Bir duayen: Doğan Hızlan…

Bir duayen: Doğan Hızlan…

0
PAYLAŞ

Unutamadığım iki koku…

1950’lerden sonra Türkiye’de yavaş yavaş başlayan tarımsal alandaki makineleşme sonucu, köyden kente göç, 1964 yılında bizleri de ailece İstanbul’a savurdu. Bu göç hazırlığı sırasında annemin gazyağı ile yanan gaz ocağının gazını boşaltıp şişeye doldurduğu gazyağını su sanıp bir iki yudum içen ben, birkaç sene ne gaz ocağına yaklaşabildim ne de bakkaldan gazyağı alabildim. Uzaktan gaz ocağını görmek bile midemi altüst etmeye yeterdi; ta ki ikinci kokuyu keşfedene kadar; KİTAP KOKUSU’nu…

Kitap kokusu…

Gazyağı kokusundan ne kadar kaçtıysam, kitap kokusunun hep üstüne üstüne gittim; nerde olsa hep buldum; tutkunu oldum. Kitap kokusu alışkanlığı ilkokul dördüncü beşinci sınıflarda Kemalettin Tuğcu’nun hikayeleri ve okulun her hafta verdiği Gulliver’in Gezileri’ni anlatan dergi, ardından Andersen Masalları ve Binbir Gece Masalları takip etti. Ortaokul sıralarında ise Aziz Nesin’le tanıştım. Yavaş yavaş bağımlısı olmaya başladığım bu kitap kokusu beni Sahaflar Çarşısı’na itti. Yani kitap kokusunun bol olduğu Beyazıt’taki Kitapçılar Çarşısı… Bu arada devamlı kitap kokusunu teneffüs ede ede gazyağı kokusunu da unutmuştum. Zaten yavaş yavaş o pompalı gaz ocakları da tarihe karışmış, gazyağı kullanılmaz olmuştu. Dedim ya; bir kokudan kaçarken, diğerinin üstüne üstüne gidiyordum; kitap kokusunu takip ede ede Babıali Yokuşu’ndaki kitapçıları da bulmuştum. O yokuştaki kitapçıların vitrinlerindeki yeni çıkan kitapları seyretmek için o yokuşu birkaç kez iner çıkardım. Hafta sonları da Sahaflar’a gider o yerdeki tozlu kitapları karıştırır, uyuşturucu bağımlısı gibi, kitap kokusunu teneffüs eder öyle eve giderdim. Bu koklama huyum hala var; uyumadan önce okuduğum her 5-10 sayfadan sonra kitabı yüzüme kapatıp, bir iki dakika okuduğum satırları hazmetmeye çalışırken kitabın kokusunu da içime çekerim.

Sahaflar’dan Hürriyet Dünyası’na…

“Kusura bakmayın, yeni taşındık; her taraf dağınık; kitaplarım orada burada, daha yerleştiremedim..”
cümlesi beni Sahaflar’dan ayırdı. Bu ses “Türk edebiyatının Cumhurbaşkanı, kütür insanı DOĞAN HIZLAN’ın sesiydi. Beni sahaflara götüren ise eski yeri olan Hürriyet Medya Towers’dan, Hürriyet Dünyası adı verilen binadaki yeni yerine taşınan Doğan Hızlan’ın yeni çalışma odasındaki dağınık kitapların kokusuydu.

Doğan Hızlan…

Yıllardır yazdığı yazılarda, sinemadan tiyatroya; müzikten resme; kültür merkezlerinden, kültür politikalarından kuşaklararası diyaloğa, yaşamı sanata getirmeye; kitaplardan kütüphanelerden yazarlara ozanlara varıncaya dek, her türlü sanatsal ve kültürel etkinliklere değiniyor, onların sorunlarına çözüm öneriyor Doğan Hızlan.

O bir “Homo Culturicus”tur…

Onun için bir eleştirmen “iyi denemeci, iyi eleştirmen, iyi yazar Doğan Hızlan…” yazmış. Bence yetersiz ve eksik. Bakın Emre Kongar şu satırları yazmış: “… Doğan Hızlan bir ‘Homo Culturicus’tur: Yani bir ‘kültür insanı’dır. Edebiyat alanındaki yetkin bilgisine ek olarak, müthiş bir müzik bilgisine sahiptir. Sahip olduğu mutfak kültürü sadece süzülmüş ve incelmiş bir zevki değil, derin bir bilgi birikimini de yansıtır. Batı’nın “centilmenliği” ile Doğu’nun “İstanbul Efendiliği”ni kişiliğinde birleştirmiştir.” Emre Kongar / Cumhuriyet

Sanata ve sanatçıya sahip çıkan…

O’nun içinde yer almadığı bir kültür etkinliği neredeyse yok gibi. Bunun yanı sıra sanata ve sanatçıya bu denli sahip çıkan bir kültür adamı bulmak bir hayli zor. Yıllardır yazdığı yazılarla sanatın ve sanatçının hep yanında oldu. Kendisini yeni yerinde ziyarete gittiğimde sanki beni kırk yıldır tanıyormuş gibi karşıladı. Çeşitli konular üzerine sohbet ettik. Beyoğlu Tarlabaşı’ndaki 100-150 yıllık tarihi binaların yıkımına üzüldüğünü belirtti. Yurtdışında yaşayan gençlerin eğitim konusunu konuştuk. Kendisine “Yaşamlarını Tiyatroya Adayanlar” kitabıma köşesinde yer verdiği için teşekkür ettim. İkinci kitabımın “ÖNSÖZ” yazısı için söz verdi.

Kitabım için yazdıkları…

“… Adem Dursun’un kitabında yalnız Türkiye sınırları içinde değil, bütün dünyada sanatlarını icra eden ustaların bilgileri, anıları var. Söyleşileri okuduğunuzda, yalnız bireysel yaşamların ayrıntılarını öğrenmiş olmuyorsunuz, tiyatro tarihinden önemli bir kesiti de öğreniyorsunuz.
Bu tür kitapların bugün ve ileride ayrıntılı çalışma yapacaklar için önemli bir malzeme niteliği taşıdığını belirtmeliyim.
Tarih içinde toplulukların, kurumların yerini de kitap bize anlatıyor.
Söyleşiler, tiyatro dünyasına bir ışık tutuyor…”

ADEM DURSUN

BİR CEVAP BIRAK