Bir insanı eğitmek

PAYLAŞ

Bir insanı eğitmek ona mesleğini öğretmekten daha değişik bir şey olmalı. “Öğretim” sözü beni hiç sarmıyor. Öğretmek başka eğitmek başkadır, öğretmek bilgi verip çıkmak demektir. Biz öğretmeyi biliyoruz. Onu da pek bilmiyoruz ya. Öğrettiğimiz için yaşam son zamanlarda tadından yenmez bir duruma geldi. Bu öğretim düzeni ancak kaba teknisyenler yetiştirmeye elverişlidir. Acaba? Gardiyan yetiştirmenin bile çımacı yetiştirmenin bile turşucu yetiştirmenin bile incelikli yanları olmalıdır. Önce insan yetiştirmek sonra hekim yargıç marangoz bakkal manav öğretmen yetiştirmek… İnsanın ne olduğunu bilmeyen yani kendini tanımayan adamın ya da kadının eline ipi, neşteri, yasa kitabını, vapur dümenini, kasap bıçağını verdiğin zaman sonuç kötü oluyor. Eğitimin yetersizliği toplumu toplumsal bir bütünlük olmaktan çıkarıyor, onu kötü ve tehlikeli bir katışmaç durumuna getiriyor. Bir bakıma herkesin gözü birbirinin üstünde, bir bakıma herkes birbirine uzaydan gelmiş yabancı gibi görünüyor. İnsanlar birbirlerinin bilmeden düşünmeden yargılıyorlar. Uydurmasyon iki üç veri bir ağır suçlama için yeterli olabiliyor. Kimse doğruyu aramıyor, herkes kafasındaki kalıbı önüne gelene benimsetmeye bakıyor. Her şeyi bilenlerin sayısı hiçbir şey bilmeyenlerin sayısından kat kat çok. Yaşam bu durumda bir kör dövüşüne dönüşüyor.

Toplumsal yapının dağılması insanları şiddete daha doğrusu vurdukırdıya yöneltiyor. Şiddetten yana olanlar en iyi sonuçları en kısa sürede elde etmenin düşlerini kuruyorlar. Bu en iyi sonuçlar dediğimiz şeylerin neler olduğu da pek belli değil. Kendi çıkarlarımız için mi en iyi yoksa insanlığın ya da en azından toplumun çıkarları için mi en iyi? İşin bu yanı karanlık… Şiddet başka insanlara başka bir türün varlıklarıymışlar gibi acımasız davranmamız sonucunu getiriyor. Başka anlayışların insanları oluşumuz birbirimize başka türün insanları gibi davranmamızı gerektirmez oysa.

Çoğumuz şiddetten yanayız, bununla birlikte gerektiği zaman şiddeti şiddetle lanetlemeyi biliyoruz. Şiddet gösterene lanet okuyup geçmenin bir anlamı yok zaten. İyi eğitilmiş olsaydık şiddet en son düşüneceğimiz değil hiç düşünmeyeceğimiz bir yöntem olurdu. Bütün mesleklerin şiddet uygulamakla ilgili sorunları var. Bazen melek diye bildiğimiz bir insanın en büyük şiddetten yana olduğunu görerek şaşıp kalıyoruz. Her mesleğin gerçek anlamda melek diyebileceğimiz insanları var. Bir gün bir hastanede sıra beklerken bir genç hekim hanımın hasta olarak getirilmiş çok küçük bir bebeğin annesine çocuğunun hastalığıyla ilgili bilgi verişine hayran oldum. Genç anne zor anlıyordu anlatılanları. Hekim kardeşimiz kadıncağızın sorunu kavrayamadığını anlayınca güleryüzle tane tane bir kere daha anlattı. Anladığıma göre çocuğun yüreği solda değil sağdaymış. Bilsem yanlış anlaşılmayacağımı, o genç hekimin iki elini öperdim.

Yıllar önce o kötü yoksulluk günlerimizde babamı Guraba hastanesine götürmüştüm. Babamın ayakta duracak durumu yoktu. Bizi çıplak koridorda uzun bir süre beklettiler. Ortalık bayağı kalabalıktı. Düpedüz bir toplama kampında gibiydik. Epey bir zaman sonra doktor bey orayı teşrif ettiler. Bir poz adamda, bir çalım… Onar onar içeriye alıyorlar. Biz de bir on kişiyle girdik içeriye sonunda. Herkese tükürür gibi neyin var diye soruyor. Sıra babama gelince bana sordu: “İhtiyarın zoru ne?” Baktık ki hayır yok bu işten, çıkıp gittik. Daha sonraki zamanlarda benim başıma gelenleri de anlatmam gerekir mi? Gerekmez bence. İnsan aklının almayacağı kadar güzel hekimlerle de karşılaştık, dostlarımız arasında onların önemli bir yeri vardır. Herbirine insanlık adına yüz bin kere teşekkür etsek azdır.

Diyeceğim egemen mesleklerde kabalaşma durumlarına daha sık raslansa da kaba davranış her mesleğin sorunu: eğitilmiş insanla eğitilmemiş insanın arasında uçurumlar var. Her mesleğin insanı şiddete yatkınlığını kendi bilinç koşullarına göre gösteriyor. Küçücük kız çocuğunu odasına alıp orasını burasını kurcalayan sözde eğitimciye ne dersiniz? Ailesi eğitseydi deyip çıkmak olmaz, insanı insanın eline bırakırken onun yeterince insan olup olmadığını da bilmek gerekir. Bu toplumun kültür düzeyi giderek düşüyor. Okul sayısı arttıkça düşüş daha büyük oluyor. Size bir şey soracağım, yolda rahat yürüyebiliyor musunuz? Yürüyemiyorsunuz değil mi? Birileri üstüme üstüme gelirken kenara kaçmaktan belim büküldü diyebilirim. On beş yaşında genç kıza ya da delikanlıya da ben yol vermek zorundayım. Ne günlere kaldık dostlarım, ne günlere kaldık. Keşke görmeseydik bu günleri. Suç hepimizindir.

CEVAP VER