Bir ülkeye ancak bu kadar kötülük yapılabilir

Bugünlerde içinden geçtiğimiz yüz kızartıcı olaylar dolayısıyla 27 Mayıs 1960 darbesini hatırlamakta, hatta ondan ders almakta büyük yarar olduğunu düşünüyorum. AKP iktidarına benzer şekilde büyük bir güçle siyasi otoriteyi eline geçirmiş olan Demokrat Parti, uzun iktidar döneminin sonunda, bugünküne benzer anti demokratik uygulamalar yapmış, muhalefet, üniversiteler ve medya gurupları ile ciddi ihtilafa düşmüş’ öğretim üyelerine `kara cüppeliler` demiş, bazı öğretim üyelerini `Tahkikat Komisyonu` emri ile görevden almış, `Vatan Cephesi` adı ile bir teşkilatlabma oluşturarak, toplumu DR taraftarı ve aleyhinde olanlar şeklinde bölmeye çalışmış, birçok basın mensubunu yargıya göndermiş, gazetelere sansür getirmiş ve silahlı kuvvetleri de yanında hissedip, hisbir şekilde taviz vermeyerek son yolculuğuna yürümüştür. Oysa, eğer son anda seçime gidip, sağduyulu hareket yoluna girmiş olsa idi ne darbe olurdu ne de kendileri, maalesef, acı sonla karşı karşıya gelmiş olurlardı.

Son genel seçimler bence halkımıza ve iktidara verilmiş son şans idi. Halkımız bu şansını fevkalade kötü kullandı ve bu kadroyu, hem de büyük bir güvenle, iktidara taşıyarak sadece ulusa değil, bizzat iktidar mevkiindeki siyasilere de çok büyük bir kötülük yapmış oldu. Bunun cezasını şimdilerde, hem de uluslararası düzeyde hepimiz büyük bir ıstırapla çekiyoruz. Elinde bu derece büyük gücü bulunduran bir iktidarın gücünün sınırlandırılması ancak onun çok yüksek ahlaka sahip olması ile olanaklıdır. Böyle bir yapıyı kapitalist sistemde bulmak olanaklı olmadığı gibi, son on yıldır ülkeye çöreklenmiş olan iktidar mensuplarının güçlü ve köklü devlet deneyimi olmaması ve ülkeyi bakkal yönetir mantığı ile yönetmeleri, ülkeyi hem içeride hem de dış dünyada sefil edecek idi, etti de, maalesef! Bu sonucu görmemek için kahin olmaya da gerek yoktu: sadece yalaka olmamak yeterli idi!

Kapitalizmin insan odaklı olamaması insanların kötü ve habis olmalarının değil, sermaye mülkiyetinin insanlara kazandırdığı habis huy ve davranış kodlarından kaynaklanmaktadır. Halk böyle olunca, sistemi analiz etmeden, sorunu salt bir insanlık anlayışı ve konusu olarak ele almak yanlıştır. Mülk bireyi nasıl belirli habaset çizgisine çekerse, aşırı ve denetimsiz güç de iktidar için aynı sonucu doğurur. Zira, iktidarı ele geçiren siyasak erk, hele de tüm siyasi etik anlayıştan soyutlanmış ise, hukuk ve diğer tüm kurumları da emrinde görüp, istediği gibi kullanmaya kalkabilir. Nitekim, her istediği duruma göre yasa değişikliği yapabileceği mantığı ile hareket eden AKP iktidarı, ülkeye olduğu kadar bizzat kendisine de büyük zarar vermiştir.

Bu denli şaibe altında hala iktidarda durmaya direnen başbakan ve tüm kabine salt bu davranışlarından dolayı halka ve dış dünyaya karşı sorumludur. Diğer devletlerde bugün yaşadığımız olayların onda biri cereyan edince sorumlular istifa etmektedir. AKP sürdürdüğü davranışla ülkemizin itibarına büyük leke sürmektedir. Burada görev başbakanın evlerinde zorla tuttuğunu söylediği % 50`ye düşmektedir. Bu insnaların kasaba mantığı ile sarıldığı “yedirmeyiz” anlayışı ülkeye büyük zarar vermektedir. Belki başbakan yedirilmeyebilir, ama ülke yediriliyor. Bu konuda direnmenin ecele faydası yoktur. AKP yandaşları son seçimde çok büyük hata yaptılar. Şimdi onlara hem ülkeyi hem de AKP`yi kurtarma için son bir şans belirdi. Bu şansı da kaçırırlarsa, bunun altında hepimiz, ama bu arada yedirmeyen takım da kalır!

AKP çorba ve bulgur yanında, din sömürüsü ile halkları kandırmayı yeğledi ve buraya kadar geldi. Keşke bu kadar güç sahibi olmasa ve ülkeyi bugünlere taşımasa idi! Kapitalist sistemde dahi, bir ulusu ayakta tutan güvenilir hukuk kurumu ve sağ duyu ile hareket eden halktır. İlk aşamada halk seçimini yapar. İki seçim arasında siyasilerin bazı yanlışlarını halkın adına, kapitalizmi koruma adına dahi olsa, hukuk önlemeye çalışır. Ne acıdır ki, bazı büyük hukuk alimleri de kendi anlayışlarının fevkalade yansız ve teorik olduğu zehabına kapılarak(!) seçilmiş parlamentoların da, hele de tek adam güdülemesi altındaki var olan parlamentonun da, anayasa yapabileceği (yani, kendi oynayacakları oyunun kuralını da bizzat kendilerinin koyabileceği!) yönünde fetva vererek, parlamentodaki siyasi işgali önemki bir güç kaynağı ile donatmaktan çekinmediler. Demek ki, bilimi de ahlaklı ellere vermek lazımmış, aksi halde bilim adına her türlü akıl almaz saçmalıklar yapılabilirmiş!

Umalım, hukuk ortadan kaldırılmış olsa da, iş başa düşünce halk aklı selimle davranır ve gereğini yapıp, siyasi tercihini açıkça ortaya koyarak, hiç değilse, kapitalizmin içinde de olsa, siyaseten ülkeyi kurtarır. Halk bunu yapamazsa, sona gelinmiş demektir. AKP hukuku ortadan kaldırınca işleri istediği gibi yürüteceğini sandı. AKP yönetiminde, bir köprünün yapımı ve isminin ne olacağı dahi başbakana soruluyor, onun iznine göre hareket ediliyorsa, diğer bütün icraatlarda da başbakandan icazet alınıyordur. Kanser bütün bünyeye yayılan bir hastalıktır. Bu hastalık tedavi edilemez; hastalıklı dokunun ameliyatla kesilip, atılması gerekir.

Son krizde AKP yanlısı insanların, kimi samimi kimi ise hissi ve hırslı yandaşlık duygusu ile AKP`yi ve özellikle de Erdoğan`ı savunduklaroina tanık oluyoruz. Savunma hakkı kişisel ya da örgütsel, hatta yandaş hakkı olarak kutsaldır. Üstelik de bir ülkeyi ön yılı aşkın bir süredir yönetmiş bir örgüt suçlanıyor ya da töhmet altında tutuluyorsa, gerçeklerin ortaya çıkması adına suçlayanlar kadar, hatta ondan da öte, savunanlar da konuşmalıdır. Bu, salt hak değil, görevdir de. Ancak, savunma da bir tür fikir tartışması olduğundan, suçlamalara ve etrafa saçılan bulgulara yanıt şeklinde olmalıdır, Örneğin, kimse Halk Bankasının karlı çalışmasına itiraz etmemektedir. Ama herkes Halk Bankası müdürü etrafında dolaşan ve aklı selimle yanıtlanamayan kuşkularla ilgilidir. Savunma yapanların bulunan paralarla ilgili bir kanıt hetirmeleri gerekir.

Diğer yandan, durmadan faiz lobisi üzerinde ısrar ediliyor. Eğer faiz lobisine karşı isek, AKP döneminde bankacılık kesiminin yüzde kaçının yabancı sermayeye devredildiğini bu arkadaşlar hiç incelemezler mi! Ekonomik kriz yaşanırken, insanlar işsiz kalırken, bazı firmalar batarken, bankacılık kesiminde milyarları bulan karların yüzde kaçının yabancı bankalara ait olduğu hakkında bu arkadaşlar niçin hiç kafa yormaz ki! Gerek Taksim olayları gerek son olaylar esnasında ve sonucunda faizler yüksldi, kur yükseldi. Bu görüntü doğru, ama AKP savunucuları acaba sebep ile sonucu karıştırıyor olmasın!

Evet faizler yükseldi, ama olaylar faizler yükselsin diye mi kurcalandı, yoksa olaylar olduğu ve özellikle de Taksim olayında polisin acımasız ve anlamsız saldırısı sonucu mu faizler yükseldi. Biliriz ki, insanlar hasta bölunca ateş yükselir, ama ateş yükseldiği için insanlar hasta omaz. Kısacası, bilimle biraz ilgisi olan, sebep ile sonucu birbiri ile karıştırmaz; bunların hangisinin sebep hangisinin sonuç olduğunu, fanatikçe yandaşlık tutkusu ile değil, samimi olarak ayrıştırarak ortaya koyar. Ve nihayet, son operasyonlarda emniyet ve yargı organlarında yapılan değişikliklere de AKP yandaşları biraz daha sağduyu ile yaklaşmalılar.

Son bir laf da, AKP yandaşları, özellikle başbakanın hemen tüm stratejisini üzerine oturttuğu yandaş-karşıt ayırımına destek vermemeliler. Bu gidişat topluma yarar sağlamaz. Eğer AKP, başbakanın son seçim sonrası yaptığı ünlü `Balkon Konuşması` sahnesine inanıyorsa, tapma derecesinde bağlı oldukları Erdoğan`a bu vaadini hatırlatmaları bir sadakat borcudur. AKP yandaşlarına Erdoğan`ın her yurt dışı seyahat gelişinde metroların bedava olarak insan taşımalarını da sorgulamalarını salık veriyorum. Şu anda nezarette olan bazı bakan çocukları ile ilgili birşey söylememem hem bu kişilerin kişilik haklarına saygılı olma hem de kendi nezaket anlayışım gereğidir. Umuyorum, bu kavgalar sonlanırken haklı hakkını alır, haksız da millete karşı hesap verir, sonuçta halkımız spor takımı gibi siyasi parti fanatiği olmaz ve sağlıklı bir topluma kavuşuruz.

2008 küresel kriz ertesinde ABD`de alınmış olan önlemler 1929 Krizi ertesindeki uygulamalardan ve böylece oluşan sonuçlardan çıkarılmış derslerden ilham idi. Bu ilhamla alınmış olan önlemler, son krizin etkisinin 1929 Krizi`nden daha hafif yaşanması sonucunu sağlamıştır. Geçmişten ders almak küçüklük değil, fazilettir! Umalım ki, AKP iktidarı da 1960 olaylarından bir ders çıkarmıştır ve davranışını böyle bir aklı selim rayda sürdürür. AKP`nin bu sınavı, ortaya saçılan pis kokulardan ne derece sorumlu olduğunun da kanıtı niteliği taşıyacaktır.

Mutlu Yıllar dilerim!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.