Bizden çaldıkları hazineyi bize geri satıyorlar!

Bizden çaldıkları hazineyi bize geri satıyorlar!

0
PAYLAŞ
Yusuf Yavuz, hayvan ve bitki hırsızlığı
Yusuf Yavuz, hayvan ve bitki hırsızlığı

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Ünlü botanikçi Prof. Dr. Özçelik’in biyokaçakçılık isyanı: “Bitki ve hayvan kaçakçılığı kabahat değil, suç olmalı. Bu vatan savunması kadar değerlidir.”

Biyolojik çeşitlilik yönünden dünyanın en zengin coğrafyalarından birinde bulunan Türkiye’den yurt dışına kaçırılan bitki ve hayvan türleriyle ilgili tüyler ürpertici ayrıntılar ortaya çıktı. Gaziantep’de düzenlenen 23. Ulusal Biyoloji Kongresi’nde biyokaçakçılıkla ilgil bildiri sunan Prof. Dr. Hasan Özçelik, Buğdayın ilk gen merkezi Türkiye, yabancılar kaçırıp değiştirdi. Şu an bize geri satıyorlar. Rosa Gallica gülünün anavatanı bu topraklar, ‘Frenk Gülü’ diye satıyorlar. Bombus arısı bizim, bize satmıyorlar, astronomik ücretle kiraya veriyorlar. Avrupa’dan cebinde portakal kabuğu ile dâhi çıkamazsın. Bizim değerlerimiz ise yağmalanıyor. Biyokaçakçılığın ekonomisi 15 milyar Dolar. Türkiye’de biyokaçakçılık ‘Kabahatlar Kanunu’ kapsamında değerlendiriliyor. Oysa bu ‘suç’ olmalı, Anayasa’ya girmeli. Bu, vatan savunması kadar değerlidir” diye konuştu.
23. ULUSAL BOTANİK KONGRESİ GAZİANTEP’TE DEVAM EDİYOR
Bu yıl 23’ncüsü düzenlenen Ulusal Biyoloji Kongresi Gaziantep’te başladı. 9 Eylül’de sona erecek olan kongrede biyokaçakçılık konusunda bir bildiri sunan Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Botanik A.B.D Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Özçelik, Türkiye’den her yıl kaçak olarak yurtdışına çıkartılan bitki ve hayvan türlerine ilişkin çarpıcı bilgiler verdi. Türkiye’nin iklimsel ve coğrafi özellikleri nedeniyle kıta büyüklüğünde bir floristik zenginliğie sahip olduğunu vurgulayan Özçelik, açıkhava müzesi niteliğindeki Türkiye coğrafyasında her 20 günde bir bitki ve hayvan türünün keşfedildiğine dikkat çekerek, şunları söyledi:
 ‘BİN 300 TÜR ASMA ÇEŞİDİNE SAHİBİZ’
“Endemizm ve tür içi genetik çeşitlilikte Avrupa’dan daha zenginiz. Sadece asmada 1300 çeşidimiz vardır. Ayrıca Türkiye Florası’nda iyi gelişen familyalar ve cinsler genel olarak tıbbi, aromatik, gıda/yem, çiçek gibi ekonomik açıdan önemli olan bitki gruplarıdır. Bu nedenle yakın tarihe kadar tarımda kendi kendine yeterli 7 ülkeden biriydik. Türkiye’yi çevreleyen diğer ülkelerde ise ya aşırı kuraklık etkisiyle bir çöl iklimi, ya da aşırı yağış- soğuk etkisiyle boreal bir iklim hâkim olmuş, floristik yapı Türkiye kadar zenginlik kazanamamıştır. Türkiye’nin biyoçeşitlilik açısından zenginliği komşularının fakir olması ile daha da dikkat çekmektedir. Bu durum zamanla biyokaçakçılığa sebep olmuştur.”
‘HIRSIZ BOŞ EVE GİRMEZ’
Sunumunda, “Hırsız boş eve girmez” şeklindeki atasözüne atıfta bulunan Prof. Dr. Hasan Özçelik,  biyokaçakçılıkla mücadelede esas hedefin, siyasi sınırlarımız içinde bulunan ve milli varlık olan bitki ve hayvanların tümünün ya da bir parçasının, bir fosilinin yasadışı yollarla yurt dışına çıkarılmasının önlenmesi olması gerektiğine işaret ederek, “Orman ve Su İşleri Bakanlığı 2013 yılında ’81 İlde Biyokaçakçılıkla Mücadele Projesi’ni başlattı. Bu nedenle 2014 yılında Biyokaçakçılık üzerine kaydedilen vakıalar arttı. Proje kapsamında eğitimler verildi, gazete-TV haberleri yayınlandı, hutbelere konu oldu, kaçakçılıkla ilgili kolluk kuvvetlerine bilgi verildi, güvenlik güçleri biliçlendirildi ve konuya müdahil oldu. Mücadele devam etmektedir” dedi.
İZİNSİZ YAPILAN HER TOPLAMA BİYOKAÇAKÇILIK SAYILIYOR
Söz konusu uygulamaların yerli araştırıcılar üzerinde negatif yansımaları olduğuna da değinen Özçelik, “Yerli araştırıcılar, özellikle zaman ve bürokrasi açısından zorlandı. Ancak unutulmamalıdır ki, yurtdışına bitki çıkarılışının muhtelif ayakları vardır ve bunlardan birisi uluslararası ortaklaşa çalışmalar ve yurtdışı projelerdir. Gayet masumane görülen ortaklaşa bilimsel çalışmalarla da biyokaçakçılığın yapıldığı resmî kayıtlara yansıdığından ve yapılan çalışmalardan haberdar olmak amacıyla Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yerli araştırıcıların da ancak izinle bitki toplayabilmesini ve yapılan çalışmanın bir nüshasının ilgili bakanlığa verilmesini şart koydu. Uygulamalarının bir ihtiyaçtan kaynaklandığı bilinciyle uygulamaların savunucu ve yerleştirilmesinde destekleyicisi olmalıyız. Denetimlerin ve izinlerin ciddi bir devlet olmanın gereği olduğu bilinmeli ve ilgili bakanlık teşkilâtlarına yardımcı olmalıyız. Bu güne kadar hiçbir yerli araştırmacıya izin verilmediğine şahit olmadık. Yasal mevzuat açısından izinsiz yapılan her toplama amacı ne olursa olsun biyokaçakçılık kapsamında mütalaa edilir ve 38.000 TL ile tecziye edilir” ifadelerini kullandı.
‘BİYOKAÇAKÇILIK KABAHAT DEĞİL, SUÇ OLMALI’
Biyokaçakçılık kabahatine yönelik uygulanan para cezasının tutarının Avrupalı ticari bir firma için hiç önemli olmadığını kaydeden Özçelik,  bu nedenle yasal mevzuatın değiştirilerek biyokaçakçılığın kabahat olarak değil, suç olarak işlem görmesi gerektiğinin de altını çizerek, “Suç olursa kaçakçıya sadece para cezası değil, hapis cezası vs. gibi müeyyideler de uygulanabilecektir. Avrupa’da biyokaçakçılık bu yüzden çok zordur. Korkusundan insanlar cebinde bir portakal bile taşıyamazlar. Türkiye’de biyokaçakçılık vakıalarında yakalanan bazı yabancıların ‘ben yıllardır buradan bitki/hayvan götürüyorum, şimdi neden beni tutuyorsunuz, ne oluyor’ gibi şaşkınca itirafları bu ülkeyi seven yerli bilim insanlarımıza, üst düzey bürokratlarımız ve siyasilerimize en önemli mesajı vermektedir” görüşünü dile getirdi.
‘BU ÜLKE BİTKİ VE HAYVANLAIRMIZIN DA ANAVATANI’
Yapılan yabancı yayınlardan da Türkiye’den önemli miktarda materyal götürüldüğünün kolayca anlaşılabildiğini belirten Özçelik, “Bu ülke bitkilerimizin ve hayvanlarımızın da anavatanı, habitatı veya barınağıdır. Buradan alıp başka bir ülkeye götürmek bu canlılara bir saygısızlık, yaşam haklarına bir saldırıdır. Uluslararası Çevre ve Biyolojik Çeşitlilik sözleşmelerini önemsememektir” dedi.
Yusuf Yavuz, hayvan ve bitki hırsızlığı
Yusuf Yavuz, hayvan ve bitki hırsızlığı

Hakkari’den götürülen bir lale türü olan ‘Fritillaria imperialis’i Eyfel Kulesi’nin altında Fransız bitkisi olarak ziyaretçilere gösterildiğini dile getiren Özçelik, “Siyahgül/Halfeti gülümüzü Louis XIV adıyla tanımlayıp ticaretini yapanları; Anavatanı Asya olan Rosa gallica’yı  Avrupa götürüp ıslah edip Frenk gülü adıyla bize tanıtanları/satanları görünce ister istemez bu ülke sahipsiz mi deriz. Lale devrini yaşayan ve dünyaya lale üretip satan bir milletin torunlarının bu gün Hollanda’dan lale ithal eder duruma gelişi ne kadar üzücü ve anlamlı ise biyokaçakçılıkla mücadele de o kadar anlamlıdır. Evinizde art niyetli bir yabancı görseniz ya da eşyanızı kaybedip komşunun evinde görünce ne dersiniz? Bu ülke de bizim büyükçe bir hanemiz, evimiz, yurdumuz değil mi?” diye konuştu.

KAÇIRILANLAR EKONOMİK DEĞERİ OLAN VARLIKLAR
Türkiye’de floristik araştırmaların 1700’lü yılların başına  başladığına değinen Özçelik, şu bilgileri verdi: “1960’lı yıllardan sonra yerli botanikçiler yetişmeye başlamıştır. Ekseriyeti İngiliz, Fransız, Hollandalı, İsviçreli ve Alman menşeili olan bu flora-vejetasyon araştırmacılarının eserlerine ve esas mesleklerine bakıldığında; ayrıca nereleri, hangi bitkileri/grupları çalıştıkları/topladıkları ve kaçakçılığın en çok yapıldığı yöreler ve biyokaçakçıların uyruğuna bakıldığında pek çok sorunun cevabı kolayca bulunur: Araştırıcıların çoğunluğu hekim, eczacı, ziraatçi, bir kısmı ajan(casus), bir kısmı çiçekçi-tüccar, bir kısmı da sadece botanikçidir. Kaçırılan canlılar tıbbi-aromatik, endüstri, gıda, baharat ve süs amaçlıdır. Yani hepsi ekonomik önemi olan varlıklardır. Hayvanlar da böyle. Hopa engereği, Bombus arıları, Kangal köpekleri vs. Türkiye Florasını en iyi bilen İngilizlerdir. Çünkü botanikçilerin duayeni ve Flora of Turkey  adlı dev eserin editörü Prof. Dr. P. H. Davis bir İngilizdir. Edinburgh Kraliyet ailesinin desteğiyle bu eseri ortaya çıkarmıştır.
 
DOĞAYA ÇIKAN TURİSTLERE KILAVUZ VERİLMELİ
Tüm bilgiler ışığında Türk botanikçilerin bir daha düşünmesi ve buna göre çalışması gerekir. Yabancı uyruklu kişilerin sıfatı ne olursa olsun ülkede gezmesinde hem ilgili kamu görevlileri hem de halkımızı duyarlı olmalıdır. Yabancı turistlere Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlükleri tarafından alan klavuzları verilmeli ve turistlerin amaçları iyi tespit edilmelidir. Özellikle ekoturizmde tehlike daha fazladır.”
‘DAĞIMIZA, KÜLTÜRÜMÜZE, ÜLKEMİZE SAHİP ÇIKALIM’
Türkiye’nin her yönüyle eşsiz bir ülke olduğu görüşünü dile getiren Prof. Dr. Hasan Özçelik, biyokaçakçılık konusunda yapılması gerekenleri ise şöyle açıkladı:
“Ülkemize göz dikenlerin çokluğunun yüzyıllardır farkındayız. İnsanımız ekmeksiz yaşar, hürriyetsiz/vatansız yaşayamaz. Vatan kavramı inancımızda ve kültürümüzde en önemli değerdir. Hatta varoluş sebebimiz olan canımızdan bile daha değerlidir. Vatan ise sadece sınırları belli bir coğrafi alan ve topraktan ibaret değildir. Dağımıza, doğamıza, floramıza, faunamıza, kültürümüze, inancımıza; velhasıl bizi biz yapan tüm değerlerimize sahip çıkabilirsek ülkemize ve vatanımıza sahip çıkmış oluruz.
 
‘DEDEGÜL, KAÇKAR VE SOĞANLI DAĞLARI HASSAS YERLER’
Bilim ve teknolojideki gelişmelere paralel olarak savaşların şekli de değişmiştir. Bazı Avrupalı komutanların askerlerine savaşta güller, ticari değeri olan aromatik bitkiler başta olmak üzere önemli tarım bitkilerini toplamaları yönünde emirler verdiğine yönelik kaynaklar vardır. Bunun anlamı siyasi sınırlar değişmeden de ülkeler fethedilebilir. İçi boşaltılmış bir ülkeye vatan denilemez. Biyokaçakçılık bu ülkenin canlı değerlerinin yasadışı yollarla yurtdışına kaçırılması ve ülkenin yoksullaştırılmasıdır. Dedegül Dağı, Kaçkar Dağları, Soğanlı Dağları, Amanoslar hassas yerlerimizdir. Biyokaçakçılıkta önemli ülkeleri siz zaten tahmin edersiniz. Süper güç oluş bir tesadüf değildir. Her bitki toplayanı araştırmacı, her yüze güleni de dostumuz saymayalım. Artık aşırı iyimserlikten zarar gören bir konumdan kurtulmalıyız. Bir yabancı gelmiş bir avuç buğday istiyor, 5 lahana tohumu verelim gitsin o da işini görsün, bizde zaten çok var anlayışlarından vazgeçmeliyiz. Ülkemizi soyan biyokaçakçılara dur diyelim.”
EN ÇOK ORKİDE, KURBAĞA, YILAN VE KURBAĞA ÇALIYORLAR
Türkiye’den en çok soğanlı ve yumrulu bitkilerin kaçırıldığını kaydeden Prof. Dr. Özçelik, kardelen, orkide ve benzeri bitkilerin yanında mantar, balık ve yumurtası, kelebek, çeşitli böcekler, salyangoz, kurbağa, kertenkele, yılan ve kuş türlerinin yasa dışı yollarla yurt dışına kaçırıldığını söyledi. Tıp, kozmetik, gıda ve ecza sanayisi gibi alanların yanında kimyasal ve biyolojik silah üretmek gibi amaçlar için Türkiye’den kaçırılan biyolojik varlıklar, peyzaj, ormancılık, balıkçılık ve koleksiyon gibi amaçlara da hizmet ediyor.
 
AKDENİZ BÖLGESİ HEDEFTE, RUSYA, İSVİÇRE VE İSRAİL KAÇIRIYOR
Türkiye’de en çok biyokaçakçılığa sahne olan iller arasında, Isparta, Antalya, Burdur başı çekerken, Artvin, Edirne, Gümüşhane, Karabük, Kırklareli, Muğla, Rize, Tokat, Trabzon ve Van bulunuyor. En fazla biyokaçakçılık yapan ülkeler ise Rusya, Çek Cumhuriyeti, Fransa, Almanya, Avusturya, İsveç, Hollanda, İspanya, Danimarka, Belçika, Romanyaİsviçre, Macaristan, Japonya ve İsrail.

BİR CEVAP BIRAK