Biten ne başlayan ne?

İnsanlar düşünmeden pek rahat konuşuyorlar. Belki de düşünmedikleri için bu kadar rahat konuşuyorlar. Genelde seçimlerini de aynı rahatlıkla yapıyorlar. Şunu mu alsam bunu mu alsam diye günlerce kafa patlatmaları, girdikleri dükkandan bir saat sonra çıkmaları ayrı konu. Ama onlar toplumsal düzeyde kendilerine sunulan seçeneklerden birini benimserken çok rahatlar, bunun için hemen her zaman başkalarının gözünün içine bakıyorlar. Bu adam kim, bu adam nereden çıktı demeden gidip oylarını o bilmedikleri adam için kullanabiliyorlar, bunun son derece çirkin ve ahlakdışı bir davranış olduğunu düşünmüyorlar. Televizyonda saçmalayan bir sözde bilim adamının görüşlerini şıppadak benimseyebiliyorlar. Buna göre toplumda yüzergezer kalıp görüşler var, bunlardan biri de artık ulus diye bir şeyin kalmadığıdır. Artık ulus yok, bundan böyle evrensel insan başlıyor goygoyculuğu ilerilik bilincinin gereği olarak karşımıza çıkarılıyor. Ulusun değerleriyle de dünyanın değerleriyle de doğru dürüst ilişkisi olmayan birinin ulus bitti demesi neyi karşılıyor? Değerler dünyasının dışında yaşayan için ulus kavramı boş bir kavramdır.
Ulus bitti derken kendi açılarından haklı olabilirler, ulus gerçekten onlar için olmayan bir şeydir: olmayan bir şey ne başlar ne de biter. Ulus bitti diyen sözümona özgürlükçüler de onların tam karşısına bağdaş kuran boş kafa ulusçular da aynı havuzda yüzüyorlar. Her iki kesim uydurma bir ilericilik anlayışıyla öne sürdüğü bir takım temelsiz yargıları insanlara benimsetmeye çalışıyor. Neci olursanız olun, ister özgürlükçü olun ister ulusalcı olun ister başka bir şey olun, sizde bir kültür derinliği olmadığı sürece bu olduğunuzu sandığınız şeyin bir anlamı olmayacaktır. Şimdi her şeye baştan başlamak gerekiyor: kendine nedensiz ve ölçüsüz güvenen bizler kendimizi bir güzel gözden geçirmeliyiz Bilincimizin ne düzeyde olduğunu, bizde neyin gerçeklikle uyuşup neyin gerçeklikle uyuşmadığını içtenlikle araştırmak zorundayız. Bunu yapmadığımız sürece bu kötü eğitim ortamında sabah akşam boş boş konuşur, düşünce ve eylem diye melanet üretir dururuz.

Bizler kendini sorgulamadan yaşayan insanlarız. Ya hep ya hiç kafası eleştiri nedir bilmez. Eleştiri bilmeyenlerin mantığı basittir: bir şey ya vardır ya da yoktur, bir şey ya büyüktür ya da küçüktür. İlkel insan mutlakçıdır, göreli düşünmeyi beceremez. O “bugün”de ve “burada”da takılıp kalmıştır, zamana ve uzama yayılan genel insan değerlerini tanımaz, bununla birlikte aydınlık bir bilince ulaşmış olduğunu sanır. Bu koşullarda özgürlükçü de ulusalcı da gerçekçi de gerçeküstücü de olamayız. Zaten şu garip dünyada ille herhangi bir şeyci olmaya gerek yoktur. Doğru dürüst insan olmak yeterlidir. Doğru bakan doğru gören insan olmak yeterlidir. İlle bir kalıbın içine bir şemsiyenin altına girmek gerekmez. Gerçek anlamda kültürlü insan olabilmek için, insanlık adına söz söyleyebilen insan olabilmek için kendimizi yani insanın ne olup ne olmadığını bilmemiz gerekir.
Bunun için de bu sizin bu bizim demeden dünya kültürünün içine bir yerinden dalmış olmamız gerekir.

Eğitimimizin yeterli olmadığını görebilseydik kendimize ve toplumumuza yönelimimiz daha başka olurdu. Eğitimimiz hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak ölçülerde kabasaba olduğu için kendimizi ve dünyayı, dünyadaki kendimizi ve kendimizdeki dünyayı kavramakta eksik kalıyoruz, asıl nedenleri göremiyoruz, yalnızca yakın nedenlerle ilgileniyoruz, görünürün ötesine geçemiyoruz. Her şeyi dış yüzünden görebiliyoruz. Saplantılarımızı önyargılarımızı sanılarımızı düşünce sanıyoruz. Gündelik yaşamın girdisiyle çıktısıyla oyalanıyoruz, uygulamada sınırlanıp kalıyoruz. Kuramsal düşünce ya da kavramsal bilgi bizim yüzeysel dünyamıza aykırı düşüyor. Kafamız karmakarışık: belleklerimizde kavramlar düzeni tam anlamında kargaşık bir yapı gösteriyor. Kavramlarımızın içerikleri çok zaman eksik ya da yanlış: hiç durmadan konuşuyoruz ama sözün düşünceyle bağları çok zayıf, düşüncenin gerçeklikle ilişkileri son derece sınırlı. “Demokrasi”den “özgürlük”den “tarih”den “kültür”den “uygarlık”dan herkes başka başka şeyleri anlıyor. Dilin ne olduğunu bilmemekle birlikte eline bir yazım kılavuzu geçiren sefil dil uzmanı kesiliyor. Yazım kılavuzuna uygun saçmalıyorsanız iyi bir iş yapıyorsunuz demektir. Ömründe doğru dürüst bir makale yazmamış biri bile yazım kılavuzlarının yol göstericiliğinde yazar olarak pek güzel iş tutabiliyor. Bu tembeller ortamında oturduğu yerde özgürlükçü oturduğu yerde ulusalcı oturduğu yerde herhangi bir şeyci olanlar kendilerini kandırıyorlar. Küçüklüklerimizi gözden çıkarmak başlıca amacımız olmalıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

4 − 1 =