Boğulan anne ve çocuklar, bir de “oh olsun”lar

AKIN OLGUN – İktidarın, devletin adaletsizliği değil insanı insanlıktan çıkaran. Bilin ki o adaletsizliği kendi içimizde meşrulaştıranlardır en kötüsü. Kime yapıldığına bakıp “sus” çekenlerdir
Bir anne iki çocuğu ile Meriç nehrinde boğuldu.  Annenin ve iki çocuğun arkasından “oh” çekenler boğdurdular bir nehrin içinde onları.
Sıktılar boğazlarını, her sıkan bir başkasını çağırdı, koşuşturdular birbirlerini itekleyerek ve vahşete tutulmuş bir vicdansızlık ile boğdular.
“Cemaat avı” adı altında infaza çekilen insanların, en üstündekiler kayboldular ortalıktan ve yerleştiler güvenli başköşelere. Kimi itiraflara sığındı, kimi kaymak tabaka olmanın olanaklarına. Geride en altta kalanlar, geride kurtulmak için yargısız infazlardan bir küçük plastik botu şişirip karşı kıyıya geçmeye çalışanlar kaldı. Bir de onların sesini duyurmaya çalışanların çırpınışları. En üsttekilerin gıkı çıkmıyor, yaşıyorlar “yeraltı” olanaklarının üzerinde.
Aşağıdakiler, en alttakilerin evleri basılıyor. Anne bebesinden koparılıyor, bebeler annelerinden.  İnsafsızlık ve intikam bekliyor doğumhane kapılarının önünde. Kimse, hiç kimse yaklaşmıyor olup bitenlere. Herkes kendi bahanesini, herkes kendi tesellisini yaratıp çekiliyor köşesine.
İşkenceyi görmüyor muyuz?
İşkence yapılıyor, kaçırılıyor, cezaevinden tekrar tekrar sorgulara götürülüyor insanlar. Neler yapıldığını bilmiyor muyuz? İşkence nedir bilmiyor muyuz? En iyi biz biliyoruz. Bize, bizlere yapılanlardan öğrendik çünkü devleti.
15 Temmuz darbe hikâyesinin arkasından yansıyan işkence görüntülerini gözümüze sokanlar, işkenceden geçmiş kuşakların hafızasını canlandırdılar. Neler yapabildiklerini, yapabileceklerini hafızalarımıza yükledikleri acıları canlandırarak sürüklediler insan bedenlerini önümüzden.
Nefreti ve öfkeyi, içi doldurulmuş hayvan postları gibi gururla sergiletmeyi başardıkça sıktılar hayâları, çektiler falakaya, eşlerini, çocuklarını taşıdılar işkence odalarına. “Karın da güzelmiş” dediler, “çocuğun da pek bir körpeymiş” dediler.
İşinden, ekmeğinden edilenleri “içimizdeki düşmanlar” diyerek işaretleyenlerin yaydığı kötülüğün koruyucusu, her şeyi kabul etmiş bir toplumdur ve bu meşrulaştığında hiç tereddütsüz sensindir artık sıradaki.
İtiraz etmediğimiz her hukuksuzluk, adaletsizlik mutlaka bulur kendisini en masum sananı bile. Mutlaka bulur “devletim, milletim, bayrağım” diyeni bile. Çünkü hukuksuzluğa bahaneler bulan, onu besleyen herkes, sıranın hiç kendine gelmeyeceği ahmaklığında uzatır boynunu. Her uzatılan boyun, bir başkasının ihbarında bulur kendini.  Artık herkes şüphelidir ve her şüphe ihbarla kurtarmaya çalışır kendisini.
Vicdanı yontan kötülük
Kötülük hepimizin vicdanını yontuyor, aracısı oluyor birileri, birileri susalım, gözümüzü kapatalım diye döşeniyor nefreti. “Hak ediyorlar” diyor bir ses, bir diğeri “Onların yaptıklarını unutmayın ha” diyor, bir diğeri linçe topluyor taraftarlarını.
İktidarın, devletin adaletsizliği değil insanı insanlıktan çıkaran. Bilin ki o adaletsizliği kendi içimizde meşrulaştıranlardır en kötüsü. Kime yapıldığına bakıp “sus” çekenlerdir. Kime yapıldığını işaretleyip sesimizi kısmamızın, gözümüzü kapamamızın teorisini yapanlardır en ürkütücü olanı ve aslında adaletsizliğin içimize sızdırılmasında görevlendirilmiş bir anlayış birliğinin de tam kendisidir.
Bir kadın ve iki çocuğu, bir botla Meriç nehrini aşmak isterken boğuldular. Alabora edilmiş hayatlardan çaresiz bir çırpınış ve boğulmuş, boğdurulmuş bedenler kaldı geride. Bir de ceset torbaları, bir de ay yıldızlı kimlikler, bir de “oh oldu” diyenlerin toplu uğultusu.
O uğultudan duyulmuyor gidenlerin çığlığı, o uğultu büyüdükçe aramızdan götürülenlerin haykırışları ulaşmıyor kulaklarımıza. O uğultu büyüyor, o uğultu çöküyor üzerimize. O uğultu, zulmün kime yapıldığına bakıp, gözümüzü kaçırdıkça sarıyor etrafımızı.
Dillerinde küfür, ellerinde pala, ellerinde bıçak, ellerinde urgan, ellerinde kan var ve hepsinin ellerinde bir kadının, bir çocuğun cansız bedeni.
Bir anne iki çocuğu ile Meriç nehrinde boğuldu.  Anneyi ve iki çocuğunu, arkasından “oh” çekenler boğdurdular.
Gördünüz, hissettiniz mi?
Hayır ise ellerimize bakalım, elimizde kalanlara.

______________

Yazarın bu yazısı sendika62.org’da da yayınlandı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

17 − seven =