Birlik içinde ilerleme ve sosyal demokrasi

Birlik içinde ilerleme ve sosyal demokrasi

0
PAYLAŞ

21 Mayıs 1889’da İttihad-ı Osmanî adıyla II. Abdülhamid yönetimine karşı gizli bir örgüt olarak İstanbul’da kuruldu. Yapılan ilk toplantıda cemiyetin başkanlığına Ali Rüşdî seçildi. Yürüttüğü çalışmalarla 1908’de II. Meşrutiyet’in ilan edilmesinde önemli rol oynadı. 23 Ocak 1913’de tarihe Babıâli Baskını olarak geçen askeri darbeyle iktidarı fiilen ele geçirdi. Yönetim I. Dünya Savaşı sonuna kadar Enver, Talat ve Cemal Paşalar eline geçti.


Türkiye tarihinde ilk askeri darbesini yapan bir partidir. Daha sonra yapılacak olacak olan darbelerin de esin kaynağı olmuştur.


Muhaliflerine karşı sert tedbirler alan ve tedhiş yollarına başvuran İttihat ve Terakki, Sadâ-yı Millet Gazetesi başyazarı Ahmed Samim’i de sokak ortasında öldürttü. Birçok cinayette parmak izini bıraktı parti, kendisi gibi düşünmeyenleri yok etmekte gözünü dahi kırpmamıştır. Önceleri Osmanlı çok kültürlülüğünü içinde taşıyan parti, zamanla Türkçü bir çizgiye ulaşmış ve ülkedeki azınlıklara karşı sert tedbirler almıştır. Onları birer Osmanlı vatandaşı olarak değil yabancı (gâvur) olarak görmüştür.


On seneye yakın bir müddet iktidarda kalan, koskoca Osmanlı Devletinin yağma edilmesine sebep olan İttihat ve Terakkinin son kongresi, birinci Dünya Harbinin mağlubiyetle bitmesinden sonra 14 Kasım 1918’de toplandı. Bu kongrede parti kendini feshederek, tarihe karıştığını ilan etti. Önde gelen yöneticileri yurtdışına kaçtı. Partinin yerel kadroları ise Türk Kurtuluş Savaşı’na katıldı.


Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Kazım Karabekir, Celal Bayar gibi ünlü kişilerde cemiyetin üyesiydi.


Birinci TBMM’ni oluşturan milletvekillerinin çoğunun İttihat ve Terakki Partisi içerisinde faaliyet göstermiş olan insanlardan oluştuğuna dikkatiniz çekerim. Osmanlı döneminde ve daha sonra öldürülen İttihat ve Terakki Partisi taraftarların yakınlarına ve üyelerine yeni cumhuriyet döneminde maaş bağlanmış, mal verilmiştir.


Partinin söylemleri özgürlükçü ve milliyetçi bir çizgide olsa da eylemleri pek öyle değildir. Teşkilatlanma olarak masonik bir topluluk olan İtalyan Karbonari Mason teşkilatını örnek alarak kurulan bu cemiyet, hücreler hâlinde teşkilâtlandı ve üyelerinin büyük bölümü masondur.


Topluluğu yöneten genel merkez üyesi yedi kişinin ismi ise meşrutiyet ilan edildikten sonra bile hiç açıklanmadı. İktidarı ele geçirdiklerinde ise Osmanlıyı Trablusgarp savaşı, Balkan savaşları ve birinci dünya savaşı’na sokarak çok büyük toprak ve insan kayıplarına neden oldular. Osmanlıyı ekonomik olarak çökerttiler. Sarıkamış faciasının da tek sorumlusu İttihat ve Terakki yönetimidir. Siyasi olarak da kendileri dışındaki partilere yaşam hakkı tanımadılar, birçok muhalif partiyi kapatıp, üyelerini ya tutuklattılar ya da sürgüne gönderdiler.


Cumhuriyet Halk Partisi’nde, İttihat ve Terakki’nin izleri bulunmaktadır. Bu izler yalnız tüzüklerdeki benzerliklerle sınırlı kalmayıp, söz konusu partilerin eylemlerine yansımıştır. Örneğin, bugün “lider hegemonyası”ndan söz ediliyor. Oysa bu yeni bir şey değildir. Tek parti döneminde CHP Merkez Yönetimi, yalnızca tüzük kendisine o yetkiyi tanıdığı için değil, ardılı (mirasçısı) olduğu İttihat ve Terakki’nin Merkezi Umumi’sinde de benzeri bir yapı bulunduğu için, tartışmasız bir otoriteye ve etkinliğe sahipti.


‘Cumhuriyet dönemi İttihat ve Terakki döneminin rasyonelleştirilmesi, sistemleştirilmesidir denebilir. Cumhuriyet Halk Partisi İttihat ve Terakki Partisi’nin bir devamıdır.’ (Edip Karahan)


İttihat Terakki Cemiyeti kuruluşundan itibaren bütün stratejisini siyasi cinayet, kışkırtma, nümayiş ve propaganda üzerine kurdu. Ve on yıllık iktidar dönemini bu anlayışla tamamladı. Ondan miras alanlarda aynı yöntemleri hayata geçirmeden geri durmamışlarıdır.


Bugünden geçmişe doğru baktığımızda ve en son olarak azınlık haklarının mülkleri konusunda mecliste konuşulurken CHP’li vekillerin aldığı tavır bende hiçbir sürpriz yaratmadı, mirasına olduğu gibi sahip çıktıklarını bir kez daha kanıtlamış oldular. Osmanlı döneminin ilk partisi olma özelliğini sürdüren parti, cumhuriyet sonrası Türkiye topraklarında ilk kurulan parti ile akraba olması yadırganacak bir durum değildir, çünkü birikimlerini ve ideallerini taşıyan üyeler hala siyasette en aktif konumdaydılar. Yenilmiş Osmanlı imparatorluğundan yeni bir devlet yaratılırken o güne kadar gelmiş olana idealist şartlar en uygun zemini yakalamış ve halka rağmen reformlar hayat bulmuştur. Osmanlı İmparatorluğunun resmi devamcısı olan cumhuriyet, elbette iktidarın da devamlılığı koşulunu yerine getirecekti. Kendisini fesheden partinin ileri gelenler yurtdışında tek tek öldürülürken, içteki iktidar kavgası da en şiddetli şekilde devam etmiştir. Parti liderleri Türkiye’ye gelmek için koşullar oluşmadan öldürüldükleri içinde, parti içi çekişme Cumhuriyetin ilk yıllarında beklendiği gibi şiddetli bir şekilde yaşanmamıştır. Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren askeri güç kullanılarak zaman zaman askeri müdahaleler olmuş ve yeni yaratılan cumhuriyet kendisini tam oturtana kadar koruma ve kollama görevi orduya havale edilmiştir. Cumhuriyet en ufak tehdit altında olduğu düşündüğünde, sivil yönetime müdahale etme hakkını hep korumuştur. Cumhuriyet Halk Fıkrası partileştikten sonra, geçmişten almış olduğu idealleri hep savunmuş ve idealleri gerçekleştirmek için elinden geldiğince hayata geçirmeye çalışmıştır. Tek parti dönemde büyük bir değişim gerçekleştiren cumhuriyet rejimi, çok partili sürece grilince zaman zaman kesintilere uğramış, fakat geçmişten alınan idealler ve tabular olduğu gibi korunmuştur.


Zaman içinde CHP içinde Alman hayranlığı ve Nazi Almanya’sı ile işbirlikleri alan araştırmalardan da söz edeceğim. Bu Alman hayranlığı bizim muasır medeniyetler sınırını mı çiziyor?
 
—————————-
www.cemoezkan.de
http://cemoezkan.sitemynet.com


 

BİR CEVAP BIRAK