İşbirlikçiler ve fırsatçılar!

“Yürü üstüne – üstüne,

Tükür yüzüne celladın,

Fırsatçının, fesatçının, hayının…

Dayan kitap ile

Dayan iş ile.

Tırnak ile, diş ile,

Umut ile, sevda ile, düş ile

Dayan rüsva etme beni.”

Ahmet Arif

Geçiş dönemlerinde her toplum değişim karşısında direnemez, bir şekilde olumlu ya da olumsuz yönde değişimler geçirir. Batı dünyası içinde hayal kurarken, bir anda (30 yıldan fazla süren bir süreçte) Ortadoğu ülkesi olmaya doğru hızlı bir şekilde çöl kumları gibi savrulurken, her bir parçacığın yerli yerinde durması ve değişim karşısında direniş göstereceğini sanmak saflık olur.

Geçmişin sol söylemlerini kullanarak bugün sağ liberal çizgiyi sol gibi gösterenlerin olduğu gibi, Kürt ulusal mücadelesinin kazanımlarından faydalanmak için bir anda annesinin ya da babasının ya da onlara bir bağı olanların Kürt soyundan olduğu gerçeğini yakalayanlarda bu çöl rüzgarı içinde savrulmaya devam ediyor.

Her toplumun içinden itirafçı, sağcı, solcu, fırsatçı ve işbirlikçi çıkması kadar doğal bir şey yok. Çünkü toplumlar homojen olamaz, heterojendir ve dış etkiye dışarıdaki ışıklı hayata eğimli bireylerini içinde oluşturur, geliştirir ve hatta korur. Toplumun içten içe çürümesinin temel nedenleri içerisinde, işbirlikçi tutum içinde olanların katkısını küçümsemek ve o işbirlikçilerin göreceli başarılarını büyüterek veya görmezden gelerek toplumun içinde barınmasına ve gelişmesine olanak vermektir.

Bugün sol düşüncenin hakim olduğu topluluklar veya cemaatler otuz yıl öncesi aidat duygusunun zayıflamasının temelinde bu işbirlikçileri kendi içlerinde barındırmaları ve onların elde etmiş olduğu maddi ya da manevi kazançlarını paradigmalarında kullanmaya çalışırken, kullanıldıklarının farkında olmalarından kaynaklanıyor.

Toplumun temeline oynamak istiyorsanız, o toplum içinde işbirlikçiler bulun ya da yaratın. Onlar size o toplumun tüm bireylerini olmazsa da büyük bir bölümünü getirecektir. 30 yıl içinde Ortadoğu ülkesi olmamızın temelinde bu işbirlikçilerin iş bilir müdahalelerini görebilirsiniz. Sol örgütlerin ve yapıların toplumsal olmamasının temelinde bu işbirlikçilere gösterilen güven ve adam yerine koyma yattığını görebilirsiniz.

Erk sahibi, toplum içinde aydın veya önder olduğunu gördüklerini işbirlikçi yapabilmesi için maddi ve manevi araçları / kişinin zayıf yönlerini ve aile bağlarını bilerek kullanır ve kendisine daimi ya da geçici olarak bağlar ve işi biter bitmez o işbirlikçileri unutur. Geçici olarak adam yerine konmuş yarı aydın ya da önder kişiler ise tarihin çöplüğünde yerlerini almışlardır ya da almaya devam edeceklerdir. Bunları bilen Gandhi işbirlikçiler ile mücadele ederek bağımsızlık yürüyüşüne başlamıştır. Dayak yiyin ama işbirlikçi olmayın der. Dayaktan kurtulmak için işbirliğine başlayan birinin yapmayacağı (kendi toplumuna) kötülük yoktur.

Ülkemiz içinde bazı eski solcu gibi görünenlerin bugün erk sahibinin ihtiyaçlarına cevap veren açıklamaları karşısında savunma konumunda olunmasını anlamıyorum, çünkü erk sahibinin lehine davrananların işbirlikçi olduğunu ve geçmişlerinde de işbirlikçilik yönlerinin saklı olduğunu araştırarak bulabilirler. Hiçbir kişi bir anda işbirlikçi olamaz, işbirliği için ortam hazırlanır ve ortamın sonucu ortaya çıkarlar.

Sol liberal olduklarını söyleyenlerin çoğu zaten hiçbir zaman solcu ve Marksist olmamışlardır. Geçmişte Marksizm bayrağını üstüne örtenler, bugün erk sahibinin bayrağını üstüne örtüyorlar. Olan aslında bundan ibarettir.

Erk sahibi bilir, onların işbirlikçi olduğunu, gereği görüldüğünde ilk kullanılacaklar arasında hazır olarak yedekte tutar. Erk sahibinin yan cebinde her zaman işbirlikçi birilerinin ya da kurumların olması kadar doğal bir şey yoktur.

Bugün en korkuncu ve tehlikeli olan ise; geçmişte erk sahibinin yan cebinde olanların, sol içinde hala söz söylüyor olması ve onların medyası içinde köşelerinden görüşlerini açıklıyor olmasıdır. İstanbul 2010 projesi gibi bir çok işbirlikçi projeler içinde proje yapıp erk sahibinden maddi destek görenler, referandumda konumları ve duruşları itibarı ile popüler kültür içinde (bir ara ve halen bulunanların) aktif şekilde yararlanmış olanların sol içinde itibar görmesi solun içten içe çürüdüğünün kanıtından başka bir şey değildir.

Fırsatçılar her zaman ortamın bulduklarında fırsattan yararlanırlar. Her fırsat uzun vadeli olmaz, bazen kısa vadeli de olur. Fırsatlardan yararlanmak liberal düşüncenin temel yapısı içinde vardır ve Marksist düşünce ile taban taban zıttır. Bugün fırsatçılık uyanıklığı yapanlar bir anlamda işbirlikçiler kategorinin içinde yerlerini almışlardır ve ortam hazır olduğunda işbirliği yapmaktan çekinmeyeceklerdir.

Not: Taraf Gazetesi ve Aydınlık Gazetesinde yazanların solcu olduğunu düşünmek kadar aptalca bir durum yoktur, her ikisinin ortak kulvarı güçlü devlet anlayışıdır. Arlarındaki fark ise devlet tanımı içindedir. Yoksa birbirlerinden farkları yoktur. Sonuçta bugün Taraf gazetesinin genel yayın yönetmenliğine eski bir aydınlıkçının gelmiş olması tesadüfi değildir.

Soldan çark ettiğini söyleyen tarihçi Halil Berktay tarihinde ne zaman solcu olmuş? Aydınlık gazetesi ve yazarları ve de partisi solda hiçbir zaman yerini almamıştır. Almış olsalardı acaba 12 Eylül döneminde solcuların isimlerini gazetelerinde yayınlayarak bir anlamda muhbirlik yaparlar mıydı? İşbirlikçiliklerinde strateji değiştirmiş olmaları onları işbirlikçi konumunu ortadan kaldırmaz. Radikal gazetesi gibi solda durduğuna inandırılan gazetelerde köşelerini cilalayıp yazı yazanların ne kadarı gerçekten solcu, gerçekten ne zaman solcu olmuşlardı? Bugün gerçek anlamda sol medya var mı, işbirlikçisini içinde taşımayan???

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.