Bir film. Bir usta: Türkülerimiz

Türküleri doğuran ve yaşatanlar, servet sahibi olamamışlardır. Çünkü onları serveti, gönüllerde yer almaktır. Bu servete ulaşmağa çalışmışlardır.

Siz bakmayın, günümüz de çok sınırlı da olsa izlemeğe başladığımz, türkülerle kendini bulmağa çalışırken, oradan gelirken, şimdi bu servetin onurunu yaşayamayıp, başka sevet ve ikbal peşinde koşanlara. Şimdi bu gibileri, ekran da daha çok izliyor, sahneler daha çok onlara açılıyor ve de olanaklar onlara daha çok sunuluyorsa, gönül telinden kopanlar, o tellere yabancılaşır ve de gelip geçici yolculuklarını sürdürürler.

Türküler, doğrunun ve halkın sözcüsüdürler. Zamanın ve dönemin popüler söylemlerinden ayrıdır onları yeri. Bölücü değil, toparlayacıdırlar. Acılarının içinde bile bir sevgi çiçeği mutlaka vardır. Severler, ama sevgileri çoğu zaman karşılıksızdır. Cananı da yaradanı da, bir bütün olarak sevginin bağı olarak yeşertirler. Baş eğmezler, direnirler. Bu direnç de kötülük, yakıp yıkma yoktur. Onlar sadece gönüllerini yakarlar. İsyan da ederler, ama sevgisizlikle değil.

Yunus’dan Pir Sultan’a, Veysel’den Neşet Ertaş’a. Çizgi, doğru, sevgi ve kucaklaşmadır.

Neşet Ertaş’ı, tanımayan onu bilmeyen elbette olabilir. O, onun eksikliğidir. Çevresinin, yaşam diliminin kopukluğudur. Orta Anadolu’nun bozkırında yeşerip, Anadolu’ya yayılan, bu tellerinin tınısı, sözlerinde ki yaşam felsefesi, dünyaya bakışı ve yorumlayışı, onu adeta bilgeliğe doğru yol aldırmıştır.

Şikayetçidirler, yakınırar, isyan da ederler ama, halklarından ve yaşamdan hiç bir zaman kopmazlar. Ne demiş Pir Sultan, isyanında bile, “burdan öte şah” derken, yaşamdan kopmayışınını sergiler. Neşet Ertaş, “Kendim ettim, kendim buldum derken” bilgeliğinin sınırlarını zorlamaktadır adeta ve de hep sevgi eksik olmadan.

Orta Anadolu’dan doğup, tüm Anadolu’uyu saran bu ses, bu yaşamı yorumlayış, yıllarca Anadolu’dan uzakda kalsa da, yurt dışında yllarca, bir düğünden bir düğüne sazı ile ekmeğini kazanırken bile, o Anadolu insanları ve sevgisi ile hasret gidermektedir. Bu hasret onu, Anadolu toprakları ile yoğurup, Anadolu insanı ile pişirmiştir.

Uzun yıllar sonra, yeni bir nesil oluştuğun da bile toprağına döndüğünde, o bu topraklar da yokken doğanlar, sanki aralarından dün ayrılmış gibi onu kucaklamış ve bağırlarına basmışlardır.

Son yolculuğuna çıkmadan öncesinde, yurda döndüden sonra onu, Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda ki konserinde izlemiştim. Salon doluydu ve yaş ortalaması 30 un altında. Daha çok gençler dinliyorlardı. O, onları daha doğmadan kucaklamaya başlamıştı sanki.

Ne güzel bir sevgi ve hayata bakışdır ki, onu büyüten ve yücelten, “Devlet Sanatçısı” ünvanı ile onu ödüllendirmek isteyenlere, “ben halkın sanatçısıyım” sözü ile yanıt vermesinde ki düşünce, göz ardı edilebilir mi? Devlet kapısından, ulufe almak için yarışanlar, saray sanatçısı olmak isteyenler, bu ince farkı hissedemiyorlarsa, türkülere can ve soluk veremezler. Okumaya çalışırlar sadece. Görüyoruz onları da, söylemlerini de, iyi yolculuklar. Ama Neşet Etaş’ı ve onun solukla günümüzde yaşattıklarından farklı olsunlar, ona yaslanmasınlar yeter ki.

Bir belgesel. Bir emek, bir sevgi yumağı, bir yaşamı sunarken, ona vefa, bir demet çiçek sunma girişimi. Sevenlerinin sevgi aktarımı, yaşam soluğunu, sazının tellerini, sözlerini belgeleme ve iletme girişimi.

Geçtiğimiz günlerde, Beyoğlu’nda dar bir sokak da, yıllardır beyaz perdenin güzelliklerini sürdürmeğe inatla devam ederek yaşamını sürdürmeğe çalışan bir sinema, Beyoğlu Sineması. Filmi bir bahar günü tek başıma izledim. Çiçek bahçesinde, sevgi yumağının içinde kendimi hissederek. Neşet Ertaş’dı bu duyguları yaşatan. “AH YALAN DÜNYA DA” diyordu. Ama o yalan değildi. Gerçekti. Etraf yalandan geçilmezken.

Kalan Müzik girişimi, katkısı ve sonuçlandırması. Hasan Saltık iyi şeyler yapmayı sürdürüyor. Atalay Taşdiken ve Hacı Mehmet Duranoğlu yönetmişler bu filmi. Neşet Ertaş’ın yaşamına yolculuğuna katılıyorsunuz. Prof. Dr. Erol Parlak, o günlerden bu güne bu yolculuğu sürdürüyor. Sazı ile sesi ile belgelemesi ile kariyeri ile ve de sevgisi ile. Cengiz Özkan onu anlatmaye ve aktarmaya devam ediyorlar. İsmail Altunsaray gençlerden bu yolculuğa katılan yeni soluk. Sazın tellerine ulaştığında, Neşet’in sevgisini daha bir yaymak için çabalıyor adeta. Bayram Bilgi Toker de, sazı ile sözü ile, anıları ile yöneticiliği ile bu yolculuk da onunla çoğu zaman beraber olmuş bir ses, a da aktarıyor.

Bu filmi izleyin mutlaka, DVD si varsa da alalım derim. Neşet Ertaş’ın dünyasına ve yolculuğuna katılmak için. Hacı Taşan, babası Muharrem Ertaş’ın temsilcisi bu bilge ozan ile olmak için. Ölümünden sonra isteğinde ki incelik ve felsefe, “beni babamın ayak ucuna gömün yeter” deyişinde ki zenginliği yakalamağa çalışmak için.

“Bozkırın Tezenesi”, o Anadolu’nun yanık ve kavruk sesi, sevgi çığlığı, bu kulaklarınızdan hiç eksik olmasın.

Türküler, bizim sesimiz, bizim toprağımız, rüzgarımız, aşkımız, acımız, yaşamımız, isyanımız da.

Türküler hiç bitmesin ve yaşamımızdan eksilmesin.

Ve bir konser ile devam edecektik yazımıza, yer kalmadı. Geçen hafta, Cemal Reşit Rey’de. İstanbul’da Pazar Konserleri. Sahne de iki güzel insan. Sevgileri hala söylemeyi sürdürüyorlar. Belkıs Akkale ve İzzet Altınmeşe. “Türkülerimiz bizi anlatrır” deyip, anlatımlarını sahnede paylaşmışlardı. Bir başka yazıya diyelim. Onları da dinlemeyi sürdürelim.

_______________

İstanbul. 4 Mart 2016. Pazartesi. ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

twenty − four =