Bizim üç köpeğimiz var…

Sucuk, ilk göz ağrımız. Hayvanların, hadi abartmayayım köpeklerin dünyasını onunla araladım. Ondan önce, maalesef, bir hayvanla bu denli yakınlaşmam hiç olmamıştı. Çok asil görünümlü ve yakışıklı bir köpek. Bir kırma. Tahminen bir senbernar-çoban köpeği kırması.

Sumak, Sucuk’un mahalleden kız arkadaşı, onun arkadaşı diye onu da sevdik ve ailemize kattık. Bir haski. Çok güzel bir köpek. Çok sıcak, sürekli sevseniz hiç doymayacak. “Gitme, beni sev” mesajı olarak patisini uzatıyor. Diğerleri de sevilmeyi bekliyorlar sürekli ama Sumak’ın tarzı bir başka.

(Galiba bütün köpeklerin en doymayacak yanları bu: Sevilmek. Kim sevilmeyi istemiyor ki? İnsanlar da çok kontrollü olmasalar belki de onlar gibi açıkça “beni sürekli sevin” mesajı verecekler. Ne yazık ki bastırıyorlar.)

Güçlü, üçüncü ve en yeni köpeğimiz. Onu yanımıza almaya bir süre direndik. Başlangıçta üç köpekle (hatta dört köpekle, çünkü yanında da başka bir köpek vardı) baş edemeyiz diye korktuk ve Sucuk ile Sumak da önce pek ister görünmediler. Kendi yerlerini korumak için olsa gerek pek de dostane olmayan bir şekilde havladılar.

Köpeklerimiz, şehre biraz uzaktaki bahçemizde kalıyorlar ve kendileri de hayvansever olan (iki kedileri var) bir bekçi ailesi tarafından bakılıyorlar. Biz de her fırsatta gidip onları seviyoruz. Bahçeye gitmek isteyişimizin en önemli nedeni onlar.

Güçlü beraberindeki köpekle birlikte her nasılsa bahçenin yanına geldi ya da bırakıldı. İçeri alınmak için elinden geleni yaptı. Hiç yılmadan, hiç pes etmeden ve hiç küsmeden uğraştı. Onu da diğer köpeği de içeri alamadan bir süre dışarıda besledik, barındırdık ve sevdik.Yanındaki köpek sonra ortalarda görünmedi. Belki gitti. Güçlü direndi. Kendini bize, en önemlisi de diğer iki köpeğimize kabul ettirdi ve sonra da bileğinin hakkıyla içeri girdi. Şimdi üç köpeğimiz birlikte bahçede oynuyorlar, bize ve bekçi dostlarımıza can şenliği oluyorlar.

Güçlü’nün önemli bir özelliği var. Sol ön bacağı üst kısmından kopuk. Sadece üç bacağı var. Bilenler onun bir av köpeği olduğunu ve belki de bacağını bir tuzağa kaptırmış olabileceğini söylüyorlar. Ne yazık ki protez takılamıyor. Bir bacağı olmamasına karşın çok gayretli, hiç yılmıyor. Ona bir ad düşünürken bu özelliklerinden etkilendik. İçeri alınma isteğinden hiç vazgeçmemesi, dışarıda yaşam mücadelesi vermesi ve başarması, üç bacağı ile yaşama tam anlamıyla sarılması çok anlamlı geldi ve ona Güçlü dedik. O bizim Güçlü oğlumuz. O da çok güzel bir köpek.

Köpeklerimizin hepsi bize Tanrı misafiri. Hiç birini gidip kendimiz seçmedik. Güzel, asil, yetenekli ya da işimize yarar olmaları bizim köpeğimiz olmalarının nedeni değildi. Onlar bizim köpeğimiz olmayı istediler ve biz de bağrımıza bastık. Doğrusu önce eşim ve çocuklarım bağırlarına bastılar. Ben başta çok muhalefet ettim ve direndim; çünkü bir köpeğin sorumluluğunu almak çok zordu, geri dönüşü asla olamazdı; bu nedenle iki hatta üç kez düşünmek gerekiyordu. Sonra ben de benimsedim ve şimdi onları çok seviyorum. Onlar ailemizi tamamladılar.

Köpeklerden söz edince özel bir köpeği de anmak isterim. Panter. Erdek’ten tanıdığımız bir köpek. İlginç ve buruk bir öyküsü var. Doğru olup olmadığını bilmiyorum bu öykünün, bir efsane de olması mümkün ama eskiden beri söylenedurur. Panter, Türkiye’ye tatile gelen Avrupalı bir ailenin köpeği imiş. O sırada bir kurban bayramı yaşanıyormuş. Panter de herkes tarafından sevilen bir köpek olarak oralarda dolanıyormuş. Bizimkiler sevdiklerinden olsa gerek, bir ikramda bulunmak arzusuyla kurban etlerinden, galiba da çiğ olarak bir parça Panter’e vermişler ve köpekçik de yemiş. Ama sahipleri bundan hiç hoşnut olmamışlar ve et yiyen hem de üstelik de çiğ yiyen bu hayvancağızı bırakıp gitmişler. Sahipsiz kalan Panter sonra tüm Erdeklilerin sevgilisi olmuş. Herkes onu çok seviyordu. Büyüğü küçüğü onunla ilgilenir ve dost olurdu. Güçlü, kişilikli, iyi huylu ve sevimli bir köpekti. Denir ki, her gün Erdek’i şöyle bir dolaşır, herkesin hatırını sorar, ahbaplık yapar, sonra da mekan tuttuğu yazlık siteye dönerdi. Bizim çocuklarımız gibi pek çok çocuğun belki de köpekleri-hayvanları sevmesinde onun da payı vardır. Çoğunun bir köpekle ilk tanışması onunla olmuştu. Çok kişi hala onu hatırlar ve kendisini görmeyenler de onun yavrularını, birinin adı da Panter’dir, severler. Panter’in onu tanıyanların gönlünde hep ayrı bir yeri vardır.

Hayvanlarla birlikte olmak, dost olmak insanı doğaya ve yaşama yakınlaştırıyor. Doğaya ve yaşama yeni bir gözle bakmayı mümkün kılıyor. Bir hayvanla dost olduğunuzda artık yaşamınız eskisi gibi olmuyor. Eskisinden daha anlamlı ve daha dolu oluyor, yaşamınıza yeni tatlar katılıyor. Ayrıca yaşama, doğaya ve kendinize karşı daha sorumlu hissettiriyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.