Bir Padişah: İki Roman Kahramanı

Bir Padişah: İki Roman Kahramanı

0
PAYLAŞ

SERDAR MÜTEFERRİKA SERHATLI – Roman, edebiyatın yaramaz, haşarı çocuğudur; uçarıdır, ele avuca sığmaz. Roman sınır tanımıyor elbette; sayfalarında Perec’in Yaşam Kullanma Kılavuzu’nda olduğu gibi türlü grafikler, hatta bulmacalar ve cebir denklemleri de yer alabilir, Altar Kaplan‘ın Papadapulos Apartmanı’nda her bölüm sonunda okuduğumuz apartman yönetim kurulu defter sayfaları da… ¨İçinde bir resim yoksa bir kitap neye yarar ki?¨ diye soran Alice’in Harikalar Diyarı’ndaki gezisini gözlerimiz önünde resmediyor gibi, görsel canlandırmalarla bezenen nicesini, romanın sınırsızlığına örnek verebiliriz.

Roman, bana göre, edebiyatın caz müziğidir, süprizlere açıktır fakat illa bir kahramanla bizi tanıştırmalıdır ve o kahraman artık bundan böyle bizimle birlikte olmalı, hayat boyu arkadaşlığını sürdürmelidir. Madam Bovary‘den tutunuz, Alexi Zorba‘ya, Hayri İrdaldan Oblomova kadar nice roman kahramanı yanı başımızdan eğer hiç ayrılmıyor ve bizim dünyamızı zenginleştiriyorsa, işte bu nedenledir.

 

 

Edebiyatın deli fişek türü roman, biz okurlara tanımadığımız ama ihtiyacımız olan kahramanları takdim ettikçe, görevini yapmış olur.  Şiirsel cümlelerle, sembolizmin karman çorman lakırdıları, bulanık sözcükler yazarak bunları roman diye tanıtan yapıtları bir yana bırakırsanız, günümüze kadar gelen roman kahramanlarını yaşatan eserler’den söz ediyoruz.

Bu tanımlamayla okursanız eğer, Sultan II.Abdülhamid üzerine yazılmış birçok eser arasında, yayına çıkış tarihi itibariyle sonuncusu diyebileceğimiz, Şefik Onat’ın eseri, Son Sultan Abdül X Hamid bize iki roman kahramanı birden tanıtıyor; Abdül ve Hamid sultanları… İşte tam da bu nedenle, roman kahramanı yaratmak yoluyla edebiyatta roman işlevine uygun bir eser sunuyor.

Akademik ünvan takibi yapılırsa, Onat’ın bir tarihçi olmamakla beraber, Osmanlı’nın 34.padişahı Abdülhamid’i iki ayrı karaktere bölerek böyle bir kurgu üzerinden romanı oluşturmak üzere sıkı bir çalışma yürüttüğü kitabın daha en başında, alıntılar kısmından bile anlaşılır görünüyor.

Kitabın sonuna eklenmiş on sayfada baş döndürücü bir veri tabanı bolluğuyla beliren kaynakçası gösteriyor ki, roman yazımına epeyi zaman ayrılmıştır. Sadece, üç yüz civarında Abdülhamid kaynağı el altında bulundurmak bile kitabı değerli kılıyor.

Onat, ruh çözümsel bir araştırmayla Abdülhamid’in dissosiyatif- çoklu kişilik içinde olduğuna dair bir kurguyu öne çıkarıp, kendi sözcükleriyle aktarırsak, eline bir kılıç alarak sultanı karpuzu ortadan keser gibi ikiye bölüp iki kişilik, iki roman kahramanı birden yaratmıştır. Bunu yapmakla Abdülhamid’in çok konuşulan tutarsız siyasî hamlelerini, kişiliğindeki paranoya derecesine ulaşmış kuşku, kuruntu, abartılı gurur ve herkese güvensizlik hâllerini, hasılı biri ak derken ötekisi kara diyen iki ayrı kişiyi karakterleştirir. Tarihî ayrıntıların ustaca içine yerleştirildiği bir roman, ister yarı belgesel adını alsın isterse tümüyle kurmaca densin, elimize böylece ulaşmaktadır.

Roman, Abdülhamid’in tahttan indirilip Beylerbeyi Sarayı’nda hapsedildiği son yıllarında kendisiyle başbaşa kalmış bir yaşlı adamın iç konuşmaları, kendisiyle geçmişe dair vicdan muhasebesine ait tartışmaları üzerinden okunuyor. Bu iki kişiliğin farkında olan birçok tarihçi gibi roman yazarlarımız da bulunuyordu, bunlardan biri Nahid Sırrı’dır ve onun bir insanda iki kişiliği vurgulaması dikkat çeker:

¨Cinnete yaklaşan vehimlerine rağmen cesur, vehimleri yüzünden ancak zulüm sözüyle nitelenebilecek bir hayli harekette bulunmuş olmasına rağmen merhametli, hiddetleri sırasında pek sert olmasına rağmen genellikle pek nâzik, asla mutaassıp olmamakla beraber dindar, saltanatının şerefini korumak üzere sarayın debdebesine dikkat etmekle beraber hemen hemen hasis denecek derecede tasarrufa uyan bir hükümdardı.¨

Aceleci, dikkatsiz, kararsız, bu hâlleri yüzünden sevimli, cana yakın Abdül ile içten pazarlıklı, kıyıcı ve acımasız, gururundan pazarlık etmeyen Hamid, romana satranç tahtasında kafa kafaya verdikleri bir sahneyle adım atar. Böylece iki kahraman, kapatıldıkları sarayın salonlarında son yıllarını geçirdikleri sırada birbirlerini itham ederek yahut bir diğerini yerden yere vurarak çekişir; sayfalar boyunca yakın tarihe ait tartışmalı birçok konu tarih romanlarına özgü bir anlatımla akar gider.

İlber Ortaylı’nın başlığıyla çok şey anlatan İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı adlı eserini haklı çıkaracak yüzlerce olay, unutulmaz tarihî isimler resmî geçide başlamıştır, okur da kişilik ayrımı yaşayan bu iki kahraman üzerinden yakın tarihimizi bir başka gözle okuyacaktır.

Emekli büyükelçilerimizden Onat’ın aynı zamanda oyun ve senaryo yazarı olduğunu da biliyoruz. Bir Hüzünlü Komedi gibi hafızalarda kalan pek çok çalışmada imzası bulunur; yazım dili diyalog üretmeye yatkındır. Kuşaklar  arasındaki dil farkının farkında olan romancı Onat, Abdül ve Hamid’in Beylerbeyi Sarayı’nda geçirdiği yılların İstanbul lisanıyla bugünün dili arasında kararsızlığını üzerinden atmış görünüyor. Kullandığı akıcı dili seçerken, ¨…bir nebze eskiye yönelik ruh verebilmek uğruna, çocukluğumda hâlâ kullanıldığı için kulak dolgunluğum bulunan, o dönem basın ve edebiyatında kullanılmaya devam edilen ve Mülkiye’deki öğrenim yıllarımda da pekişen Türkçe¨ öne çıkmıştır.

Osmanlıcı muhafazakâr kesimlerin gözdesi Son Sultana dair yayınların son zamanlardaki bolluk ve yayıncısına para kazandıran bereketini biliyoruz. İster akademik ve tarih yazımına uygun yönde olsun isterse edebî kaygılar taşıyan eserler bulunsun, üzerine en çok kitap yazılan tarihî şahsiyet Abdülhamid’dir; bir diğer ismin Mustafa Kemal olduğu da bir başka gerçek. Furya hâline dönmüş Abdülhamidçi yazıcılığı, rahmetli edebiyatçı Nahid Sırrı Örik’in 1957 basımı Abdülhamid Düşerken başlıklı romanı müstesna, Şefik Onat’ın elinde bir başka çehre ve soluğa kavuşuyor, böylece romanların kahraman yaratmak işlevini de öne çıkartıyor.

Örik’in ¨Sultan Hamit, bir süredir elinde tuttuğu telgrafı bir kez daha dudaklarında pek acı bir gülümsemeyle okudu¨ diye başladığı romanının bu unutulmaz ilk cümlesini aratmayacak bir girişle Onat’ın roman başlamaktadır diyerek, gerisini okura bırakmalı:

¨Üzerindeki kaba battaniyenin altında sağ eliyle sol kolunu hızlı hızlı ovuşturup duruyordu Abdül…¨ 

______________

Son Sultan Abdül X Hamid
Şefik Onat
Roman
Alfa Yayınları,
2017 Ekim
432 sayfa

 

 

 

BİR CEVAP BIRAK