Birey olmak, kişi olmak

Birey olmak diye bir söz vardır ne demekse. Birey olmanın bir niteliği ortaya koyduğu ve özel bir çabayı gerektirdiği düşünülür. Oysa bir türün bütün üyeleri bireydir, birey olmak bir türün teki olmaktır. Kedi yavrusu anasından doğduğu anda bireydir. Kuş yavrusu yumurtadan birey olarak çıkar. İnsan da içinde bütün türlerin tekleri birey olarak dünyaya gelirler ve yaşadıkları sürece bireydirler. Bir cenin birey olmadığı gibi ölmüş bir insan da birey değildir. Birey olmak bir türün canlı teki olmak demektir. Yaşayan herhangi bir insan tekinin birey olup olmadığını tartışmak anlamsızdır. İnsan için önemli olan birey olmak değil kişi olmaktır. İnsan dışında hiçbir türün bireyi kişi değildir. Öbür türlerin bireyleri ruhsal açıdan azçok değişik tepkiler de gösterseler bu onları kişi yapmaya yetmez. Bazı horozların durgun bazı horozların saldırgan olması bir kişilik ayrılığından kaynaklanmaz. Bunlar kişilik özellikleri değildir.

Latincede kişi anlamında persona tiyatro oyuncularının taktıkları ve onların kişilik özelliklerini belirtmeye yarayan maskelere verilen addır. Persona bir oyuncunun yerleşik ruhsal yapısının niteliğini gösterir, onun belirlenmiş bir tip olarak davranış özelliklerini gösterir, onun ruhsal ayırıcı özelliklerini gösterir. Gülen bir maskeyle somurtan bir maske ayrı ayrı kişiliklerin anlatımıdır. Bunlar bazı kalıp kişilikleri simgelerler ama kişilikliliğin simgesi değildirler. Kişi olmak özel özellikleri olmaktır, bir sanat yapıtı gibi özgün olmaktır. Her insan bireyi öbür bireylere benzeyişiyle olduğu kadar onlardan ayrılışıyla seçilir. Bu ayrılıkta öncelikle yaşam deneylerinin kazandırdığı bilinçsel özellikler belirleyicidir. Her kişi kendi ben’inin özellikleriyle kişidir ve yaşam bu özellikleri geliştirme serüvenidir. Kretschmer ve Sheldon kişilik ayrılıklarını kalıtsal etkenlere bağladılar, bir yandan da bu ayrılıklarda toplumsal ortamın yani kültür ortamının belirleyiciliğini varsaydılar. Gutherie’ye göre kişilik kalıcı ya da değişken özellikler gösteren ve toplumsallıkta kendini açıklayan alışkanlıklar dizgesidir. Demek ki kişilik sorunu ne yalnızca biyolojik yapıyla ne yalnızca toplumsallıkla ilgilidir: kişilikte doğuştan etkenlerle yani kalıtsal etkenlerle sonradan edinilmiş etkenler bir bütün oluştururlar. Bu etkenler bireyin çevreye uyması ya da bir toplumsal bütünün parçası olması açısından yani onun dış dünyaya yerleşebilmesi açısından önemlidir. Yaşın ilerlemesiyle sağlanan bilinçsel kazanımlar kişilik gelişmesinin belirleyenleridir. Çocukluk ergenlik yetişkinlik ve sonunda yaşlılık kişilikte değişmelerle ya da gelişmelerle kendini belli eder.

İnsan bireyi dünyaya kişiliksiz gelir. Üç yaştan sonra kişilik kazanımları başlar. Bireyin kendini başkalarından ayıracak özellikler edinmeye başlaması üçüncü yaşta ortaya çıkar. Çocuk başkalarından ayrı olduğunun bilincine ulaşmıştır: “ben” demeyi öğrenir, bunu öğrenmekle kalmaz büyüklere kafa tutmaya başlar. Onun kişiliğinin oluşmasında büyüklerle girdiği iletişimin çok belirleyici olduğu kesindir. Bu taze “kişi” yanındaki yöresindeki kişileri öykünmeye yatkındır, onları örnek almaya eğilimlidir. Baba da eğitici de onun gözünde kahramandır. Bu da bize kişiliğin oluşmasında iki şeyin, büyükler açısından örnek olmanın çocuk açısından da öykünmenin çok önemli olduğunu gösterir. Kişilik oluştukça örnek olmalar da öykünmeler de önemini yitirecektir. Sağlıklı eğitim bireylerin kişilikli olmasında çok önemlidir.

Büyükler çok zaman örnek olmanın önemini gözden kaçırarak doğruları gösterme yoluyla çocuklarını eğitmeye kalkarlar. Bu kolaycılıktır ve kolaycılık kişiliksiz bireyler yetiştirmenin en sağlam yoludur. Bazı anababalar çocuklarının kişilikli insanlar olmasından korkarlar, bu yüzden onları yönlendirmeye çalışırlar. Bazı anababalar yumuşak başlı, terbiyeli, kötü alışkanlıkları olmayan, topluma uyabilen ve toplumdışı davranışları kınayan, toplumun göreneksel değerlerine sıkı sıkıya bağlı bireyler yetiştirmek isterler. Bu isteklerini bazen bir ölçüde bazen büyük ölçüde gerçekleştirirler, bazen de gerçekleştiremezler ve iyice uyumsuz bireyler yaratırlar. O kalıplanmış birey tam anlamında ülküsel bir kişilik gibi görünse de gerçekte sakatlanmış bir kişiliktir. Bireyleri iyi eğitmek isterken kişiliksizleştirmek yerine onların özgür yetkin kararlı insanlar olmalarına yardım etmek doğru olur. Yönlendiricilikler kadar koruyuculuklar da bireylerin kişilik gelişimlerini zorda bırakır. Birçok gencin aşırı derecede korunduğu için başarısız olduğu kesindir. Çocuklarını her konuda ölçüsüz destekleyen iyilikçi anababaların bu taze dünyalarda açtıkları yaralar kolay kapanır yaralar değildir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.