştır. Bu yenilgi bir anaysa kitabının atılmasını işaret etmiş olmasına rağmen, Kürt sorunun çözümü konusunda kafaların net olmaması, dışarıya verilen sözlerin etkili olduğu fısıltıları yayılmıştır. Yeni bir parti ve lider bu sürecin sonucunda doğmuş, kısa sürede iktidara gelecektir. AKP’nin iktidar süreci bu dağılmanın sonucunda toplayıcı ve sorunları çözen bir iktidar beklentisi ile yola çıkmış ama beklentilere yanıt vermek yerine kendi önceliklerini öne alarak ülkenin daha da Sunnileşmesi için geçmişten gelen ve hukuk kitaplarında olan yazılı olanları işine geldiği gibi yorumlayarak yeni bir sürecin çatışmasını da ortaya çıkarmıştır. Çatışama ile iktidarını güçlendiren ve her çatışmada farklı bir partiyi yedek değneği olarak kullanarak sorunların üstünden gelmesini bilmiştir. İhtiyacına göre yasalarda düzenleme yaparken, Kürt sorunu, Alevi sorunu, Romen sorunu gibi başlıklalar belirlemiş ve o kavramların tanımlanmasını yapmak adına Gülen Cemaatinin organize ettiği Bolu toplantılarda pratik adımların neler olacağını taraflar eşliğinde tartışmasını yapmıştır. Fakat her şeyin sözde kaldığını ve yasal ihtiyaçların göz ardı edildiği ve çatışmalar içinde öne çıkarılan başlıkların her seçim döneminde birer pazarlık aracı olarak öne çıkmıştır. AKP iktidar partisi olmaktan çıkıp devletin partisi olma süreci içine girdiğinde, devletin yönetimin içinde yer alan ordunun söz hakkının elinden alınması için Ergenekon Davası’nı araç olarak kullanarak başarmıştır. Arkasından bu davanın önemli taraftarı olan Gülen Cemaati ‘paralel devlet’ diyerek Ergenekon davasında izlediği yolun bir benzerini izleyerek iktidarın tek sahibi olduğunu ilan etmek için adımlar atmıştır. Bu sırada en önemli ittifak yaptığı kesim pazarlık masasında yer alan yok sayılan Kürtler ve onun temsilcisi PKK olmuştur. PKK yıllardır aradığı muhatabını bulmuş ve bulmuşken sonuca gitmeye her türlü AKP karşıtı hareketi nötralize ederek çıkarına göre adımlar atmıştır. Gezi Direnişi bu sürecin en önemli kırılma noktasıdır. Gezi Direnişi, cemaat – AKP çatışmasını gün yüzüne çıkarmış, AKP – PKK pazarlık masasını görünür kılmıştır.

AKP iktidarı her sıkıştığında meclis içinde yer alan partileri işine geldiği gibi kullanmış ve bir anlamda düşman yok müttefik var anlayışını hayata geçirmesini bilmiştir. İşine gelen her türlü değişimi yaparken, toplum içinde biriken muhalefeti göz ardı etmesine sebep olmuştur. Özgüveni artan AKP lideri, her şeyi bilen, her şeyi anlayan ve her şey hakkında görüşü olan biri olduğu pompalanmış ve ona inanmıştır. O özgüven içinde kafasına yerleştirilen başkanlık ve tek adam profili devletin ve ülkenin iyiliği için kaçınılmaz olduğunu düşünmüş ve bu konuda adımlar atmaktan çekinmemiştir. Düşmanlarını bir bir risk olmaktan çıkaran, sorunsuz bir siyasi düzlemde her şeye kadir ve muktedir olan iktidar sahipleri ilk yenilgilerini Ortadoğu politikasında almış, Arap Baharı ile Arap dünyasının ve İslam aleminin liderliğine soyunuş ama kısa sürede olamayacağını anlayarak onlardan gelecek paralar ile ülkeyi yeni biçimine döndüreceği hesapları yapılmıştır. Örtülü ödenekler sorgulardan uzakta, dışarıdan gelen sermayenin aracılık payı adına özel hesaplarda para birikimi yeni bir kast oluşturulmuş ve yaratılmıştır. Para her deliği açar hale geldiğinde “bir bilen’nin” de sonun başlangıcı süreci hızlı bir şekilde devam etmiştir.

Seçim 2015 yılı bu sürecin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bir bilenin kafasında yarattığı dünya gerçekler ile çatışmasına şahitlik edeceğimiz bir sürecin adı oldu.

Bir bomba, başkan hayali görenin hayalini Titanik gemisi gibi batırdı… Son bombayı (Diyarbakır’da konulan bomba, 5 Haziran 2015) kim koyduğunun artık pek önemi yok, çünkü o bombanın patlamasını engelleyemeyen beklediği sonuca ulaşamadan hayallerinin altında kaldı… Her şeye hakimim, her şeyi ben yaparım ve ben belirlerim diyen biri, aslında ne kadar zayıf, ileri görüşü olmayan, diktatör hevesli, ne yaptığını bilemeyen, egosu ve gücüne tapan birisi olduğunu ortaya çıkardı. Sürekli karanlık iş yapan ve karanlık işlerinden güç alan, adaleti, hakimleri, savcıları, vekillerini, valilerini kendisinin kölesi gören, hanımlarını cariye olarak sunanların arkasında olduğu hayali cemaat ilişkisinde bir bomba ile dağıldı, yok oldu. Şimdi dağılan ve yok olan hayallerinin peşinde koşarken; can aldığı, can acıttığı, cezalandırdığı kesimlerin önünde güçsüz, çıplak ve savunma yapacak kadar bilgi ve birikimi olmayan biri olarak çıkacak… Artık çocuklarının geleceği için yağmaladığı, gemicikleri malı olarak gören, hastanelerde, sitelerde, İsviçre banklarında olan gizli hesaplarının da ortaya serilmesi ve haksız kazanç yaptığı için elinden tek tek alındığını göreceği günlerin başladığını sanırım o bombanın patlaması ile olacağını hiç düşünmemiştir…

Son başlamıştır, haksız olarak elde ettiği ne varsa elinde tek gecekondu kalıncaya kadar alınması adalet için önemlidir… Böyle birinin tekrar lider olamayacağı bir gelecek için hesap sorulmalıdır, sorulmaz ise bu suça sormayanlar ortak olmuş olacaktır…

“Bir bomba patladı, tüm hayatı değişti” sözü birilerin anılarının başlangıç cümlesi olacak…

BİR CEVAP BIRAK