Birdenbire olmaz

Birdenbire olmaz

0
PAYLAŞ

Bireylerin, toplulukların ya da toplumların yaşamında çöküşler birdenbire olmaz. Bir elmanın yere düşmesi gibi düşmez insan. Çöküşün gelişimi gizil bir olgu gibidir. Her şey iyi gidiyordur, daha doğrusu siz öyle algılarsınız. Hızını aldı gidiyor dersiniz. Hızını aldı gidiyor ama nereye çarpacağı belli mi? Böylece yavaş yavaş gelir çöküş, ağır adımlarla gelir, sinsi sinsi. Çok zaman ben nerde yanlış yaptım duygusu bile yaşanmaz. Bir takım belirtiler de iyiye yorulur ya da yaşamın cilveleri olarak görülür. “Biz hiç birbirimize kötü davranmamıştık, bu kadın dün bana neden bağırdı?” dersiniz, ya da “Bu çocuk okuldan kaçmazdı, neden kaçtı acaba?” Nedenleri çokça araştırmazsınız, çünkü değişimleri görecek gözünüz yoktur. Bir zaman sonra bakarsınız ki ateş bacayı sarıvermiş.

İnsan yaşamında çöküşler kentlerde çürük yapıların birdenbire çökmesi gibi olmaz. İskambil falı bakan kişi falın açılmayacağını anladığı anda çok küçük bir hile yapar ya, siz de onun gibi aklınız sıra yaşama bir “ince ayar” getirirsiniz. Bu kolaya kaçmaktır. Bak ne güzel oldu, dersiniz, o zor yola girmenin hiç gereği yoktu, ben biliyordum, kısa yoldan çok daha kolay elde ettik istediğimizi. Prostatla ilgili sıkıntılarınızı gidip bir hekime anlatacağınıza boş bir gününüzde Mısır Çarşısı’na kadar uzanır, aktardan prostat otu alıverirsiniz, olur biter. Oh, çay içeceğime bundan içerim Nebahat! İçin kardeşim, afiyet şeker olsun! Yarasın! Şifa olsun! Bu sizin kendinizi bir süre kandırmanız için çok iyi bir yoldur. Sürenin uzun olması da prostat otunun değil prostatın cilvesidir.

Ne garip çöküşler gördüm. Sonuna kadar güvenilir bir adamla dost olmanın onurunu yaşıyorsunuz. Ne güzel, diyorsunuz, insanın böyle sağlam bir dostu olması. O da sizi candan seviyor. Yıllar böyle geçip gidiyor işte. Bir zaman sonra ondan kötü kokular almaya başlıyorsunuz. Olabilir mi? Bir gün hiç ilgisi yokken spor olsun diye Namık Kemal’in “Köpektir zevk alan sayyad-ı biinsafa hizmetten” dizesini söylediğinizde dostunuzun hafifçe kızardığını seziyorsunuz. Siz bu dizeyi öylesine okuduğunuzu söyleseniz de biz inanmayız: bir takım sezgileriniz olmasa insafsız avcıya hizmet edenin köpek olduğunu ne diye uluorta söyleyecektiniz? Demek ki bir takım tedirginlikleriniz, bir takım kuşkularınız vardı? Önemli olan bu eski dostun sizin için bir tehlike oluşturmaya başlaması değildir, siz apaçık birisiniz, başınıza bir şeyler gelecekse onun bunun ya da itin kopuğun tutumundan değil kendi tutumunuzdan gelecektir. Sizin acınız doğrudan doğruya dostunuzun çöküşüyle ilgilidir.

Bir insanın ağır ağır çöküşünü gözlersiniz bundan böyle. Gün olur susar aldırmazsınız, gün olur bir şeyler kanınıza dokunur söylenirsiniz. Ne yaparsanız yapın çöküşün önüne geçemezsiniz. Ya dostunuzu katlayıp naftalinleyip bir yana koyacaksınız ya da hiçbir şey olmamış gibi davranacaksınız. İkisi de olabilir. Sonunda herkes kendini yaşar, sonunda herkes kendinden sorumludur. Gene de içiniz rahat etmez. Ona bir gün şöyle dersiniz: “Bana verdiğin zarardan ötürü sana kızdığımı sanma, ayrıca bana zarar vermiş falan değilsin, bana zarar veremezsin zaten, benim sana kızgınlığım senin kendine yaptıkların içindir, kendine zarar verirken topluma ve dolayısıyla insanlığa verdiğin zarardan ötürüdür. Bozulurken küçük ölçülerde de olsa kötü bir şeyler yaptın, kendini çirkinleştirirken toplumu da bozdun. Sen bilmelisin, bizler çökerken yalnız kendimize değil başkalarına da zarar veririz.” Şöyle bir bakarsınız, çöküşüne karşılık elde ettiği ne var? Sizin ölçülerinize göre bir hiç. Ama o kendi ölçülerine ya da birilerinin ölçülerine göre bayağı bir şeyler elde etmiş, hiç değilse başına gelecek bir takım güçlüklerden kendini sıyırmıştır.

Evet dostlarım, insan yaşamında çöküşler birdenbire olmaz. Bir gün kolaya kaçıverirsiniz, aman kolay ne iyiymiş dersiniz ve kendiniz için çöküşü başlatmış olursunuz. Siz Jale hanım, yeni evlendiğinizde ne güzel şeyler yapardınız. Kocanızın yanına dağınık saçlarla ve gecelikle çıkmazdınız. Kahvaltıyı özenle hazırlardınız. Özellikle akşam yemeklerinde sizin dikkatiniz kocanızı çok mutlu ederdi: sofraya güzel bir salata getirmek sizin onurunuzdu, soğanı ince ince doğrardınız, sonunda şiir gibi bir salata yapardınız. Şimdi soğanı da domatesi de kocaman kocaman doğruyorsunuz. Siz Murat bey, ne güzel düşleriniz vardı, karınız o düşlere vuruldu. Her kötülüğe direneceğinizi söylediğinizde o kendisini bir kahramanın sevgilisi olarak görürdü. Nasıl onurlanırdı sizinle! Kızcağız bir takım büyük adamların adını ilk olarak sizin ağzınızdan duymuştu. Siz şimdi otomobil modellerinden başka bir şey düşünmek istemiyorsunuz. Akşam yemeğinden sonra hemen uykunuz geliyor, artık annenizi bile aramıyorsunuz. “Doçentlik” dedikleri zaman gözünüzü açıyor, sonra gene kapatıyorsunuz. Kirli çorabınızı yerden alın lütfen!

BİR CEVAP BIRAK