Bir kere, indirin o ellerinizi

bazı belgelerin “devlet sırrı” denilerek imhasını protestoyu unutanları umursamayan, uykunuzu bölmese kimseler.


Kuvvet Komutanlarının görev başında hazırladıkları “Önce basını ele geçirmeye çalışacak sonra, sendikalarla, derneklerle temas edip hükümet aleyhine teşvik edecektik. Bu olayları yurt çapında yapacaktık”lı, Sarıkız, Ayışığı kodlu darbe planlarının  günlüklerde ilanıyla ortaya çıkan açık oy, gizli tasnifli gibi demokrasiyi görmezden geleceğiniz uyku, uyanıklık arasında çalmasa telefon, kapı.


Kıvrıldığınız kanepede, andıçladıklarına saf değiştirmeleri için son bir  şans tanıyacak zihniyetin  “tez kelleleri kesile”li  e-muhtırayla muasır medeniyete ulaşmasını “işte böyle, kodu mu oturtan komutan isterduk”la kutlayan, bizim iyi Senyörlerin, Sinyoritaların ekranlarda happy angel modunda akışına dalmışsınızdır.


Güne başladığı pozitif enerjiyle, tanımadığı birine günaydınla gülümsediğinde tuhaf muamelesi görünce  ya da otobüse önce binmek için  birbirini itekleyenlerin arasında boğulmak üzereyken  “Ne mutlu Türküm diyene”yi tekrarlamasına  rağmen mutluluğu yakalayamayan, doğduğu  andan itibaren “Ne mutlu Türküm diyene” anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır”la  kaderi çizilen sözdelerden olduğunuzdan, üstünüze alındığınız e-muhtırayı, ütüsü yapılacak giysiler, alışveriş dahil onca iş dururken, “bu kış komünizm gelecek” hayaletinin “şeriatı getirecek, ülkeyi böleceklere” diktesiyle yorumlayanların görsel şovunda kabustan, kabusa sürükleneceksinizdir.


Eyvah, solunu bilmeden solculuk oynayan BAYKAL, SEZER, …, PERİNÇEK’le UZAN, AĞAR, …., MUMCU, BAHÇELİ “tek ırk, tek devlet, tek lider”in ideologlarından HİTLER’in başkanlığında mı toplanmışlar ?


Rönesans dönemi heykellerle dolu caddeye bakan balkonda resmi geçidini seyrettikleri, ellerinde gamalı haçlı bayraklar  “dünya bizim olmalı” marşına karışan Wagner’in klasik müziğiyle göz yaşı döken, Yahudi işgali altındayıza inandırıldıklarından kristal geceleri, toplama kamplarını onaylayan milyonlarca Alman değilse kimdir?


Çatılmış kaşlarıyla kapıyı açan ‘bir kere, indirin o ellerinizi’yle  liderlere çıkıştıktan sonra sakin adımlarla giden Karl  MARX  mı, yok, bu Rosa Luxemburg.


Şu atlılar, yanına KÖROĞLU’nu da alarak ayaklanan Demirci Mehmet Efe’nin olmasın.  İstiklal Mahkemesi üyesi Kılıç Ali’nin   “Yeni baştan bir Cumhuriyet yaratacağız. Çünkü artık eskisi işlemiyor” ne demek, söyleyeyim vatan hainliğidir.Yazın “sanığın idamına, yargılamanın devamına…”, bunu da asın dediği Segolene Royal’ mi ?


 Oli Rein’ne “dert ettiğin şeye bak, onlar, kendileri dışında kimseleri,  komünistleri, punkçuları, sabetayistleri, liberalleri sevmezken Avrupa’yı, Amerika’yı da sevmesinler ne olacak”la  akıl veren de Yalçın KÜÇÜK’mü ?


Vatanı kaderine terk etmemek için hazır ol’da bekleyen intihar komandoları Yasin, Erhan, Emre’ye ayet okuyan dindar ARINÇ’a benziyor sandığın BİN LADİN, gramofonda “beni, bu dertlere salan siz değil misiniz” türküsü çalarken istihareye yatan da  Hayrünisa’ymış. Yıl 1800, 1923,1940’sa orta yerde LCD ekran bilgisayarın işi ne?


Varsın Associated Press ajansı herkesin itiraftan kaçındığını “Türkiye’nin demokratik kurumları askerin gölgesinde işbaşında”yı yazsın ne gam. Çağdaşlık imajının kendisi olduğunun farkında olmayan Profesörün, duvarlarda yankılanan “Genelkurmay Başkan’ımıza memur diyen zihniyete karşı, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin önünde saygıyla eğiliyoruz.” sesiyle uyanınca, kabusunuzu geri istersiniz.


 Dimağınızda istediğinizi düşüneceğinizden önemli olan düşüncenin özgürlüğü değil, düşündüklerinizi ifade özgürlüğüdürle bu, küresel furyadan eksik kalmayayım bari’yle, dayanamaz, siz de Galileo’yu yorumlamaya girişirsiniz.


Acaba, bilimsel verilere güvenip dünya dönüyor’u savunduğundan yargılanan Galileo’u,  dönmüyor diyenlere,  susun artık  “aptal bir şeyi 50 milyon kişi de söylese, o hala aptal bir şeydir”le kaba davranmaktansa ‘ne yapayım, dönmüyor desem de, o, yine de dönüyor’la nazikliği mi tercih etmiştir?


Çok değil on yıl önce de rejim tehlikede gerekçesiyle  “sürekli aydınlık için bir dakika karanlık” eylemini rotasından saptırıp, muhteşem  Fadime, Ali,  Müslüm üçlüsü, kurdurdukları  hülle partisiyle ayarlayarak, dördüncüsünde,  bu defa değişik yapalım’la post modernini denedikleri darbeyle kurtarılan Laik Cumhuriyet değil miydi’yle,  ülkenin kopyala, yapıştırlı tarihine aynı dip notunu düşmekten bezen şu sözde aklınızın yorumuyla idare edip,  işlerinizi yapma vaktidir.


Her kesimin kendine göre de belirleyebileceği bu din, ırk, parti, sınıf olur, sözdeliğinizde, hep bunu, siyasetin, asker, sivil bürokrasinin tepelerine çöreklenenlerin, çocuğu beğenmediğinden okuduğu lisenin ismini bile değiştirdikleri maddi, manevi avantajlarla kuşattıkları, aynı düşünce ve refleksle hareket eden homojenliğinde gözde kitleyle sınırlayarak, özünden kopardıkları Cumhuriyeti, egemenliklerini kayıtsız, şartsız kılmak uğruna  “benim Cumhuriyetime” dönüştürüp kapana kıstırdıklarını görmüşsünüzdür.


Cumhuriyetim böyle, laik kalsın’la yükleyecekleri ölümcül milliyetçilik, İslamcılık bilincindeki gözdelerine sözdeleri, kullanılabilir yandaşlıkta birinci, ikinci, üçüncü mevkiyle derecelendirdikleri sözdeleri de birbirlerine katlettirerek, yaktırtarak bir arada yaşamalarını, tanışmalarını engelleyen düşmanlıkları yaratarak ‘yaşamımıza kastetmeden, laiklik, din, millet elden gitmeden kurtarın bizi bunlardan’ önceliğinde, sistemin tüm olumsuzluklarını göz ardı edip, silahsız kuvvetlikle görevlendirilmeyi kabullenenleri tek işaretleriyle sokağa döküp Cumhuriyetime demokrasiyi ezdirdiklerine şahit olmuşsunuzdur. 


Gizli, açık operasyonlarına karşın hepimiz Türk, Sünni, hepimiz bir değilizi duydukça  nazizmin müsveddesi “ya sev, ya terk et”le sosyalizm istiyorsa Küba’ya, demokrasi, insan hakları istiyorsa İsveç’e,  Kürtse Kuzey Irak’a, Aleviyse Horasan’a, türban takmak istiyorsa İran’a gitmelidir’le ne istedikleri değil, ne istemeleri gerektiğinde uzlaşma da pes etme seçeneğinin sadece ve sadece sözdelere sunulduğunu yaşamışsınızdır.


Öteleyebildikleri kadar öteleyecekleri çağdışı otoriter anlayışlarını yenilemeden, ekonomik, siyasal, sosyal  alternatifler geliştirmeden, karşımdakine karşıyım kamplaşmasının zorladığı ilkesiz ittifaklarla kazanılacak zaferlerin aldatıcılığında, görüntülenen rejimin geleceği tehlikede kaygısının arkasına itildiğinden görüntülenemeyen sayfadaki imtiyazlarını yitirme kaygısıyla  topaça çevirdikleri, ancak eşitlik, özgürlük, kardeşlikle birlikteliğinde demokratik, sosyal olacağından laikle çatıştırılamayacak, mağdurluğunda sessiz Cumhuriyet’in “belki yarın, belki yarından da yakın” bir günde özgürlüğüne kavuştuğunda kurtarılmaktan kurtulacağını da görebileceksinizdir.


Erciyes aşevi önündeki çöplüğe atılan marul yaprakları arasından seçtikleri iyilerini kaldırımda yerken otomobilin çarpmasıyla  ölen çocukların acıtan hikayeleriyle bezenmiş gazete kağıtlarıyla örtülü bedenleri yol ortasındayken, 311 km. ötelerinde toplanmış kalabalıkta onlarca  palyaço “Hanımlar, beyler, böyle buyurun.Kabaremizde revü kızlarımız, korku tüneli, kuklacı ve siz”le koşulsuz müşteri avlama yarışındadır.


Göz kamaştıran  ışıklara aldanıp bir an duraksar sonra, hızla uzaklaşırken ardınızdan seslenir biri  “durun gitmeyin, daha en güzel gösterileri izlemediniz”. Dönmezsiniz. Onca deneyime bilirsiniz.Her şey sanalığında sahtedir.


“Ve böylece geçiverirken dünyanın görkemi” kronik korkuları yüzünden yaşama kaliteli bakamayacaklarından yanlışları bile fark edemeyip, edeni de anlayamayacak milyonlarca tembel, bankamatik ruhun arasında bunları niye mi yazıyorum?  İşte, bunu  ben de bilmiyorum. Oysa, derler ki bilmek başlangıçmış.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.