Bir yanıt bekliyorum

Bir yanıt bekliyorum

0
PAYLAŞ

Türkiye yeni bir anayasa yapmaya soyunmuş. Geçmişte hiçbir anayasayı benimsemeyen bir siyasal yapı ve yandaşları yeni bir anayasa yapmaya hazırlanıyor. Bu hedef seçimlerde ortaya koyuldu. Seçimlerden sonra Meclis Başkanı bazı Anayasa Hukuku hocalarını toplantıya çağırdı ve görüşlerini aldı. Internet ortamında bir sayfa açılarak, tüm tarafların görüşlerinin alınması yoluna gidilmeye çalışılıyor. Öngörülen yeni anayasanın yapımı ile ilgili zaman dahi veriliyor. Kapitalist mantık çerçevesinde tüm bu çabaları olumlu görmek gerekebilir, ancak Meclis Başkanı’nın toplantısına katılan profesör meslekdaşlarımdan bazı konular üzerine bir yanıt bekliyorum. Sanırım söz konusu meslekdaşlar o toplantıda konuştukları ve oluşturdukları kanaatleri ile ilgili olarak topluma bilgi vermek durumundalar. Zira toplantı şahsi değil, toplumsaldır; toplumun bir kesimini değil, tüm toplumu ilgilendirmektedir. İlgili meslekdaşlardan yanıt beklediğim konular şunlardır.

Birinci mesele şudur. 1982 Anayasası’nın üçte ikiden büyük bölümü, hatta “kamu yararı” gibi çok önemli hükümleri değiştirilmiş olduğu halde, niçin yeni tasarının “1982 Darbe Anayasası”na karşıt olduğu gibi, gerçeği hiçbir şekilde yansıtmayan beyanları reddetmeyip, gerçeği açıkça ifade etmiyorlar? 1982 Anayasası tümü ile değişmiş olsa dahi, tabii ki yeni bir anayasa yapılabilir, ancak yeni projeye yönelirken devamlı olarak “darbe anayasası karşıtlığı” söylemini kullanmak, amaçlardan bağımsız olsa da, daha baştan toplumun algılamasını etkiler ve yeni projeye olumlu bakmasına hizmet eder. Hukuk meslekdaşlarımın toplumsal algılamada böylesi psikolojik parazit oluşturma sloganına karşı çıkması gerekmez mi?

İkinci mesele olarak da, davete katılmış bir kısım meslekdaşların bu meclisin anayasa yapabileceğini ifade etmelerini anlamada zorlanıyor olmamdır. Sahaya çıkmış olan oyuncuların kendi kurallarını koymalarının abesliği bir yana, her şeyden önce meclisin temsil niteliği fevkalade tartışmalıdır. Seçim yasası ve sair bazı yasaklar nedeni ile böylece oluşmuş parlamentoda halk iradesinin ne oranda yansımış olduğu fevkalade tartışmalıdır. Anayasanın kabul edilmesi için gerekli görülen parlamento çoğunluğu salt parlamento sayısının oranı olarak değil, “toplumu temsilin oranı” olarak görmek gerekir. Hal böyle olunca, eğer parlamentonun toplumu temsilde sakatlık varsa, salt parlamento sayısı üzerinde nisap aramak ne denli vicdanları rahatlatır, bilemiyorum!

Parlamentonun başat dokusunun gerçek iradesini tahkik etmek haddim olmamakla beraber, bir vatandaş olarak şu konunun zihnimi kurcaladığını da samimiyetle ifade etmek durumundayım. O da şudur; parlamentonun toplumu temsil sorunundan daha da vahimi, varolan siyasal iradenin bir anayasa değişikliğini dahi gerektirmeyen bazı demokratik girişimlere yönelmiyor olmasıdır. En başta seçim yasası ya da özel yetkili mahkemeler ya da YÖK vb gibi konularda olmak üzere, demokratikleşme yönünde atılabilecek adımlar için anayasa değişikliğine gerek olmazken, sadece yeni bir anayasa üzerinde yoğunlaşmak ve sadece bu yolla demokratikleşmenin sağlanabileceği gibi bir görüşü topluma pompalamak fazla inandırıcı gelmemektedir. Neden ilgili toplantıda meslekdaşlarımız bu parlamentonun hiç değilse böylesi yasalar yoluyla demokratikleşme yolundaki iradesini ortaya koymayıp, yeni tasarıyı beklemeye koyulmuş olduğunu sorgulamamıştır? Böyle bir sorgulama yapılmış olsa idi, zaman kaybedilmeden parlamento göreve çağırılmış olurdu, diye düşünüyorum.

Devletler de güçle kurulur, kanunlar da güçle yazılır! Ne devletler âdildir; ne de kanunlar! Hele de kapitalist devlet söz konusu olunca, güç ne emektir, ne silahtır, ne de kalem! Kapitalizmin asıl güç odağı ve tüm alt güçleri oynatan sermayedir. Ancak, kapitalizmin hemen hiçbir evresinde sermaye öne çıkmamıştır ve çıkmaz da! Sermaye tüm taleplerini ajanları kanalı ile siyasi merkezlere iletir. Bazılarının “kamusal alan”, başkalarının ise “baskı grupları” ya da, daha kibar ve gerçeği gizleyen ifade ile “sivil toplum örgütü” olarak ifade ettikleri, aralarında bazı farklar olan aktarım kanalları, demokratik görüntü altında, sermayenin çıkarlarını ve taleplerini yasa yapıcılarına ve uygulayıcılarına iletir. Böylece sermaye, sahnenin dışından yönettiği oyunda başrolü oynayarak tüm oyuna hakim olurken, halk sahnede görülen figüranları suçlar! 1982 Anayasası dar bir elbise idi, kesinlikle doğrudur! Bir de şöyle düşünelim, lütfen! Eğer 1961 Anayasası’nı oldukça sosyal demokrat bir yapı olarak kabul edersek, her iki anayasa da askeri dönemde yapılmış ve bu bakımdan aralarında bir farklılık bulunmamasına rağmen, ne oldu da ve kimin tarafından 20 yıl sonra Türkiye’ye bu kez dar bir kılıf geçirildi? 1982 Anayasası olmasa idi, Özal politikalarının uygulanma şansı ve böylece bugünlerin sol’dan yoksun, cemaatçilikle uyutulan ve emperyalist yörüngeye savruluş bir ülke olur muydu? Şu garipliğe bakın ki, halk Özal’a hayran, ama 1982 Anayasasına düşman!

Şimdi küreselleşme dönemindeyiz. Yeni dönemin egemenlik merkezi, tüm sorunlara ve çöküş sinyallerine rağmen, şimdilik ABD’dir. Küreselleşme döneminde çevresel bir ekonominin ulusal güçleri uluslararası güçlerle karşılaşınca iç hâkimiyetini kaybeder. Sol güçleri şiddetle ezerek bugüne layık aydın kuşağını oluşturan 1982 Anayasası iç burjuvazinin hâkimiyet simgesi idi ise, yeni projenin hangi gücün simgesi olacağı içleri karartan bir resim ortaya koyuyor. O resmin bir karesinde, yakın geçmişte yeni anayasa taslağını hazırlayan heyette yer almış olan bir akademisyen ile dönemin üst düzey siyasetçisi ve parlamenterinin tasarıyı görüşmek üzere ABD’ye yaptıkları seyahat yer almaktadır.

Mademki toplumumuzu ileri demokrasiye götüreceği ileri sürülen anayasa çalışmalarında toplumun tüm kesimlerinin fikir ve kanaatleri alınmaya çalışıyor, ben de ifade etmiş olduğum bu konular etrafında ilgili meslekdaşlarımdan yanıt bekliyorum.

BİR CEVAP BIRAK

three × 4 =