Birinin adamı olmak

PAYLAŞ

Siyasette parti başkanının, devlet kapısında müdürün, özel girişimde patronun, sporda kulüp başkanının, hastanede başhekimin, üniversitede rektörün adamıysanız işiniz iş demektir, o durumda sırtınız yere gelmez. Yeterli misiniz değil misiniz? Hiç önemi yok. Hatta bağımlandığınız kişi olumsuz niteliklerinizi tam tamına olumlu nitelikler olarak değerlendirecektir: sizi kullanabilmesi için buna gereksinimi vardır. Bir gün size şöyle çıkışabilir: “Ey kendini bilmez cahil, seni engin bilgine hayran olduğumdan mı tutuyorum. Yıkıl karşımdan!” Ya da herkesin içinde şöyle bağırabilir: “Senin ne biçim bir adam olduğunu bilmediğimi mi sanıyorsun? Seni burada tutuşum ahlakına hayran olduğumdan mı? Kendine gel, yoksa yapacağımı bilirim!” Şöyle de diyebilir: “Görgüsüz herif, ne oturmayı bilirsin ne kalkmayı. O boynuna taktığın şey fular mı yular mı nedir? Beyaz çoraplarınla ve fötr şapkanla tam bir soytarısın. Seni burada tutmamın bir tek nedeni var: bana körü körüne bağlı oluşun.”
Kimse sizden siyaset ya da bilgi üretmenizi, iyi bir iş düzeni sağlamanızı, verimi artırmanızı, bilimsel çalışmaları geliştirmenizi, iyi bir yönetici nitelikleri taşımanızı beklemiyor. Sizin işiniz kurulu düzene destek vermek ve o düzenin sürebilmesi için gerekeni yapmaktır. Sorunu yanlış değerlendirip bilgi üretmeye, tıkır tıkır giden ya da gitmeyen düzene verimli olmak adına çomak sokmaya, belli çerçevenin dışına çıkıp etkili olmaya kalktığınız zaman öfke uyandırırsınız. Sizin işiniz olumsuzlukları görmezden gelmek ve bazı kendini bilmezlerin de bu olumsuzluklarla ilgilenmesini engellemektir. Bu arada olumsuzlukları olumlu göstermek gibi bir yükümlülüğünüz de olabilir elbette. Örneğin: “Gerçekte beyefendinin uzman olmamakla birlikte bu işin başına geçmiş olması doğrudur. Neden derseniz, konumuz hukuk olduğuna göre, hukuka dışardan bakmak bana adaletin yerine getirilmesi açısından çok daha önemli görünüyor.” Ya da: “Nota bilmek müzikçi için çok mu önemliymiş? Gülerim! Şarkıyı notayla mı söylüyoruz? Pöh! Eski bestecilerin çoğu nota falan bilmezmiş…”
Bu arada zaman zaman büyüğümüzü kaşımak gerekebilir: “Ah beyefendi, sizin şu ileri görüşlülüğünüz olmasa bu kurum çöker gider gözüm çıksın. Geçen gün bizim Naciye’yle sizi ve hanımefendiyi konuştuk. Naciye de ne kadar seviyor sizleri bir bilseniz. Bana dedi ki, Şadi bey bakan olacak adam ama gel gör ki büyük insanın değerini bilen yok…” Ya da: “Beyefendi, dün öğrendim, bu böbrek taşları için çok etkili bir bitki varmış. Bana da gösterdiler, şöyle sarı bir çiçek. Bir tanıdıktan rica ettim, sizin için dağdan toplayıp getirecek. Ne zahmeti, sizi başımızdan eksik etmesin, zahmet olur mu hiç! Bu arada sizden bir ricam olacak…” Ya da: “Öfkemi bağışlayın hocam. Nasıl sinirlenmeyeyim! Sizinki hoca sıfatıyla geçmiş karşımıza, öğrettiklerinizin tam tersini söylüyor. Geçen gün büyüğümdür demedim bozdum adamı. Hadi biz anlıyoruz, ama genç insanlar ne bilsin doğrusunu! Şunun ayağını kaydıramadınız gitti efendim. Bizim yapabileceğimiz bir şey varsa, gerçekten varsa çekinmeyin söyleyin. Öl deyin ölmezsem şuradan şuraya iki adım atmayayım…”
Bir takım kafadan atma görüşlerin ötesinde fikir falan üremiyor. Gündelik çarklar ancak teknisyenlerin gündelik çabasıyla dönüyor, döndüğü kadar. Her yerde teknisyenler var. Öğretim üyesi kör değneğini beller gibi bellediği şeyleri sararmış kağıtlar üzerinden yirmi beş yıldır aynı tonda anlatıyor, yirmi beş yıl önce yazmaya başladığı kitap bir türlü tamamlanamıyor. Emekliliğinden önceye yetişse bari! Hekim okuldan çıktığı gibi kalmış, gazeteden başka bir şey okumuyor, ama ülke yönetimiyle ilgili çok değerli fikirleri var. Sanatçı estetik dendi mi kaşınmaya başlıyor, burnundan soluyarak bağırıyor: “O da neymiş?” Felsefe “felsefeci” diye adlandıran garip adamların elinde. Bilgi insanının muslukçudan, elektrikçiden, nalbanttan, felsefeciden, makinistten ayrıldığı bir yer olmalı. Evet, her yerde teknisyenler var. Bunlar ancak test sorularını yanıtlayabilecek düzeyde düşünebilen insanlar. Teknisyenlere kalmış bir dünya bir verimsizlikler dünyası olabilir ancak. Bugün bu toplum bir takım pırıltılı yapay görünüşlerin ötesinde tam anlamında bir kısırlıklar toplumudur. “Hayhay beyefendi, nasıl isterseniz, ben ilgilenirim efendim!” Ya da: “Kurulu düzene ve kurumumuza dil uzattıysa atın gitsin herifi. Böylelerinden hayır gelmez.”
Son olarak dostlarımdan bir ricam var: ne olur yayımladığınız bildirilerin altına bu da bizden diyerek benim adımı koymayın; imza almak ya da imza vermek dedikleri şey sinirime dokunuyor. Biz zaten fikrimizi her zaman dilimiz döndüğünce ve koşullar elverdiğince kendi başımıza çekinmeden açıklıyoruz.

CEVAP VER