Birleşik Kıbrıs’ta hala ısrarlı mısınız?

Müzakerelerin yeniden ivme kazandığı ve barış çubuklarının tüttürülmesine az kaldığı düşünülen bir dönemde yaşanan hadise birden bire tatlı rüyamızdan uyanmamıza neden oldu.

İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a gerçekleştirilen saldırı, insanların aklına 1963-1974 dönemini getirdi.

Geçmiş, acı bir yumruk şeklinde geldi gözümüzün önüne… Tabi kaygıyla birlikte… Zira Talat’ın yaklaşık bir ay önce Baf’ta verdiği konferansta da daha küçük ölçekte de olsa protestolar yapılmıştı.

***

Kapıların açıldığı 2003 yılından bu yana karşılıklı geçişler sürüyor. İki toplum da çeşitli vesilelerle birbirinin bölgesine geçiyor. Ne var ki, o günden bugüne Kuzey’e geçen tek bir Rum’a, bırakın fiziksel şiddeti, sözlü tacizde bile bulunulmuş değil. Mizaç olarak sakin ve itidalli Kıbrıs Türkü, çektiği acıları belki unutmadı ama savaşın acı yüzünü gördüğünden ve barışın/huzurun ne demek olduğunu bildiğinden, asla ve asla şiddete başvurmadı.

Buna karşın ders kitaplarında hala Türk düşmanlığı aşılayan Rumların bir kısmı, bırakın Türklerle birlikte yaşamayı, Türkleri kendi bölgelerinde dahi görmeye tahammül edememekteler.

Hatırlayalım, Rum Kilisesi’nin açık destek verdiği ELAM, 2010 yılında “Kıbrıs Yunandır” sloganlarıyla Larnaka sokaklarını çınlatırken; yürüyüşteki katılımın çokluğu dikkat çekmişti. İşin en önemli tarafı yürüyüşe katılanların başlarındaki EOKA şapkaları ve armaları kadar askeri düzende yaptıkları yürüyüştü. Dev Yunan bayraklarının taşındığı yürüyüşte “Kıbrıs Yunandır” sloganlarının atılması sürpriz olmadı.

ELAM’ın marifetleri arasında Larnaka’daki festivalde Sertunç Akdoğu adlı Kıbrıslı Türk müzisyenin bıçaklanması ile yine aynı yıl Apoel-Pınar Karşıyaka basketbol maçında Türk takımına yönelik saldırılar da var.

Bitmedi… ELAM örgütü üyeleri, geçen yıl, BM’nin restore ettiği, eski Türk köyü Denya’daki tarihi camiye saldırarak binayı yıkmak istedi… Birçok Kıbrıslı Türkün aracı tekmelendi, kişiler tartaklandı.

Zaman zaman bu tür taşkınlıklar yapan ELAM’ın geçtiğimiz günkü vukuatı ne ilk, ne de son olacak…

Güney Kıbrıs’taki, “Milliyetçiliğe Karşı Gençlik Örgütü” aktivisti Kariati Athina, 23 Ocak 2011 tarihinde, yerel bir gazeteye verdiği mülakatta zaten, Kıbrıs’ın güneyindeki faşist hareketlerin, özellikle de ELAM’ın kendilerini EOKA-B’nin devamı olarak tanımladıklarını ifade ediyor.

Athina, bu örgütlerin gelişmesini Kıbrıslı Rumların tarihle olan ilişkisine ve Yunan darbesiyle hesaplaşılamamasına bağlıyor ve ekliyor: “Bunların bu kadar zaman içinde güçlenmesinin nedeni 74’deki Yunan darbesinden sonra buradaki darbecilerin yargılanmamasıdır. Kimse bunun üzerine gitmedi. Bunlar da bu sessizliğin içerisinde büyüme fırsatı buldu. Kimse bunları suçlamadı, yasal olarak hiçbir şey yapmadı.”

Yunanistan’da darbe ile hesaplaşıldığını ve darbeci generallerin yargılandığına dikkat çeken Athina, aynı durumun Kıbrıslı Rumlar için geçerli olmadığını belirterek şöyle diyor: “Yunanistan’da yapıldı bu. Hala cezalı olan ve hapislik cezası devam eden darbeciler var. Darbeci generallerin hepsi de yargılandı. Fakat Kıbrıs’ta bu olmadı. Kimse yargılanmadı. 74’den sonra Kıbrıs’ta böyle bir şey yapılmadığı gibi yargılanması gereken insanlar siyasi yaşamda önemli yerlerde bulundular ve güçlü pozisyonlara geldiler.”

***

Uzun lafın kısası, Kıbrıs sorununun çözümünü Kıbrıslı Türkler, Kıbrıslı Rumlardan daha çok istiyor. İzolasyonlardan bıkan ve dünyayla bütünleşmek için can atan Türk halkı, gelinen aşamanın hayırlı bir sonuca bağlanmasını, çözüm ümitlerinin bir başka bahara kalmamasını diliyor.

Bunun için birtakım fedakarlıklar yapmaya hazır olduğunu inkar etmeyen ve adada kalıcı çözüm için çaba sarf eden Türk tarafı, yazık ki karşı taraftan aynı hissiyatı göremiyor. Bırakın ELAM’ı, Makarios’un danışmanı olan Dr. Vassos Lissaridis’in hayata geçirdiği Enosis ülküsüyle yanıp tutuşan, Yunanistan ile birleşme fikrini bir an bile aklından çıkarmayan EDEK’in toprağında Türk’le Rum’un bir arada yaşama fikrinin dahi nahoş gelişmelere yol açacağı son olayla iyice tescillenmiş durumda. Güney’de, ASALA ve PKK kamplarının kurulmasına izin veren, Apo da dahil olmak üzere bir çok Türkiye karşıtı teröriste Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti pasaportu verilmesini sağlayan partilerin ülkesinin tüm bunlara format atıp, Türklere, “hadi yeni bir hayata başlayalım” demesi biraz zor görülüyor. . O yüzden en uygun çözüm şekli, iki bölgeli, iki ayrı devlet. Başımızdakiler diğer sorunları çözerse, iki halkın bundan şikayetçi olması, illaki beraber yaşayacağız demesi mümkün değil.

Son söz “Adada barış engellenemez” diyenlere; Adada 1974’den bu yana bir barış ortamı var. Yani savaş mavaş yok ortada. Hadiseler de iki taraf arasında değil, Rumların, Türkleri hazmedememesi sonucu tek taraflı çıkarılıyor. Zaten bu kişiler de Türklerle bir arada olmak istemediklerini açık açık söylüyorlar.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.