Bizim resmimiz

Onun resmi aslında bizim resmimizdir. Onun bir örneğiyiz biz. O da bizim bir örneğimizdir. Biz ona çok benziyoruz, o da bize çok benziyor. O bizden ayrı değil, biz de ondan ayrı değiliz. Ama durmadan ondan yakınıyoruz. Hiçbir şeye doğru dürüst bakmadığımız için onda kendimizi göremiyoruz. O da zaten bizde kendini göremiyor, doğru dürüst bakmayı bilmediği için. Onu suçluyoruz hatta onu kendimize yakıştıramıyoruz. Ama biz o’yuz, o da biz’dir. Bizi ona onu bize bağlayan sıkı bağlar var. Kendimizi yetkin görüyoruz, onu eksik yetersiz yanlış buluyoruz. Onu olumsuzlukların kaynağı sayıyoruz, bizim bu olumsuzluklarda payımız yok diye düşünüyoruz. İki satırda bir “baktığın zaman” diye konuşmakla birlikte bakmayı bilmediğimiz için onun bizim bir eşimiz bir yansımız bir örneğimiz bir benzerimiz olduğunu göremiyoruz.
Okumuşumuz da cahilimiz de hiçbir zarara uğramadan yarar sağlamak heveslisidir. Beş kuruşluk emek harcamadan dünyaları elde etmek eğiliminde olduğumuz için onunla alttan alta pek güzel uyuşuyoruz. Onun gibi biz de bir takım değerlerden sözederken bu değerlerin neler olduğunu bilmiyoruz. Onun gibi biz de kutsalın peşinden gider gibiyiz ama kutsalın ne olduğunu biz de bilmiyoruz. Bencilliklerden iyilikler doğabileceğine yürekten inanıyoruz. Tam tersini ister görünsek de güçsüzleri eleyen bir düzenin önünde sonunda gerçek adaleti getireceğini düşünüyoruz. İnsan anlayışımız devlet anlayışımız siyaset anlayışımız ahlak anlayışımız dünyayı bencillikler kurtaracak ilkesine dayanıyor. Zorbalıktan nefret eder görünüyoruz ama günü gelince zorbalık geldi kavga bitti şarkısını söylemekten geri durmuyoruz. Dün zorbaya alkış tutmuş olan bizler bugün zorbalıktan yakınabiliyoruz.

Elbirliğiyle yarattığımız düzenden yakınıyoruz, bu düzenin oluşmasında benim de birazcık payım olmuş olabilir mi sorusunu kendimize sormuyoruz. Kendimizle ilgili en küçük bir kuşkumuz yok. Bizler okumasak araştırmasak bile iyi düşünen insanlarız. Sokrates kitap okuya okuya mı Sokrates oldu. Önemli olan sağduyudur. Birbirimize soruyoruz: ne olacak bu işin sonu? Şu noktada bir sıkıntı var: kolay yoldan gelen iyilikler birilerinin başına yağmur gibi yağarken bizim başımıza az yağıyor. Ayağımıza önünde sonunda gelecektir dediğimiz kısmetler bir yerlerde takılıp kalıyor. Herkes yola koyulmuş giderken nedense biz yolumuzu yeterince bulamıyoruz. Pasta kuyruğunda bekleyenlerin sayısı giderek çoğalıyor. Bu durumda herkes kolayın getirdiği iyiliklerden aynı ölçüde yararlanamıyor, bazıları zorunlu olarak daha altta kalıyor.

Doğanın yasalarından habersiz olduğumuz için bize neyin iyilikler neyin kötülükler getireceğini göremiyoruz. Doğruya uzanan yolları bilmiyoruz, bilsek de sevmiyoruz. Gerekirse baştan başlayalım kurnazlığıyla yeni bir düzen özlemini ortaya koyduğumuzda da kolaycılıktan ödün vermiyoruz. Birileri iyi bir şeyler yapsın da biz de bundan yararlanalım istiyoruz. Kendimizi değiştirmeden ya da daha doğrusu kılımızı kıpırdatmadan yaşamı verimli kılmanın bütün yollarını kullanma eğilimindeyiz. Daha kolay yollar tasarlıyoruz. Bu yolları bulsak hem biz rahatlayacağız hem de çocuğumuz çoluğumuz rahatlayacak. Bulan buluyor ama önemli olan hepimizin bulabilmemiz. Şu dünyada bazılarının erdiği mutluluğa, hiç vermeden çok alanların mutluluğuna biz de aynı ölçülerde eremezsek bize yazık olacak. Çalışmasak, para makineleri bizim için tıkır tıkır işlese, gerekirse yetim hakkı yesek, üretmenin zahmetine katlanmadan bol bol tüketebilsek, zaman zaman da yabancılardan iyilikler görsek, oturduğumuz yerde ünler unvanlar zenginlikler edinsek…

Kimileri istediklerini fazlasıyla elde etmişler, hemen hemen hiçbir çaba göstermeden. Gözümüzün önünde böyle biri var. Ona hem gıpta ediyoruz hem kızıyoruz. O bize benzemiyor diye düşünüyoruz. Oysa o bize benziyor, biz de ona benziyoruz. Başarısızlığımızı yazgıyla açıklamaya çalışıyoruz atalarımız gibi: “Bibaht olanın bağrına bir katresi düşmez / Baran yerine dür ü güher yağsa semadan.” İşin püf noktasını kavrayanlar biraz gecikmiş olarak da olsa aramızdan sıyrılıp üst mutlular kesimine geçiveriyorlar: “Tanrı yardımcı olsun gayri yolda kalana / Biz menzile vararak atları çektik hana”. Yarı yolda kalanlar huzursuz. Çoklarından daha az alıyoruz. Bu arada kendimize güvenimiz sonsuz. Gerekirse iki günün içinde bir parti kurabiliyoruz. Program? Yok öyle şey, bize tıpış tıpış güvenin yeter. Gelecek kuşaklar bizi tanımlamak için şairin şu iki dizesini anacaklar: “Cihan ara cihan içindedir arayı bilmezler / O mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler”. Bu resim hepimizin resmidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.