Bir komedi draması… / P.Ö. Tüzüner

İzlemek gelmiyordu içimden. Dahası, merak da etmiyordum. “Ne işin vardı o zaman Beşiktaş Kültür Merkezi’nde?” diyeceksiniz. Haklısınız. Ama, çalıştığım şirketin düzenlediği bir organizasyondu bu.


Benim bulunduğum departmanı birinci dereceden ilgilendiriyordu. Bir anlamda gitmeye mecburdum. Yoksa işyerindekilere çok ayıp edecektim. Ama, o akşamüstü Beşiktaş Kültür Merkezi’ne giderek de kendime çok ayıp ettim!


Sahneye “mizah dolu bir gece” dileyerek çıkması Ata Demirer’in, sonraki dakikalarda olacaklar hakkında biraz ipucu veriyordu aslında. “Ortada görsel bir rezalet var,” diyerek, önce görüntüsünden, sonra çocukluğunun mahallesinden bahsetti. Ardından, küçüklüğünden beri taklit yapmayı sevdiğini söyledi.


Kısa bir süre sonra, taklitler yapmaya başladı. Bülent Ersoy’un, Müslüm Gürses’in, Zeki Müren’in, Türk polisinin, dolmuştaki kızın, minibüsteki adamın, Tarabya’daki piyanist şantörün, bir Trakyalı’nın, yaşlı bir köylünün… Taklitlerini yapmaya başladı. Arada reklamları da eleştirdi. Bir yandan (Cem Yılmaz’ın yaptığı gibi) bizi bize anlatmaya çalışarak salondakileri güldürmeye gayret ediyor; öte yandan Zeki Alasya-Metin Akpınarvari (yani demode, basmakalıp) taklitler yapıyordu. Bu arada küfürleri arka arkaya sıralamaya çoktan başlamıştı.


Karşımdaki adamda beni rahatsız eden, öfkelendiren, huzurumu bozan, bir an evvel bulunduğu ortamdan uzaklaşmak istememe neden olan bir şeyler vardı. Nasıl söyleyeyim? “Bayağıydı.” Evet. Tam tanımlaması bu. Bayağıydı. Özellikle, birlikte olmak istediği kızla konuşan bir erkeğin rolüne bürünmeye çalıştığı sırada “Kızım bak vermeyeceksen uğraştırma” derken son derece bayağıydı. Ellerini sık sık bacaklarının arasına, poposuna götürürerek kalabalığı kolay yoldan güldürmeye çabaladığı için de “ucuzdu”. Ve sahnede kocaman cüssesine rağmen küçülüyor; iyiden iyiye temelsiz, içi kof bir adam… Sırtını “belden aşağı muhabbetlere” ve “el kol hareketlerine” dayamış bir “komedyen müsveddesi” haline geliyordu.


Ata Demirer’e komedyen müsveddesi deme hakkını buluyorum kendimde. Çünkü o “haddini” bilmiyor. O “yeteneği birilerini taklit etmekle sınırlı” olan bir adam. Belki her biri birbirine benzeyen “birkaç karaktere bürünmesi” de mümkün olabilir. Ama hepsi bu. Ata Demirer, bu kadar. Bir komedyen değil, bir oyuncu değil, bir stand-up’çı değil. Ve bunların hiçbiri değilken, bunların hepsiymiş gibi bir tavırla “sahneye” çıkma hakkını kendinde gördüğü için… Sahnede bu hakkını bayağılaşarak, ucuzlaşarak kullandığı için…


“Mecburen” orada bulunsam bile beni rahatsız ettiği için… Tavırlarıyla, anlattıklarıyla çirkin olduğu için… Bu sözleri hakediyor. En bayağı yarışma programlarının, en kötü dizi filmlerin, kanlı ana haber bültenlerinin rating rekorları kırdığı ve logolarının üstüne her gün bir çıplak kadın oturtan gazetelerin yüksek tirajlar yaptığı bir ülkede yaşıyoruz.


Dolayısıyla Ata Demirer’in salonları doldurup kalabalıkları gülmekten kırıp geçirmesi onun ne kadar “iyi” olduğunu değil; bu ülkede mizah anlayışından yoksun ne kadar çok insan bulunduğunu gösteriyor. İki Bülent Ersoy taklidi yapıp bir Trakya köylüsü canlandırarak, Cem Yılmaz yöntemlerini kullanarak oyuncu olunmuyor.


Eğer Ata Demirer, “oyuncu” olmak istiyorsa bunun için biraz çaba harcaması gerekiyor. Belki o zaman sahneye çıkma, gösteri yapma hakkını kendinde görebilir. Aksi halde yaptığı, “tek kişilik müsamere”nin ötesine hiçbir zaman geçemeyecek. Bu müsamare ilk ve son oldu benim için. Bundan böyle -mecbur da olsam- bir daha bulunmak istemediğim bir yerde asla bulunmayacağım. Buna kararlıyım.


ozcanperihan@hotmail.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.