Bir gün…

Ne büyük bir gümbürtüdür oysa kopan o an, kimse duymaz niyeyse! An’ların büyüsü dönüştürülemez başka bir ana, ama taşınabilir bir akşam üstü ıssız otobanlara.


Gaza bastıkça yakınlaşır çocukluğun şimdiki sana. Ayağın tutuk, sesin kelimesiz ve fal niyetine tuttuğun tek bir şarkı oturmaz ruhunun hiçbir köşesine. Yalnız çıkılan bir yolculuktur hayat, cebinde biriktirdiğin kelimelerle. Bir kere geçtiğin yerden defalarca geçsen de değişir manzaran… değişir sen gibi; yollar, semtler şehirler de…


Sen gibi kocamandır doğduğun şehirin merkezi. Çarşılar, meydanlar, mağazalar, hükümet konağı, ATMler ve karakollarıyla… Ara sokaklara daldıkça görürsün kendinin detaylarını. Bir küçücük bakkalda çocukluğunda çiğnediğin sakızın etiketini. Yıpranmış, köşesi yırtılmış, yapışkanı gitmişse de yepyeni gibi durur gözlerinin önünde. Çocukluğunu seversin köhne bir bakkalın penceresinde. 1 demir lirayla gazoz aldığın günleri. Sonra mahalle berberini… küçük taburede saçların kesilirken  Orhan Gencebay’ın ‘Bir teselli ver’ini, Ümit Besen’in ‘Nikah masası’nı dinlediğin  ve hiç bir anlam veremediğin şarkı sözleri,  o günkü genç kızların gözlerine yerleştirdiği bir kaybetmişlik sükunetiyle donmuştur bir film karesindeymişcesine. O genç kızlar ki anneanne olmuştur şimdi, hiçbiri hatırlamıyordur gözlerinin o günkü hüznünü senin hatırladığın gibi… Sen hatırlarsın.


Unuttuğunu sandığın bir anda beliriverir karşında çocukluk aşkın. Buna aşk bile denmez ama yaşandığı ana o isimle kazındığından öyle hatırlarsın onu. Aşk  olmuştur o hiç dokunmadığının adı. Seni beklemiştir okul yolu , otobüs durağı , , …
Hormonal salgılarını aşk sandığın yeni yetmelikle birleştirdiğin hayatın, aşkı sorguladığın böyle bir zamanda sigorta teli gibi atıverir işte orta yaşa yakın …


Annenin evi senin evindir bir zamanlar,  bir başka evde hiç bir zaman kendini o kadar huzurla uyandırmadığın bir boşluk haliyle bakar sana üç katlı sarı binanın ikinci katı.  Kendi evim dediğin bir geçmiş zamanlar hikayesi durur karşında … Seni asıl büyüten çocukluğunu bıraktığın o evdir… Bir tek o başıboşluğa duyduğun özlemdir ve en hakiki aşk bütün bunların farkına vardığın bir infilak  anına denk gelir.


… Aşkların da çocukluğun gibi evrim geçirmiştir.  Artık paylaşılmayan hiç birşey gerçek  aşk değildir ve bunu anlaman bir devrimdir.  İlla kaybettiğin,  asla sahip olamadığın şeyin aşk olması gerekmez… bu bazen sadece eski günlerin masumiyetine duyduğun özlemdir.


Benzemez bu yangın başka yangınlara…


Sabah her zamanki sabahtır belki ama sen asla bir daha aynı sen olmayacaksındır …
Ve bunu senden başka yine kimse anlamayacaktır.


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.