Bükülmeyen Bernarda

PAYLAŞ

Gençken her genç gibi benim de katılıklarım vardı. Bu katılıklar zamanla törpülendi. Ben mi törpüledim onları yoksa yaşam mı? Ne fark eder, hem ikisi de aynı şey değil mi? Şimdi katılıklarım yok ama kesinliklerim var. O da ne demek? Kesinlik katılıktan başka bir şey mi? Elbette başka. Ödün vermem ama hoşgörülüyümdür. Kimse benden rüşvet alamaz, kimse bana rüşvet veremez. Özür dilemeyeni, unutturmaya kalkanı bağışlamam. Bu kesinlik dediğim şey daha çok ahlakla ilgilidir. Şimdi yaşlandım, zayıflıkların altındaki yetersizlikleri görebiliyorum. Eskiden kızdığım şeylere şimdi ancak üzülebiliyorum. Bana yapılan kötülükleri belleğimde bir kin kaynağı durumuna getirmiyorum. Hele birilerinin toplumsallık adına birilerini yermelerine hiç dayanamıyorum. Çünkü öteden beri beni kimsenin yaşamı ilgilendirmiyor.

Geçenlerde Lorca’nın iki oyununu okudum: Bernarda Alba’nın Evi ve Kanlı Düğün. Bernarda tipi düpedüz korkuttu beni. Bernarda göreneklere bağlı olarak geliştirilmiş toplumsal yasakların aile içindeki zavallı bir uygulayıcısıdır. Kızlarına göz açtırmıyor, herbirinin yaşamını düzenliyor, kendine göre kendinin olmayan yaşamlara yönler veriyor. Kızlarına sürekli baskı yapan Bernarda üstüne zırh gibi geçirdiği kurallarıyla mutludur ve güçlüdür. O daha da güçlü olmak isterdi. “İnsanın yıldırımı eliyle tutamaması ne kötü!” diyecek kadar egemenlik düşkünü bir kadındır Bernarda. Hizmetçisi La Poncia hanımından daha insandır, bir bakıma bilgedir. “İnsan bir tehlikeyi önleyemeyeceği zaman en kolayı onu görmemek için ona arkasını dönmektir” der ve tehlikeyi bildirir: “Sessizliği işitiyor musun? İyi de, odaların her birinde bir fırtına başlıyor. Fırtına patladığı gün hepimizi süpürecek.”

Bernarda kendine güvenir, daha doğrusu kendinde cisimleşen kaskatı göreneklerden getirdiği kurallarına güvenir. Arkasında toplumun sakatlıkları ya da zavallılıkları olmasa Bernarda kaskatı olma hakkını kendinde bulmayacaktır. La Poncia ona kendine bu kadar güvenmemesini söyler. Der ki hanımına: “Kızların dolaplara kapatılmış gibiler. Ama ne sen ne başka biri onların göğüslerinin içinde olup bitenleri denetleyebilirsiniz.” La Poncia ne derse desin Bernarda’nın yasası kesindir: “Başkaldıran bir genç kız artık bir genç kız değildir, bir düşmandır.” Kızlarından birine şöyle diyecektir Bernarda: “Yalnız başeğmeye hakkın var senin.” Kaskatılıklarıyla Bernarda kötü bir sona doğru sürüklenmektedir. Ama ne yaparsınız ki, La Poncia’nın dediği gibi “Kimse kendi sonunu göremiyor”.  Bernarda, La Poncia’dan şu sözleri işitir: “Bernarda, burada çok önemli bir şeyler oluyor. Seni kınamak değil amacım, ama sen kızlarına hiç özgürlük vermiyorsun. İyi söylüyorsun ama Martirio’nun aşka gereksinimi var. Neden onu Humanas’la evlenmeye bırakmadın?” Yanıtı çok katı ve zavallıcadır Bernarda’nın: “Ben yaşadıkça kanım Humanas’ların kanıyla birleşmeyecek. Onun babası çiftlikte uşaktı.”

Yanlışlar yanlışları örer, kendimizi yanlışlarımızla dönülmez yollara sokarız. Sanırız ki yaşam bizim on parmağımızla yoğurabileceğimiz kadar cıvık bir şeydir. Birilerinin karşısına çıkarız, birilerine engeller koyarız, birilerinin yaşam damarlarını keseriz. Egemeniz ya, efendim, elimizden geleni ardımıza koymamamız gerekir. Bir gün yaşam olmadık koşullar içinde bize kendini anlatıverir ve o sıra önümüze ne yapıp yapıp ödememiz gereken bir fatura uzatır. Biz yok ben öyle demek istememiştim ya da öyle yapmayı düşünmemiştim diye çırpındıkça yaşam gider yeni faturalar getirir. İster Bernarda Alba olun ister başka biri, insanlığın doğadan gelme yasalarıyla bildiğiniz gibi oynayamazsınız. Kızı kendini öldürdüyse bir anne ne yapar? Kendini yerden yere mi atar? Ya da Bernarda gibi her şeye karşın güçlü kadın rolünü oynamayı mı sürdürür? “Kızım bakire öldü. Onu odasına taşıyın, ona genç kız giysileri giydirin. Kimse konuşmasın. O bakire öldü. Yarın gün ağarırken çanlar iki kere çalacak. (..) Gözyaşı istemiyorum. Ölümün gözüne gözüne bakmalıyız. Susun! Susun diyorum size. Hepimiz bir yas denizinde boğulacağız. Bernarda Alba’nın kızlarının en genci bakire öldü. Duyuyor musunuz beni?”  

Zavallı Bernarda Alba ve onun gibiler, dünyayı yönettiğinizi sanırken kendi zavallılıklarınızın elinde oyuncak oluyorsunuz, bir şeylere egemen olduğunuzu sanırken kendiniz için ve başkaları için acılar, sıkıntılar, açmazlar, ölümler, çaresizlikler üretiyorsunuz. Yalnız anne olarak değil, baba olarak, yönetici olarak, siyaset adamı olarak, eğitici olarak ve daha başka birçok şey olarak başkalarına büyük yükler yüklerken kendi sonunuzu da hazırlıyorsunuz.

 

CEVAP VER