Bizim Tiyatro Londra’da

PAYLAŞ

Zafer Diper’in yönettiği ve oynadığı oyunun Konusu şöyle:


“Oyunun kahramanı Karl Schmitt, Berlin doğumludur. Çocukluğunu ve ilk gençlik yıllarını bu kentte geçirirken, 68 kuşağının tanığı olur, düşünsel temellerini bu dönemde oluşturur. Ancak bir eylem sırasında tutuklanır, işkenceye maruz kalır ve bir süre hapis yatar.


Mapus hayatının ardından dünyanın dört bir yanını dolaşıp, belgesel filmler yapar. Çekeceği son filmin konusu ise ‘kendisi’ olur. Yaşadığı tarihsel süreci, filmlerden, belgesellerden kurgulayarak anlatmayı, geriye bir veda kaseti bırakarak, özüne kıymayı düşünür.


Bunu yapmayı amaçlarken de, özkıyımın tarihçesine girmeyi, yüzyılın diğer tanıklarına rol vermeyi tasarlar…


OYUNA YORUMLAR


Yirmi beş yıl, bir tiyatronun yaşamında önemli bir süredir. Topluluğun toplumla bütünleştiğini gösterir. ‘Kurumlaşma’ gerçekleşmiştir. Ancak, bizim ülkemizde ‘kurumlaşma’yı sağlamak için, tiyatroda ‘delikanlıca’ çabaların hiç durmamacasına sürmesi gerekir. 2006’da kuruluşunun 25.yılını kutlayan Bizim Tiyatro ve kurucusu, genel sanat yönetmeni, baş oyuncusu Zafer Diper, hep ‘delikanlı’ kalmıştır bu yüzden…Özkıyım, yine Diper’in yorumuyla sergilenen Yargı, Ölüm Uykudaydı yapımlarıyla birlikte, insanın insana uyguladığı vahşetin boyutlarını inceleyen bir ‘tek kişilik oyun’lar ‘üçlemesi’ oluşturuyor. Özkıyım, 68 kuşağının yaşantısından bugüne gelen sinemacı Karl Schmitt’in öyküsünü anlatıyor. İşkencenin düşünceden ve bedenden silinmeyecek izlerinin yaşama eylemini nasıl zora koştuğunu ve insanı ‘özkıyım’ noktasına getirebileceğini algılayan Schmitt’i, ardından bırakacağı veda kasetini hazırlama süreci içinde izleriz. Bu kasette yalnız Schmitt’in değil, benzer deneyimlerden geçerek ‘son’a ulaşmış-tanıdık ya da tanıdık olmayan- başka insanların görüntüleri ve öyküleri de vardır. Meddahlık anlayışının çok ötesine giderek, ‘anlatma’ ile ‘canlandırma’yı ‘iç içe kılan’, ‘canlandırılan’ kişilerin sayısı artsa da yer yer ‘içselleştirme’nin uç boyutlarına ulaşan bir ‘tek kişilik oyunculuk’; üç beş parçayı geçmeyen sahne gereçlerine çok çeşitli işlevler yüklenmesi; oyunlar nerede geçerse geçsin, dekorsuz ‘uzam’da hep bir ‘hücreye tıkılmışlık’ duygusunun yaratılması; yalın bir ışık kullanımı yoluyla sahnelerin birbirine eklemlenmesi; perde arası olmayan, sahnedeki bunaltıcı yaşantıyı seyirciye de geçirmeyi amaçlayan bir gösterim anlayışı. Bizim Tiyatro’nun yirmi beş yıllık tarihi içinde üç kez (Yargı, Ölüm Uykudaydı, Özkıyım) gündeme getirilen bu biçem ile seyircinin savaş, sömürü, işkence karşısında duyarlı olması amaçlanıyor. Soğuk Savaş sonrası dönemin bozbulanık ortamında bu duyarlığa belki her zamandan çok gereksinme var. Bizim Tiyatro ‘delikanlılık’ görevini yapıyor.. Biz mideye gülle gibi oturan bir ‘Zafer Diper Üçlemesi’ olarak nitelendirelim bu ürünleri.. Nice yıllara, nice oyunlara… Ayşegül Yüksel / Cumhuriyet


“İşkence edilen biri, işkenceli olarak kalır.”…Zafer Diper ve Bizim Tiyatro, tiyatro emeği tarihlerinin 25. yılını kutluyorlar ve “Özkıyım” başlıklı oyunları ile yine çizgilerinden sapmadan, tiyatronun toplumu uyarmak, uyandırmak amaçlarını da göz ardı etmeyerek, hepimizi Frodo’nun görünmezlik pelerini altında sımsıcak ve güvende saklayan kayıtsızlık ve unutma illetini dert ediniyorlar…Özkıyım’ın “tek kişilik” ifadesi kuşkusuz ironik, çünkü Zafer Diper birçok kimlik giyinerek, birçok kişiliği temsil etmek zorunda. Bu aynı zamanda, izleyiciye de bir uyarı. Her iki tarafı da iyi bil, gözlemle, empati kur ki, bu kıyıma “özkıyım” ile mi karşılık vereceksin, yoksa direnerek mi, hayatta kalarak mı; karar veresin… Diper ve arkadaşları, vahşi kapitalizmin baskınlarına, soygunlarına, cinayetlerine, soykırımlarına, talancı düzenine, insan onurunu ayaklar altına alan söylemi ile küreselleşme adı altında yeniden tezgâha sürülen emperyal emellerin ağırlığında onurunu korumaya çalışan bir Karl Schmitt yaratmış… Tıpkı Karl gibi, oyunda ona eşlik eden nesneler de, sanki insanın nesneleşmesine karşı çıkar gibi, Karl’ı tamamlamak üzere değişip dönüşüyorlar. belgesel ve film alıntılarından da yararlanılarak (geride yine Diper’in o tok, güzel sesi) farklı kimliklere bürünen nesneler oyuncularmış/ karakterlermiş gibi işlevsel oluyorlar. Bu nesneler arasında demir çubuk, sandalye, masa, uzaktan kumanda aleti, bir çift çorap, belgeselin gösterildiği beyaz perde, video kasetleri ve kuşkusuz Diper’in yerli yerinde ve müsrifçe değilse de acımasızca kullandığı bedeni…Oyun bir özsorgulama. İşkence edilenin ve hep işkenceli kalacak olanın kendisini, utanç tarihini sorgulaması. İnsan özkıyım noktasına nasıl gelir, getirilir? Bu noktada, sevgilinin terk etmesi benzeri sudan sebepler değildir özkıyıma geliş noktasında.. Evrensel ve nesnel, bütün insanlığı ilgilendiren ayıplarıdır insanın kendisini bu noktaya getirmesine yol açan. Evrensel ve nesnel olanın böylelikle nasıl da öznel oluverdiği gözler önüne daha kolaylıkla seriliyor, kayıtsızlığın saçmalığını vurgulayarak… Cürüm ve insanlığa kıyış alanında da ne yazık ki yaratıcılığını çalıştırmıştır insan, kendi tarihi boyunca ve kanla işlemiştir bindallısını yeryüzü üstüne… Karl’ın içindeki ötekinin, şizofrenik bir öteki olmadığı ortadadır. O öteki biziz. İzleyiciler bu öteki ile özdeşleşip, empati ile, durdukları yeri sorguladılar. Bu ötekinin devlet içi derin devlet göndermeleri de ayrıca düşünme konusu. Beden ve devlet ilişkileri düşünüldüğünde, başka uzamlarda, başka yan anlamlar kazanan bir metin çıkmış ortaya. Rahatsız ediciydi…Woolf gibi cebine taş doldurup ırmağa bırakmak bedeni yabancılaşmanın göstergesidir. Diper o bedeni sahneye atmayı, kafamıza kafamıza çalmayı, belleğimize vurmayı yeğlemiş. Oyuncu, aktör, yazan, eden Diper’i dakikalarca ayakta alkışladık. Emeğine, zekâsına, bedenine, yüreğine sağlık.
Yusuf Eradam / Evrensel


Özkıyım’da Zafer Diper olağanüstü bir performans gösteriyor. Sahnede on üç kişiliğe girip çıkıyor. Ayrıca, sahnede nesne kullanımı olağanüstü… Gülnaz Bıçakçı / Tavır


Zafer Diper, uzun yıllar oynadığı Yargı’nın ardından, bu tek kişilik oyun- Özkıyım’la yeniden çarpıyor seyirciyi… Semra Çelebi / Radikal-C.tesi


Bizim Tiyatro, 25.yılında yeni bir oyunla karşımıza çıkıyor: Özkıyım..Çeşitli kaynaklardan yararlanarak oyunlaştırılan  ve Zafer Diper’in yönettiğ -oynadığı tek kişillik bu oyunda Diper ve ekibi, 68 kuşağından bir Alman belgeselcinin geriye bir veda kaseti bırakmaya karar vermesi ve bu süreçte kendisiyle, hayatla ve yaşadığı zamanla yüzleşmesini, etkileyici ve sarsıcı bir dille sahneye taşıyor. Suat Kavukluoğlu/Hürriyet


Bizim Tiyatro, kuruluşunun 25.yılında, deyim yerindeyse, insanın tüylerini ürperten Özkıyım oyunuyla izleyicilerin karşısına çıkıyor..Zafer Diper’in, kendi bedeninde canlandırdığı 13 farklı rolü, arasız  bir saat kırk dakika boyunca-büyük bir performansla sergilemesi, seyircinin dakikalarca ayakta alkışlamasını da beraberinde getiriyor.  Aydın Orak / Ülkede Özgür Gündem


Ülkemizde demokrasi, sivilleşme ve barış sürecinin gelişmelerle engellenmek istendiğini her aşamasında gören; engellemelerin her an şiddet ve çatışma ortamına dönüşebileceği kaygısını taşıyan ender aydınlarımızdan birinin, daha doğrusu kuşkularını tiyatro sanatıyla dile getiren sanatçı “pir”in oyunundan yeni çıkmıştık. Sahnede olanlara şaşırmıştık. Şaşkındık!..Sahnede Karl Schmitt ile özdeşleşen Zafer Diper ya da kendiliğinden Zafer Diper oluveren Karl Schmitt’ten biri ya da her ikisi birden, “muasır medeniyetler seviyesine ulaşma” hedefinin cumhuriyetin kuruluş ilkesi olduğunun bilincindeydi/ler. Bu ilkenin günümüzde hayata geçirilmesinin; demokratikleşmek, sivilleşmek, kendi yurttaşlarıyla ve dünyayla barışarak hiçbir yurttaşı “sözde” saymayan, hiçbir ülke ve halka düşmanlık beslemeyen bir zihniyet ve hukuka erişmekle sağlanacağına inanıyor/lardı.. Gene umutların soldurulduğu günler yaşıyorduk ve Zafer Diper bir kez daha sahnedeki yerini aldı, oynadı, anlattı, seyircisini silkeledi. Ayrımcı, yasakçı, statükocu ve çatışmacı zihniyetin dünyanın neresinde olursa olsun egemen olmasına karşıydı, öylece durdu. Sahnede gerçek bir özgürlük anıtı gibiydi…Zafer Diper’in “mütevazi” likle “oyunlaştırdığım” dediği “Özkıyım”, siyasal etkinliği tiyatro eyleminin odak noktasına yerleştirmesi açısından alkışı kesin olarak hak eden bir oyun. Oyunu yönetme biçeminde, sahneyi siyasal olayların bir yansıması ve yeniden yaratılması olarak ele alması dikkat çekici. Kendisinin belli ve belirgin olan siyasal dünya görüşünden yola koyularak, siyasal bilinç uyandırmayı amaçlamış ve hiç kuşkum yok ki amacına ulaşmış… Zafer Diper oyuncu olarak, Karl Schmitt’i çözümlerken çözümlemenin sadece zihinsel bir süreç olmadığının ayırdına varmış. Başkaca pek çok unsuru, kendi doğasının tüm kapasitesiyle ve nitelikleriyle “Özkıyım”a dahil etmiş. Karl’ın öğelerine, kendilerini açığa vurabilecekleri olabilen en geniş alanı vermiş… Kısacası, Zafer Diper, Bizim Tiyatro’nun 25. Kuruluş Yıldönümü’nde kutlanası bir iş eylemiş.. Karl’a “sefil topluma olan borcunu ödetirken”, alnından öpülmeyi hak etmiş… Üstün Akmen / Evrensel


Zafer Diper, 1986 yılında Yargı oyununu sahneler.Bu oyunla Diper, 20.yüzyılın bireysel ve toplumsal macerasını adeta sırtında taşımaya mahkum edilmiştir.. 21. yüzyıldayız ve Diper, yeni insan, yeni tiyatro sloganına uygun düşen Özkıyım’la zamanın aynasında yeni bir görüntü olmuştur.Yargı,Özkıyım’a el vermiştir.İnsanı insanlaştıran bir bellek, acılara dayanan bir yürekle insanlaşmış insanı, adeta Zafer Diper’in siperli onayıyla yorgun limanlara yollamıştır..Özkıyım,Zafer Diper’in güçlü oyunuyla,onu evrenseldeki yerine oturtmuştur. Haluk Şevket Ataseven / İzlence Dergisi


Bizim Tiyatro, çeyrek yüzyıllık bir topluluk. Dağarını toplumcu dünya görüşü odağında belirlemeyi, verimini de bu yönde dokumayı benimsemiş bir özel tiyatro.. Nitelikçe düzeyli tiyatro yapmaya girişen, bir yanıyla toplumcu dünya görüşüne dayalı, öte yanıyla tiyatro sanatının gereği için varını yoğunu harcayan toplulukların işi zor değil, olanaksız neredeyse! Bu topluluklar, Türk tiyatrosunun birer yüz akı elbette. Bizim Tiyatro da, topluluk olarak Zafer Diper’in yoğun emeğiyle, büyük çabasıyla savaşımını sürdürüyor.. Yazdığı bunca oyunla, başka kaynaklardan yaptığı oyunlaştırma çalışmalarıyla azımsanmayacak bir üretime, hafifsenemeyecek bir dağara sahip Zafer Diper…Gerek oyunlarında, gerekse oyunlaştırmalarında ilkin çok sağlam bir oyun çatısı kurmaya giriştiğini savlayabiliriz..Kurduğu evrende, buraya yerleştirdiği kişilerde gerçektenlik duygusuyla yüksek bir inandırıcılık yaratıyor Diper…Bin emekli bir oyunculukla karşımıza geliyor Zafer Diper… Kutlamak için kulise girdiğimde, üzerinden çıkardığı fanilasını sıkıyordu o. Damlamıyordu da şıpır şıpır ter iniyordu faniladan, musluktan sızan su gibi. Varın siz düşünün bu yirmi beş yılda kaç teneke ter döktüğünü onun..İzleyin Özkıyım’ı..Sahnede bir ter çiçeği halinde açan oyunculuğuyla, sonrasında yazarlığıyla..Zafer Diper’in emek çeşmesi önünde siz de sıraya girin! 
Sadık Aslankara / Cumhuriyet-Kitap


68 kuşağından bir Alman belgeselcinin kendisiyle hesaplaşmasını konu alan oyun, Zafer Diper’in yorumuyla olağanüstü bir şekilde anlatılıyor… Müjgan Yıldırım / Karaf


Özkıyım’da, yine oyunculuktaki ustalığını konuşturdu Zafer Diper. Müziğiyle, minimalist dekor anlayışıyla, görsel sunumlarla kolay kolay unutamayacağımız bir oyun izlettirdi bize.  Altay Öktem / Penguen


Özkıyım…Bizim Tiyatro, vahşi kapitalizmin etkileri üzerine düşündüren oyunlar seçiyor hep.. Bizim Tiyatro: ”Düşmana inat” geçen 25.yıl… Cevahir Evren / Birgün


Bugün tiyatrolarımızda, yaşam oyununa “içinden bakabilme” ve gerçeğin sorgulamasını, felsefesini yapabilmeye dönük, bunu başaran yapıtlar sergileniyor. Aralarında kanımca dünya tiyatrolarıyla boy ölçüşebilecek nitelikte olanlar var. Bir örnek vermem gerekirse; hiç çekinmeden Bizim Tiyatro’nun son oyunu Özkıyım’ı önerebilirim. Özkıyım, usta oyuncu Zafer Diper’in oyunlaştırıp yönettiği bir yapıt. Bu tek kişilik oyunun oluşup kotarılmasında, yönetmen yardımcıları Aslı Taşoğlu’nun, Figen Şamlı’nın, Hakan Bulut’un ve Sevil Akkel’in de emeği geçmiş..Diper, sahnede tek başına ama sunduğu yorumda birçok kişilik saklı; daha doğrusu günümüz toplumlarının gitgide acımasızlaşıp katılaşan ve yozlaşan, bu çarpılma içinde başkasına da, kendine de acımasızca kıyabilecek duruma gelen yüz-dökümleri, Diper’in “tek kişilik” sunumu içinde eşsiz bir geçit törenine dönüşüyor. Kişiliklerin iç ve dış kıyımlara dönüşen yorumlarında; dünyayı ve yaşamı taşıyan-ya da artık taşıyamıyan- toplumsal düzenlerin giderek paranoyakça yozlaşan süreçlerini de eşsiz bir biçimde sorguluyor Diper. Öyle ki oyunun başkişisi, Berlin doğumlu Karl’ın 60’lardan günümüze yaşam serüvenini izlerken, gerçekte yaşadığımız çağın ya da 21.yüzyıla aktarılan 20. yüzyılın ürkünç sonuçlarına değgin kıyımcı vahşi kapitalist düzenin, insana yönelik öz sorgusuna ulaşıyor.. Dışkıyımın, özkıyıma dek ulaştığı, evrildiği işkenceci düzende, işkenceye uğrayan, bu yüzden de “işkenceli” olarak kalmaya tutsak insanın kendisini, sürekli kanayan yaralarını, utanç tarihini sorgulamasına dönüşüyor. Ayrıca oyuna eklenen kıyım belgesellerinin, filmlerin, kasetlerin, ve en ilginci de sahnedeki tüm nesnelerin (çubuklar, perdeler, sandalyeler, maşa, çorap v.b.) bu yaşam sorgusuna canlı simgelermiş gibi katılışları ve Diper’in olağanüstü, hareketli, enerjik, edimsel beden dili içinde devinişleri gerçekten görülmeye değer.. Özkıyım herşeyiyle evrensel bir yorum: oyunuyla, sahnelenişiyle, oyuncusuyla çağdaş tiyatromuzun bir yüzakı. Zafer Diper’in genç ve yetenekli yardımcılarıyla birlikte dünya tiyatrosuna armağanı bu evrensel oyunu, çağımızın düşünsel ve gerçekçi
bir yorumunu, çağdaş insanı çağcıl bir felsefeyle sorgulayan Özkıyım’ı kaçırmayın derim.
Tansu Bele / Türk Dili Dergisi


Bizim Tiyatro, toplumun uyuklayan vicdanını uyandırmak için yıllardır çabalayıp duruyor, acaba biz uyuklamayı tercih ederek ‘özkıyım’a yakın mı duruyoruz?  Ragıp Ertuğrul / Tempo


Onurlu bir yaşam savaşı vererek  25.yılı geride bırakan Bizim Tiyatro’nun repertuarında söyleyecek sözü olan cesur oyunlar yer aldı hep..Özkıyım’la Zafer Diper,tiyatro adına yine zoru seçmiş.. Rengin Uz/ Posta


Karl Schmitt 68 kuşağına katıldığında halkın gerçek çıkarları için bilinçlenmesi, direnmesi gerektiğini öğrenmiş. Hapse düşmüş, işkence görmüş, toplumsal haklar, emek için direnip hapse düşenlerin “İntihar ettiler” denilerek nasıl yok edildiklerini yaşamış. Mapustan çıkınca dünyanın en uzak köşelerine kadar gidip faşizmin, ırkçılığın, işkencenin, kapitalizmin ve emperyalizmin çirkin yüzlerini, bunların birbiriyle ilişkisini açıklayan belgeseller çekmiş. Sonunda dünyanın daha da kötüye gittiğini görünce “kendi seçimiyle yaşamaya değer bulmadığı bu dünyadan öbür tarafa vııjjd diye geçmeyi” seçmiş, ama özkıyımı geride kalan insanların işine yarasın istemiş, vedâ mektubu yerine çektiği belgesellerden bir kaset hazırlamış, vedâ kaseti. Gerçekte bu kaset-mektup her birimize yazılmış; bana, sana, ona, hepimize… Kaset-mektup yerine varacak mı? Bu önemli bir soru! Karl Schmitt’in yaşamını oyunlaştırarak Zafer Diper ve yönetmen yardımcıları bu soruya yanıt vermişler. Eğer seyircisi olursa kaset-mektubu artık yerine varmış sayabiliriz. Seyirci olmazsa “mektup hep yolda olacak”. Sahtekarlıklarla dolu dünyamızda, bu denli saf  biçimde kendini insanların mutluluğu için kurban eden birini görmezden gelebilir miyiz? Karl Schimitt’in anısına ihtiyacımız var. Onun kararlılığına, cesaretine; bize gösterdiği yakın tarihimizi, yakınlardaki ortak belleğimizi bilinçle anımsamaya ihtiyacımız var.  Çok değerli bilgiler veriyor. Günümüzde genellikle gereksiz bilgiler çöplüğünde yaşarken, Zafer Diper’in verdiği bu bilgiler oyuna öyle güzel yedirilmiş ki, merakla ve doymak bilmeden heyecanla saldırıyor beynim, “geçmişte olanlara ibretle bakın ve onların yine tekrarlandığı dünyamızda, biz bilincimizi teslim ettiğimizde, neler olacağını anlayın” diyor kısaca. Uyanın ey insanlar, örgütlenin, birleşin, bu emperyalizm oyunlarına, faşizme karşı durun, diyor..Küresel belleği tazeleyin, farkında olun, ve karşı koyun diyor.. Zafer Diper ne felsefi kuramlara dayalı sözler söylüyor, ne edebiyat paralıyor, ne de iri laflarla kahramanlık taslayarak konuşuyor. Sloganlarla da konuşmuyor. Yakın tarihten, yaşadıklarımızdan, belgelerden süzülüp gelen, gerçek bir kahramanın, bir devrimcinin ve onu ele alan bir tiyatro adamının beyinlerinden, yüreklerinden geçerek oyuna giren düşünceler bunlar. Zafer Diper’in kurgulaması son derece başarılı, tiyatroyla birleştirilmiş belgeseller bize uygar devletlerin öteki yüzünü gösteriyor.. Yaşadığımız çağda kazanç hırsıyla yaratılan tüketim toplumlarının içi boşaltılmış insanları bu oyunu görsün ve uyuklayan vicdanları uyansın isterdim.. Daha çok petrol, dolar uğruna savaş makinaları insanları kıyma yapmaya devam ederken küresel biçimde onlara karşı çıkma ve birlik olma cesareti aşılayacak gerçek kahramanları tanımalarını isterdim.. Kazanç hırsı azgınlaştıkça dünyanın iyileşmeyen yaraları da çoğalıyor. Şimdi yaşadığımız şu felaket dolu günleri dünyamızın geçmişte yaşadıklarımızın bir parçası, devamı olduğunu vurguluyor, bir bütünlük oluşturuyor kaset-mektup Özkıyım. Tarihsel bütünlük içinde emperyalizmin neler yaptığını belgeleriyle görmek, belleği tazelemek isteyenler için olağanüstü bir fırsat bu oyun. Unuttuğumu hatırlayarak, yeterince bilmediğim pek çok yeni şey öğrenerek çıktım salondan.. Zafer Diper’in çeşitli kişileri oynaması seyirci için bir oyunculuk şöleni, konservatuvar öğrencileri için çok önemli bir derstir. Zafer Diper’i oyundan sonra kuliste  kutladığımda ter içindeydi. Bu terin kutsal olduğunu söylemekten kendimi alamadım. Evet, gösterdiği performans ve cesaret  her zaman olduğu gibi yine müthişti. Ama  o yüce gönüllülükle asistanlarının emeğini vurguladı.. 25.Yılında Bizim Tiyatro’yu, başta Zafer Diper olmak üzere bütün çalışanları kutluyorum… Yıldız Cıbıroğlu / Gösteri



Özkıyım’ın yönetmen yardımcısı Figen Şamlı “Yaşamla Ölüm Arasında Sürüp Giden” adlı yazısıyla-oyunlarını anlatmış program dergisinde: “Sömürge savaşları, iç savaş katliamları, bütün savaşlardan daha çok insanın açlıktan ölmesine yol açan dünya ekonomisi. Geçmişte tüm korkunçlukları kat katmahkemelerinden bu yana kurumlaşmış işkenceler ve insanlığın şiddete yönelik talepleri, ayrımcılık ve ırkçılık, öncesi ve sonrasıyla yüzyıl tarihinde yerini buluyor. Ve bu uygarlık bunalımının ortasında insanlığı düşünen, insanlığın-özüne kıyan-tarihini düşünen bir insan..Bir türlü huzura kavuşamamış dünya, bir türlü huzura kavuşamamış bir insan..Bizim Tiyatro, bu insana Karl Schmitt adını veriyor. Kendi ölümünün tasarımıyla karşı karşıya gelmiş bireyin çarpıcı ve buz kesmiş gerçekliğini taşıyor sahneye…”  İşkence edilenin ve hep işkenceli olanın kendisini, utanç tarihini sorgulaması biz izleyenlere sadece oyunu muhteşem profesyonellikle oynayan Zafer Diper’i ayakta alkışlamaktan başka bir şey bırakmadı..
Özkıyım, AKM’yi yıktı da geçti.  Mehmet Özdemir / Karadeniz Postası


Özkıyım muhasebesi etrafında dönen oyun, bütün bir yüzyılla hesaplaşmanın da belgesi niteliğinde.. Özkıyım’dan, ne karakterle özdeşleşip bir kahraman edasıyla çıkıyorsunuz ne de yılgın, yenik. Boğazınızda yumrular, karnınızda bir yumrukla salonu terk ederken, geride kalan yüzyılı düşünmeye koyuluyorsunuz. Bunca eziyet, bunca ölüm, acı, kayıp, savaş, işkence, sefalet..Ne içindi? 
Özgür Erbaş / Cumhuriyet-Dergi


Bizim Tiyatro, 25. yılında Özkıyım adlı sarsıcı bir oyunla tiyatroseverlerin karşısına çıkıyor. Eser tek kişilik oyundan çok bir şölen havası yaratıyor sahnede. Tek bir kişide 13 ayrı karakteri de içinde barındırıyor. Zafer Diper, her zamanki gibi performansıyla yine tek başına sahnede devleşiyor. 68 kuşağından bir Alman belgeselcinin kendisiyle hesaplaşması, Diper’in yorumuyla olağanüstü anlatılıyor. Bir anda oyunun içine dalıyorsunuz, içiniz acıyor, tam olamaz dediğiniz noktada usta tiyatrocu, oyunculuğunu yükselterek sizi oturduğunuz sandalyeye mıhlıyor. Şiddetle, yaşamın başka yakasını görmek isteyenlere, biraz da nefes niyetine tavsiye ediyorum… Betül Memiş / Vatan


“Üstüne tiyatrocu tanımam” dediğiniz  sanatçılar var mı? diye sorarsanız, var, derim, ama özellikle bir kişi var ki..bu kişi Zafer Diper’dir..20.yıldır Yargı adlı tek kişilik bir oyun sergiliyor ve şimdi de Özkıyım.. Müthiş, inanılmaz bir performans! Bu oyunları Diper’den seyretmeyen hayatta tiyatro seyretmemiş demektir.  Hasan Uysal / Lacivert Dergisi 


Zafer Diper onlarca karakter canlandırıyor, canlandırmıyor bunları yaşıyor. Kendi vücuduna,  mimiklerine ve ses tonuna bu kadar hakim olan Zafer Diper’in aksesuar kullanımı imükemmel. Örneğin sadece bir çarşaf görüntüsüyle sahnede duran cisim aslında bir battaniye, hayır hayır mahkumun vücudu o, yoksa kendini yakan adamın etrafını saran alev mi? Oyunun başında benim sandalye sandığım o şey sandalye mi peki? Bir duvar o aslında, ya da Vietnamlı kızın çıplak vücudu..bir oyunculuk resitali!   Herkese Tiyatro


Oyun Diper’in yarattığı Karl Schmitt’in geçmişini, bugününü ve geleceğini getiriyor seyirciye…Gördüğü, içinde yaşadığı gerçekler, tragedyalar onu bugün bir seçim kavşağına getirmiştir: Bu koşullarda, dünyaya egemen olan bu baskı uygulamaları, rejim karşıtlarını ortadan kaldırma düzenekleri içinde, bunu kabullenerek var olmayı sürdürecek midir? Yoksa en güç kararı vererek ölümü mü seçecek, özkıyımını gerçekleştirerek midir?..’Özkıyım’, baştan sona, Karl Schmitt’in toplumsal, yasal ve siyasal acımasızlıklar yaşanan, yaşanmakta olan, yaşanacak olan bu olumsuzluklar dünyasından ayrılma kararının nedenlerini ve haklılığını “Bir tanem” dediği görünmez belki de düşsel kızına anlatma sürecidir. Karl Schmitt, bunu, doğrudan ya da dolaylı olarak tanık olduğu tragedyaları kaydettiği çarpıcı içerikli belgeseller aracılığıyla da yapar. Özkıyım kararını açıklamasını da sahnede bir belge kasete, bir veda kasetine kaydeder. ‘Özkıyım’, Zafer Diper’in önceki oyunları gibi bir ‘politik’. Ancak, siyasal içerikli tiyatronun genelde düştüğü tuzaklara düşmeyen, gerçekçi siyasal içeriğine karşın slogancılığa kaçmayan, insancıl yönü ağır basan, duygusal düzeyde de gelişen bir gösterim. Diper olayları belgelerle göstermeyi, bunların üzerlerinde tartışmayı, sonuçta da yakın tarihi değerlendirmeyi amaçlamış ve bunu iyi seçilmiş örnekler aracılığıyla etkili bir biçimde gerçekleştirmiş…Zafer Diper sağlam, iyi eklemlenmiş, seyircinin dikkatini bir an bile olaydan uzaklaştırmayan, bir yakın tarih penceresi açan, gençlerin neredeyse nefes almadan seyrettikleri bir metin oluşturmuş. Sahnedeyse Diper yalnız Karl Schmitt’in dışa vuran kişiliğini değil, ‘alter ego’sunu, ‘öteki ben’i de usta işi canlandırıyor. Kaçırılmamalı.  Hasan Anamur / Radikal


Özkıyım bir direniş öyküsü. Belgesel yapımcısı olduğu düşünülen bir adamın, yani Karl Schmitt’in öyküsü. 68’kuşağına tanıklık etme şansı bulan, başkaldıran, direnmeyi seçen Schmitt’in sonradan tutuklanması, işkenceye maruz kalması ve hapishanede yaşadıklarının ardından gelen özgürlük süreci işleniyor. Özgürlük nereye kadar; belgesellere imza atan bu adam sonuçta yaşadığı çağın acımasızlığına katlanmak istemeyerek, yaşadığı yüzyılın özkıyımlarından yola çıkarak kendi özkıyımının belgeselini yapmaya ve vedaya hazırlanıyor. Bu onun aynı zamanda çağıyla yüzleşmesini de sağlıyor. Diper, gerçekçi bir biçimde Schmitt’in duygularını yansıtırken izleyenlerin empati yoluyla bu karakteri anlamasını, öte yandan canlandırdığı diğer kişilere ironik vurgularla ve gösterilen belgesel pasajlarla yabancılaşmasını sağlayarak insan onuru üzerine oynanan oyunlara uzak açıdan bakmamızı sağlıyor. Yalın bir sahne anlayışı içinde farklı kişilikleri bir arada vermeyi başaran Zafer Diper, yaşamımızı sarmalayan vahşi kapitalizmin de eleştirisini getiriyor. Hülya Nutku / Ege Sanat


ÖZKIYIM


Oyunlaştıran -Yöneten  Zafer Diper / Yönetmen Yardımcıları  Figen Şamlı – Aslı Taşoğlu  
Hakan Bulut – Sevil Akkel / Film-Kurgu  Behçet İlhan / Işık  ve  Müzik Düzeni  Yılmaz Alp
Yılmaz Şahin – Süreyya Karaduman /  Oynayan  Karl Schmitt  Zafer Diper


www.bizimtiyatro.net / bilgi@bizimtiyatro.net / bizimtiyatro@gmail.com / (0543) 765 71 15


FOTOĞRAF: Bizim Tiyatro, Kafa Kağıdı oyununda…


 

CEVAP VER