Bitmeyecek sorun gibi, kamu taşeron işçilerinin konumu

İSMAİL BAYER – Kamu işyerleri ve buralarda çalışan taşeron işçilerinin durumu ne olacak. Yanıtlar çok da, sonuç yok. Sorunlar çözülüyor derken, daha da artıyor. Bulmaca olmakdan çıktı, bilmece haline dönüşüyor. Yılın sonunda, iki gün önce yeniden bir düzenleme daha yapıldı.
Biraz daha karışacak ve sorun devam ediyor.
Kamu işyerlerinde, sendikal örgütlenme içine ki işçiler, yavaş yavaş adeta eritiliyor. Özelleştirme ile başladı. Kamu işyerlerinin satılması, kapanması, buralarda çalışan sendikalı işçilerin de, sendikal yaşamdan çekilmesi, çoğunlukla da işsiz kalmasına yol açtı. Giderek, sendikaların kamu işyerlerinde ki işçi sayısı azaldı, hatta bazı sendikaların sonunu da getirdi.
Bu gelişme, neredeyse Türk-İş’e bağlı sendikaların, günümüz politikasının değişimini belirledi ve belirlemeye devam ediyor. Bu istihdam daralması ve sendikasızlaşma rüzgarı, neredeyse hep Türk-İş bünyesi içinde gerçekleşti.
Son beş yıla baktığımızda, hele son birkaç yıl içinde ise kamu işyerlerinde hızla taşeronlaşma ya da yeni yasal tanımlaması ile alt işveren ilişkileri yoğunlaşarak arttı. Kamu, ihalelerle alt işveren yani taşeron aracılığı ile işçi çalıştırmaya başladı. En büyük işveren, kamu oldu.
Siz bakmayın ya da inanmayın, zaten yaşayarak da gördünüz gibi, kamu işyerlerinde ki taşeron işçilerinin kadroya alınacağı söylemine.
Konu o kadar önemli ki, hatırlamaya çalışın, Çok kısa bir dönem önce, seçimlere giderken, AK Parti Başkanı ve Başbakan Davutoğlu’nun, taşeron işçilerinin kadroya alınacağına ilişkin söylemlerine Ve de yurdun heryerinde, bilbordları dolduran, para ile yapılan reklam harcamaları ilanlarına.
2017’nin sonbaharına doğru konu, yeniden gündeme geldi. Geldi de, söylemlerden farklı bir çözüm arayışı. Önce adını biz açık açık koyalım, bu bir KADRO’ya alma arayışı değil. Yeni bir statü, biraz iyileştirme ya da seçmece.
İşin ilginç yanı, bu konuda kim ne yapıyor, ya da nasıl bir düzenleme yapılacak adeta büyük bir sır olarak tutuldu. Açıklama yapılıncaya kadar ne yapılacağı, yapıldığı adeta belli değil. Sorma, danışma, tartışma veya paylaşma diye bir gelenek, adeta bir yana bırakıldı. Gereksinim duyma bile yok. Biz yaparız. Size ne oluyor. Şükredin işte der gibi.
Şimdi yıl sonuna yaklaşırken, geçtiğimiz iki gün öncesine kadar olan gelişmeyi, bir değerlendirmeye çalışalım.
Bu konuda, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndan gelişmeler ile ilgili önceden hiç bir açıklama bile yapılmıyordu. Bu kou da ki tüm açıklamaları, özellikle Maliye Bakanı yapıyordu. Parayı ben veriyorum diye herhalde. Başka bakanlar da, bu konuda açıklama yapıyorlardı ve bu açıklamalar da, Maliye Bakanı’nın açıklamalarına parelel gelişiyordu. Açıklama var ve çok, ama ortada tartışılacak, değerlendirilecek bir metin ise asla yok.
Bu konu da muhatap olması gereken, başta Türk-İş ve bağlı sendikalar olmasına karşın, onlara soran da yok. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu ise bu beni ilgilendimiyor diye herhalde. Konuya ilişkin uzaktan da olsa, bir ses verdiği yok. Bu sıra pek ses geldiğide yok zaten.
Son bir iki aylık gelişme, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndan sadece Bakan’dan bazı açıklamalar. Maliye Bakanlığı ile ortak çalışıyoruz. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, yönetim birimlerinden bu yürütüldüğü belirtilen çalışmalarla ilgili ise, kelimenin tam anlamıyla bir tıs bile yok. İnsan düşünmeden edemiyor, bilgileri yok herhalde diye. Yanılıyor olalım.
O zaman, şu sonuca varıyoruz. Maliye Bakanlığı bürokrasisi bu konuda bir çalışma yapıyor. Maliye Bakanı da, bir şekilde ve ölçüde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nı bilgilendiriyor.
Bu arada, bir diğer önemli gelişme, sessiz, sedasız, reklamsız. Hak-İş Konfederasyonu’na bağlı sendikalar ve yeni kurulan sendikalar, değişik işkollarında kuruluyor ve üye yapıyor. Hatta, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın bu çerçeve de, yeni hareketlenme sürecinde, TBMM’ne gelmeden önce, bir sendikanın başkanlığını yaptığını da belirtmeden geçmeyelim.
Kamu işyerlerinde taşeron aracılığı ile yaptırılan işlere bakalım ve sendikalaşma ile toplu iş sözleşmesi düzeni açısından, bazı saptamalar yapalım.
1.- Bu alt işveren işyerlerinde, şaşıracaksınız yoğun bir sendikalaşma var. Alt işverenlerin bir çoğunun bu gelişmelerden haberi bile yok.
2.- Ve sendikalaşma sürecinde, hiç sorun yok, işten çıkarma hiç yok. Hatta çevreden sendikalaşma konusunda, baskılar bile var.
3.- Kamuda alt işveren ilşikilerinde, sendikalaşma oranı çok yüksek ve bu sendikalaşmanın  yüzde doksanı diyebileceğimiz örgütlenme, Hak-İş Konfederasyonu’na bağlı sendikakalara üyelik ile gerçekleşiyor.
4.- Bu işyerlerinde hiç grev yok, grev yasağı olmayan işyerlerinde de, grev oylaması isteniyor ve oylamadan da hep ,”Greve hayır” sonucu çıkıyor.
5.- Bu işerlerinde alt işveren ile sendikanın imzaladığı, ya da alt işverenin yetkilendirdiği, kamu işveren sendikaları ile işçi sendikaların imzaladığı, bir tek toplu iş sözleşmesi de yok.
6. – Maliye Bakanlığı çıkardığı Genelge ile diyor ki, taraflar özgür iradeleri ile toplu iş sözleşmesi imzalarlarsa, bu sözleşmeler gereği zamlar ile ilgili ödeme yapmam.
7. Bu yönlendirme sonucu, kamu işyeleri alt işveren işyerlerinde tüm sözleşmeler, grev yasağı ya da grev oylaması sonucu Yüksek Hakem Kurulu’na gidiyor. YHK gündemi, alt işveren sözlleşmeleri ile yoğun. Hafta da bazen 200’ün üzerinde sözleşme bağıtlanıyor. Ve bekleyen yüzlerce sözleşme inceleme de.
8. Sonuç, alınan ilke kararları gereği, YHK’nda aynı çerçevede bir dizi toplu iş sözleşmesi görüşülüp, bağıtlanıyor. Hiç yoktan iyi, asgari ücretin biraz üzerinde. Bu arada iş sona ermişse ne oluyor?
9. İnsanın şunu diyesi geliyor. “Bir maddelik yasa çıkarılsın, kamu işyerleri alt işveren toplu iş sözleşmeleri YHK’nca bağıtlansın.” Şaka ama, Maliye Bakanlığı’nın düzenlemesi sonucu gelinen nokta bu.
Ve bu gelişmelerin ışığında, Hükümet yetkilileri tarafından, bir yasal düzenleme yapılmadığı gibi, kadroya alınma düzenlemesi de yapılmıyor.
İki gün önce, OHAL çerçevesinde, 24 Aralık 2017 Pazar günü, Resmi Gazete’de yayımlanark, bilgilenilen ve yürürlüğe giren, 696 Karar sayılı KHK ile yeni düzenleme yapıldı.
Görüşler farklı. Ancak şunu hemen belirtelim, bu konuyu 2018’de de daha çok tartışacağız. Sorun bitmeyecek, daha da karmaşıklaşacak. Gelişmelere göre, bu KHK düzenlemesi ile gelişecek uygulamayı, burada aktarmaya ve değerlendirmeğe çalışacağız.
Sosyal taraflarla, ortak üçlü yapılanma içinde, önemli sosyal diyalog platformları var. Hem yasal, anayasal kurluşlar. Çalışma Meclisi, Ekonomik ve Sosyal Konsey gibi. Bu düzenlemeler, oralarda görüşüldü mü diye soran varsa, verilecek yanıtımız çok açık, yıllardır o kurumları hatırlayan bile yok.
Yine de, daha iyi bir 2018’e. Ama, önce hak ederek ve isteyerek diyelim.
_____________
İsmail Bayer.  26 Aralık 2017. Ankara.  ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

4 + 7 =