BM’nin hatalı stratejisi

BM’nin hatalı stratejisi

0
PAYLAŞ

BM Güvenlik Konseyi’nin, Kıbrıs’taki BM Barış Gücü’nün (UNFICYP) görev süresinin 6 aylığına uzatılmasını öngören dünkü kararı 21. Yüzyıl parametrelerine ve Kıbrıs adasındaki mevcut fiili duruma rağmen hala, ilk günkü gibi hatalı devam ediyor…

Bu dönem Güvenlik Konseyi Başkanı Burkina Faso. Uygulanan yönteme göre Güvenlik Konseyi’nin 5 Daimi ve 10 Geçici üyesine önce BM Genel Sekreteri konu ile ilgili bir rapor sunmakta, sonra bu raporlar birlikte üyelere brifing verilmekte, en sonunda da üyelere konu ile ilgili hazırlanan karar tasarısı metni dağıtılmakta. Dağıtılan metin üyeler tarafından okunup araştırıldıktan birkaç gün sonra da Güvenlik Konseyi toplanmakta ve kararını almakta.
Bu sefer BM Genel Sekreteri geleneklerin dışına çıktı ve ilk kez iki ayrı rapor hazırladı. Raporlardan birisi BM Barış Gücü ile, diğeri de BM’nin adadaki İyi Niyet Misyonu ile ilgili iki rapor.

BM Barış Gücü Kıbrıs’ta 4 Mart 1964 tarihinde BM Güvenlik Konseyi tarafından alınan 186 No.lu karar uyarınca 1964 yılının ilkbaharından beri görev yapmakta. Barış Gücü’nün varlığına rağmen Rumlar, 20 Temmuz 1974 tarihine kadar Kıbrıs Türk halkına yönelik silahlı saldırılarını ve katliamlarını pervasızca devam ettirebilmişti. Kıbrıs Türk halkının güvenliği ancak 20 Temmuz 1974 tarihinde gerçekleştirilen Mutlu Barış Harekatı ile Türk ordusu tarafından sağlanabildi.
1964-74 yılları arasında bir çok yerli ve yabancı basın adadaki BM Barış Gücünü, katliamları önleyemediği için askeri bir güç olarak değil, deniz kenarında gününü gün eden turistik bir güç olarak yazıp karikatürize etmişti.

Haziran 2009 toplantısında olduğu gibi bu toplantıda da Türkiye tek başına red oyu kullandı. Yani karar oy birliği ile değil oy çokluğu ile kabul edildi.
Oyçokluğu türündeki oylama sonuçları Güvenlik Konseyinde pek de alışılmış bir karar alma yöntemi değil. Genelde Güvenlik Konseyinde kararlar hep oybirliği ilke alınmakta.
Türkiye’nin red oyu vermesinin iki ana nedeni var.
Birincisi kararda ve Raporda Rum tarafından “Kıbrıs Hükümeti” olarak bahsedilmesi ve BM’nin görevinin devam ettirilebilmesi için onayının alınması.
Gerçekte 1983 yılının Haziran ayına kadar BM Barış Gücü’nün adadaki görevinin devam ettirilip ettirilmesi konusunda Rum Hükümetinden onay alınırken, kerhen Türk tarafının da görüşü sorulmaktaydı. 15 Kasım 1983 tarihinde KKTC’nin ilan edilmesine misilleme olarak 18 Kasım günü BM Güvenlik Konseyi tarafından alınan 541 No.lu karar sonrasında BM Barış Gücünün adadaki görevine devam etmesi konusunda Kıbrıs Türk tarafından sözlü de olsa onay istenmedi ve o günden sonra da bu yanlış tutum devam ettirildi.
Türkiye’nin bu karara “Hayır” oyu vermesinin ikinci nedeni de işte bu, Kıbrıslı Türklerden de onay alınmamasıydı.
Türkiye “Artık adada ikinci bir halk daha mevcut ve bu halkın egemen olduğu topraklar var. Onlara da sorun BM Barış Gücü’nün adada görevine devam etmesine gerek olup olmadığını” demek istemektedir.

Aslında Rumların BM Barış Gücünün adadan gitmesini istememelerinin nedeni 16 Ağustos 1974 tarihinde son bulan 2. Barış Harekatından sonra Kıbrıslı Türklerle “Ateş Kes Anlaşması” imzalamamak için. Bu anlaşmayı imzaladıkları takdirde Kıbrıslı Türkleri taraf olarak resmen tanımış olacaklarından, 35 yıldır hala daha Kıbrıslı Türkler işle Kıbrıslı Rumlar arasında resmi bir “Ateş Kes Anlaşması” imzalanmış değil.
Rumlar ve Türkler BM Barış Gücü’nün “Ateş Kes” çağrısına sözlü olur verdiler ve böylece adada ateş kesilmiş oldu. BM Barış Gücü adadan giderse, herhangi bir sınır ihlali veya askeri ihlal durumunda Rumların veya RMMO’nun muhatabı sırası ile KKTC yönetimi veya Güvenlik Kuvvetlerimiz olacak. Bu durum da dolayısı ile KKTC hükümetinin Rum Yönetimi ile eşit düzeyde direkt iletişim içinde sokacak.
Rumlar Kıbrıs sorunu çözülene kadar BM Barış Gücünün adada kalmasını istemekte ve bu nedenle de Yunanistan ve Kıbrıs Rum tarafı BM Barış Gücü’nün neredeyse tüm giderlerini karşılamakta.
BM Güvenlik Konseyi kararında bahsedilen “Kıbrıs Hükümeti” 21 Aralık 1963 günü hayatını yitirmiş ve o günden günümüze sadece Rumları temsil etmektedir. BM Barış Gücü’nün KKTC toprakları içinde etkinlik gösterebilmesi sadece KKTC Hükümeti’nin gösterdiği işbirliği ile olasıdır. Bu işbirliğinin yöntemlerinin KKTC makamları ile BM Barış Gücü arasında sonuçlandırılacak bir mutabakat ile tespit edilmesi gerekir.
BM Güvenlik Konseyinin bu kararı, aslında BM Güvenlik Konseyinin son 41 yılda oluşturduğu Kıbrıs Müktesebatının ana temeli oluşturan Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum taraflarının egemen eşitliği ilkesine de aykırı.

Bu aykırılığa getirilecek en iyi çözüm, BM Barış Gücünün KKTC egemelik alanı içindeki faaliyetlerinin tamamen kısıtlanmasıdır. Taraf olarak kabul edildiğimizde söz konusu kısıtlamalar kaldırılabilir.
Dünya biz Kıbrıs Türklere kısıtlamalar koyabiliyor da biz niye BM Barış Gücüne kısıtlama koyamayalım.

__________________

* Prof. Dr. Ata ATUN
http://www.ataatun.com

BİR CEVAP BIRAK