Bitsin artık

Bitsin artık

0
PAYLAŞ

Gezi Parkı eylemleri başlayalı 22 gün oldu. Allah biliyor, ilk günlerde Gezi Parkı’na AVM yapılmasına karşı biri olarak çevrecilerin başlattığı eylemi fiilen olmasa bile yürekten destekleyenlerdenim.
Yazmasam da, çizmesem de AVM’nin başka bir yere yapılabileceğini ancak nefes alacağımız alanların yok edilmemesi gerektiğini savundum içten içe.
Bana göre masum bir sosyal tepkiydi Gezi Parkında toplanmak.
Her ne sebepten olursa olsun, parklarımız yok edilmemeliydi.
Başbakan halkın tepkisini görecek, Gezi Parkı’nın yok edilmesi fikrinden vaz geçecekti.
Böyle düşündüm, böyle değerlendirdim olayı ama…
Ama iş çığırından çıktı.
Ve gelen nokta beni korkutmaya başladı.
Çünkü gördüm ki bugün Gezi Parkı ve Taksim’de olanların niyetleri benimki kadar masum değil.
Hain düşüncelerini gerçekleştirecek mecra bulamayan bazı fırsatçılar çıkmış sahneye.
Sürü psikolojisinden destek alan bu kişiler, yalan yanlış haberlerle halkı galeyana getirip, kötü sonuçlardan nemalanmak istiyor.
Bu da benim gibi düşünenleri korkutuyor.
Korkmak için çok sebebim var ancak en önemlisi küçücük bebeklerin, minnacık çocukların çadırlara getirilmesi.
Minicik yavruları o kargaşanın içine getiren anne-babaların, o çocukların başına bir şey geldiğinde kimi sorumlu tutacaklarını bilmiyorum, tek bildiğim insanın gözünden sakındığı evladını öyle bir ortama getirmek için normal bir haleti ruhiye içinde olmadığıdır.
Artık meydandan çekilmek vaktidir.
Sandık en erdemli eylemdir.
***
Türkiye’deki olaylar İngiliz gazetelerinde de oldukça yer buluyor. Guardian gazetesi yazarlarından Timothy Garton Ash “Yaşananların ne olup olmadığını da saptamak lazım” diyerek başladığı yazısında şu ifadeleri kullanıyor:
“Taksim hiçbir zaman Tahrir olmadı çünkü Türkiye bir diktatörlük değil. Kusurları olsa da, hukukun gücü erimiş olsa da, azınlıkların hakları ihlâl ediliyor olsa da, basın baskı altında ve yönlendirilmiş olsa da Türkiye bir demokrasi. Bir diğer önemli nokta ise, bu, Erdoğan’ın iddia ettiği gibi, Batı’nın bir komplosu da değil. Geçen hafta bir Türk yorumcuya, yaşananlar karşısında Avrupalı liderlerin ne yapması gerektiğini sordum. Bana ‘Hiçbir şey. Bunu Türklere bıraksınlar.”
Financial Times gazetesinin başyazılarından birisi de “Eğer Başbakan kim olduğu belli olmayan spekülatörlere ve iş dünyasına çatmaya devam ederse zor elde edilmiş ekonomik istikrar buharlaşabilir” yorumunu yapıyor. Financial Times, yorum yazısını şu sözlerle bitiriyor: “Erdoğan hem sokakta hem sandıkta desteğe sahip. İsterse her şeyi, her yeri yıkıp geçebilir. Ama bu durumda, kendi itibarıyla birlikte, sosyal dokusu yıpranmış bir ülkenin başında olacak. Atatürk’ten çok Vladimir Putin misali. Böyle bir Erdoğan’ın Türkiye’si, on yıllık başbakanlığı boyunca takdir toplayan ülkeden çok farklı olacak.”
Times gazetesinin yorum sayfasındaki yazı da “Erdoğan ve Demokrasi” başlığını taşıyor. “Erdoğan’ın gitmesini bekleyenler fazla heveslenmesin. Üç açık seçim zaferi kazanan, etkileyici bir ekonomik büyümeyi yakalayan Erdoğan’ın sahip olduğu güç tartışılmaz. Ancak tartışmalı olan konu, Erdoğan’ın demokrasiye ne kadar bağlı olduğu” diyen gazete Erdoğan’ın demokrasiye bakışını sorguluyor.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki, artık eylemin tadı kaçmıştır. Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın üslubunu yumuşatması, niyeti halis olanları ikna etmiş, kötü niyetli olanları hırslandırmış, ak koyunu, kara koyunu ortaya çıkarmıştır.
Dileğimiz kimsenin zarar görmemesi, hiçbir parkın yıkılmaması, ülkenin “oy verenler- vermeyenler” olarak ayrıştırılmaması, polise el kaldırılmaması, polisin de vatandaşın huzuru için var olmasıdır.
Gemi su alırsa gemideki herkes zarar görür. Dünyanın birçok ülkesi Türkiye’yi riskli bölge olarak nitelendirip, rezervasyonlarını iptal ederken, yabancı yatırımcıların sıcak parayı piyasadan çekerek başka ülkelere yatırma durumuna gelmesi felaketin başlangıcıdır ki bundan ancak Türkiye’nin geriye gitmesini isteyenler fayda görür.
Bilmem anlatabildim mi?

BİR CEVAP BIRAK

ten − 4 =