Biz büyüdük ve kirlendi ülke!

Eskiden büyüklerimiz gençliğin sorumsuzluğundan, başka bir deyişle apolitik oluşundan yakınırlardı. 70’lerin başında başlayan sert politik dönem, sonlarına doğru iç savaşa dönüşmüştü. 12 Eylül’ün sert tokadı herkesi kendine getirdi. Politik olmanın çok da iyi bir şey olmadığını herkese anlatmış oldu ordu. Aslında sistemin istediği kadar solcu, sağcı, dindar, Atatürk’çü, milliyetçi olunabilirdi. Sistemin müsaade ettiğinden fazlasının sonu ya darbe, ya işkence, ya idam, ya mahpus oluyordu.

Özal’ın renkli kişiliği ile birlikte önce televizyon renklendi, sonra da kanal sayısında patlama oldu.

90’lar yorgun kuşakların çocuklarının ‘’pop’’ ile coştuğu ve kendilerini keşfettikleri yıllar oldu. Gençler artık daha özgür, daha sorgulayıcı, daha ele avuca sığmazdılar. ‘’Devlet babadan’’ anneleri, babaları kadar çekinmiyorlardı. Çok da bilinçli değillerdi ama en azından özgüven sahibiydiler.

Özal’ın ölümüyle, devlet eski ceberrut postuna büründü. İşkenceler, polis şiddeti, PKK ile olan savaş, faili meçhuller, mafya-siyaset ilişkisi, yolsuzluklar bütün bir 90’ları kapsadı.
Güneydoğu alev alev yanmaya başladı. Devlet aslında hiç istemediği bir şeyi kendi eliyle gerçekleştirdi: Kürt halkı hiç olmadığı kadar politikleştirildi. 10 yaşındaki çocuğa kadar inmişti artık ‘’kimlik bilinci ve talebi’’.

90’ların ortalarında İslamcı siyaset belediyelerde zaferini ilan etti. Sisteme karşı yeni bir cephe açıldı. 28 Şubat’ta bu kez devletin uslu çocukları, pek etliye sütlüye karışmayan inançlı-dindar kesimin devletle arası açıldı. Bu çatışmanın sonucunda AKP doğdu.

2000’lerle birlikte teknoloji devriminden payını Türkiye de aldı. Artık muhtıralar bile elektronik ortamda verilir oldu. Sosyal medyanın gelişmesiyle birlikte insanlar kendilerini daha cesurca ifade etmeye başladılar. Ama toplumda alt yapı yoktu. Sosyal medya araçları günümüzde faşizmin zirve yaptığı, insanları hedef göstermenin meşrulaştığı mecralara dönüştüler. Toplumun en kanlı, politize olduğu yıllarda bile ortak duygularda birleşilebilirken, bugün ölülerimize bile üzülemez olduk. Ölenin kimliğiyle teselli bulduk. Hak ihlaline, hukuksuzluğa uğrayan bizden değilse ‘’oh çeker’’ olduk. Ölen bir çocuğun bile etnik kökenini sorgular olduk. Teknoloji geliştikçe zehirlendik. Bilgisayar ve akıllı telefonlar karşısında ‘’sosyalleşirken’’ duyarlılıklarımızı büyük oranda yitirdik. Toplumun bütün kesimleri bundan payını aldı. Bunda siyasi iktidarın 13 yıldır ısrarla yürüttüğü kamplaştırıcı politikaların etkisi olduğu yadsınamaz.

Her açıklamasında toplumu geren, kutuplaştıran siyasi iktidar halkı ‘’benden olan ve olmayan’’ diye neredeyse keskin çizgilerle böldü. Toplumun saygı duyduğu aydınlar, yazarlar, gazeteciler, sanatçılar iktidarın politikasını bir vatandaş olarak eleştirdiklerinde bile aforoz edildiler. Toplumun bir bölümüne hedef gösterildiler. Toplumun hassas noktalarıyla gaddarca oynandı. Saygın isimler cezaevlerine atıldı. Apolitik oluşundan yakınılan toplum hiç olmadığı kadar tehlikeli bir şekilde politize edildi. Bu durum sağlıksız bir şekilde gelişti ve toplum kesimlerinin ortak paydalarda buluşma yeteneği felç edildi.

Bu aşırı politize olma hali gün geçtikçe tehlikeli bir hal alıyor. Hrant Dink öldürülüyor, beyaz bere satışlarında patlama yaşanıyor. Tahir Elçi öldürüldüğünde sosyal medyada faşist naralar yükseliyor. Bir Kürt çocuğu çatışma ortasında öldürülüyor, zaten gelecekte terörist olacaktı, deniliyor. Can Dündar ve Erdem Gül gibi namuslu aydınlar cezaevine atılıyor, onlar ajan ve haindiler, deniliyor, Türkiye’de her gün onlarca hukuksuzluk, insan hakkı ihlali gerçekleştiriliyor ortak bir tavır sergilenemiyor. ‘’Senin ölün, benim ölüm’’ klişesine hapsedilen toplum gün geçtikçe kirleniyor.

Umudum o ki 2016 ortak duygularda, ortak hassasiyetlerde buluşabildiğimiz, barış dolu bir yıl olsun.

______________
erkan1ozturk@gmail.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.