Bir helaldir işimiz, bir haram..

Bir helaldir işimiz, bir haram..

0
PAYLAŞ

Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Hallaçoğlu, zihinlerimizi hallaç pamuğu gibi attırdı.Kaç gündür memleketin cümle akil adamları, onun kuyuya attığı taşı ayıklamaya çalışıyor.

Ben tarihçi değilim.Ancak, bu  tartışmada “Kürt Aleviler, maalesef Ermeni” sözüne takıldım.İnsan ne ise odur, eğer gerçekten Ermeni bir kökenden geliyorsa, neden “maalesef” olsun ki..

Bu sözler , “maalesef Çingene”, “maalesef “Türk” dendiğinde de insana  rahatsızlık veren, ayırımcı ve kışkırtma  içeren bir ifade şeklidir.

Binlerce yıl çeşitli uygarlıkları konuk bu topraklarda herkes gibi Ermenilerin de  hakkı, alın teri  ve göz nuru vardır.

Kürt Alevilerimiz, bugüne dek varlıklarını hasbelkader TC yurttaşı olarak sürdürüp gidiyorlardı.Bundan sonra da öyle sürdürecekler.Ancak,  bu sözlerden sonra, içlerinden bazıları “Yahu biz Ermeniymişiz” diyerek geçmişlerini araştırmaya kalkışırlarsa bu kime, ne kazandırır?

Hallaçoğlu gibi düşünenlerin hanesine hangi başarıyı yazdırır.

Boş laflar bunlar, boş…

Türklere ve Alevilere bir yarar sağlamayan bu sözler,”birleştiricilik ” görünümü altında sinsi bir  bölücülüğü ifade ediyor.

Türk, Kürt  veya Alevi..

Her insanın sahip olduğu, var olduğu  köken, onun en doğal ve vazgeçilmez  hakkıdır..

Beğenseniz de, beğenmeseniz de kökeninizi önceden belirleme, değiştirme şansına sahip değilsiniz..

Türk, Kürt, Alevi olmak kadar,

Ermeni olmak da saygın bir konumdur..

Böyle sözler, insanlık ve bilim değerleriyle örtüşmez.

Eğitim, belki cahilliği giderir ama,

Eşeklik ise baki kalır..

Bugün en aşağılanan alttaki topluluklardan sayılan Çingeneler bile kendilerini gizleme gereği duymadan Çingene olduklarını her yerde söylerler.

Kendi adıma benim de kendime en yakın bulduğum insanlar Çingenelerdir.

Onlara dostça yaklaşmasını becerebilirseniz Çingeneler candan,en dost insanlardır..

Çocukluğumda, köyümüze kalbur, sepet örmek için Çingeneler geldiğinde koşa koşa onları karşımaya gider,yüklerini indirmelerine, çadır kurmalarına yardım ederdim. Köpekleriyle, şahinleriyle oyalanmaktan evin yolunu unuttuğumda annem kızardı, “Verelim bunu çingenelere, alsın götürsünler; nasıl olsa bu oğlandan bize hayır yok!” derdi.

Güneş Gazetesi’nde çalıştığım yıllarda, İstanbul Tozkoparan’da, Belediye konutlarında barınan çingeneleri, kış ortasında sokağa atmışlardı.Kar altında, konutların önündeki düzlüğe  kurdukları çadırlarda barınıyorlardı.Her gün onlarla röportaja   gidiyor, konut sorunlarını gündemde tutmaya çalışıyordum. Kısa sürede birbirimizi çok sevdik, beni de  kendilerinden biri gibi görmeye başladılar.Derken kara kaşlı, kara gözlü bir Çingene kızına gönül koydum.Kız, her karşılaşmamızda,
 ” Lan oğlum, gazeteciliğin üç kuruş maaşıyla bir bok olmaz, evlen benimle seni krallar gibi yaşatayım” diyordu. ir sabah gittiğimde çadırlar sökülmüş, içinde oturanlar bilinmeyen bir yere götürülmüşlerdi. Günlerce aramama karşın Çingene sevgilimi bir daha bulamadım, sonra da unutup gittim.Bir gün bu anılarımdan  sevgili arkadaşım Birsen Altıner’in çok hoşlanacağı başka bir “hüzünlü aşk hikayesi”  çıkarabilirim belki..

Demem o ki, ister çingene olsunlar, ister Ermeni, Rum, Musevi; yüreği insan sevisiyle dolu olan bir insan, hiç bir dini, ırkı, milliyeti küçümsemez, aşağılamaz. Samimi Müslümanların deyişiyle, bütün yaratılanları sever, yaratandan ötürü…

Zaten bugüne dek başımıza ne geldiyse bu sevgi ve hoşgörü yoksunluğundan geldi..

Osmanlı, Türkleri sevmezdi.Onları kıllı, cinsel gücüyle övünmekten başka marifeti olmayan kaba, saba,dağlı bir millet olarak  görür, sarayın kapısına bile yaklaştırmazdı.Güzel Türk hatunları varken padişah anaları başka milletlerden.Taht kavgaları nedeniyle sarayda kardeşler birbirini boğazlardı. Ancak, aynı mahallelerde Ermeniler, Rumlar, Türkler kimliklerini gizleme gereği duymadan bir arada yaşar, ibadetlerini kendi inanç yerlerinde sürdürürlerdi. Gerçi, Aleviler bugün gibi o zaman da şamar oğlanıydı. O zaman da aşağılanırlardı, başlarından zulüm ve duman eksik olmazdı.Ancak, Ermeni, Rum ve Musevi azınlıklar bu günkünden daha özgürdü. Örneğin, 6-7 Eylül olayları yaşanmazdı. Kiliselerde rahipler öldürülmez, meydanlarda insanlar linç edilmeye kalkışılmaz, apartman bodrumlarında fenerle “misyoner” avına çıkılmazdı..

Bizde ne olduysa Cumhuriyet’ten sonra oldu.

Cumhuriyetle birlikte Padişahlık yönetimine son verildi, devletin niteliği görece değişti.Ancak, seçimle iş başına gelen çağdışı iktidarlar, varlıklarını  azınlıklara karşı  bağnazlaşarak sürdürdü.Yüzyıllarca bir arada kardeşçe yaşayan insanlar Osmanlıyı arar hale getirildi.

Zaman içinde devlet destekli bölücülüğün en katmerlisi yapıldı.Türküyle, Kürdüyle, Alevisiyle, Sünnisiyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Ermenisiyle, Rumuyla, Musevisiyle, Süryanisiyle insanlar   birbirini sevemez hale getirildi. Kaynaşmaları, Cumhuriyet adına Cumhuriyet düşmanlığı yapan gerici iktidarların gizli / derin elleri tarafından engellendi.

Maraş’ta, Sivas’ta, Çorum’da katliamlar uygulandı, insanlar otellerde yakıldı.

Osmanlı’da fazla sorun olmadan yönetilen Kürtler birden  “Dağ Türkü” oluverdi.Kürtlerin ağırlıklı olarak yaşadıkları iller sürgün yerlerine dönüştürüldü, üzerlerine jandarma dayağı ve dipçikle gidildi. En ufak bir hiddetlenmede hayvanla eşdeğer görüldüler, onlardan “kuyruklu” diye söz edildi.

Kayaların üzerine sırtıyla toprak taşıyarak çay bahçeleri kuran Karadeniz bölgemizin çalışkan  insanları “kafaları öğleden sonra çalışmayan” eksik akıllı  insanlar olarak görüldü, küçümsendi.

Alevilik ise her dönemde “Ana, bacı tanımayan, cemlerde horoz uçurup mum söndüren mum söndüren, ahlaksızlar” damgasından kurtulamadılar.

Güney sınırlarımızdaki insanların adı Araptı, Fellahtı.Onlar da Türk sayılmıyordu.

Ege bölgemizi simgeleyen güzel İzmir’imiz ise Başbakanımızın deyişiyle “Gavur İzmir”di.

Sizin Başbakanınız bunları söylerse, ” Kürt Aleviler Ermeni asıllıdır” diyen Türk Tarih Kurumu Başkanına söyleyecek bir sözünüz olamaz. Malum imam, cemaat meselesi..

İmam bunu yaparsa cemaat ne yapmaz?

İşte bütün bu hengameler içinde Türk Türklüğünü, Kürt Kürtlüğünü; Alevisi, Ermenisi, Rumu,Musevisi, Süryanisi kendi kimliğini doğru dürüst yaşayamadı, yaşayamıyor..

Ömer Hayyam’ın  dediği gibi:

Bir elde kadeh
Bir elde Kuran
Bir helâldir işimiz,
Bir haram,
Şu yarım yamalak dünyada
Ne tam gavur olabildik,
Ne  tam Müslüman…


 

 

BİR CEVAP BIRAK

10 − four =