Bollywood Hollywood’a karşı

Sinema deyince akla Hollywood geliyor. Hollywood deyince de Amerikan sineması. Gerçi Amerikan sineması sadece Hollywood’dan ibaret değil. Amerika’da Hollywood dışında güçlü bir sinema daha var; Amerikan Bağımsız Sineması.


Ben bu yazımda Hollywood filmlerine değineceğim. Stüdyolarla bir şekilde işbirliği içinde olan ve çok gişe yapan filmler var ya, işte onlara… Bir başka deyişle Amerikan ekonomisini ayakta tutan sinema endüstrisinin ürünlerine.


ABD’nin silah endüstrisinden sonraki en önemli endüstrisi sinema sektörüdür. Sinema onlar için ekonominin vazgeçilmez bir koludur. Filmler ticari yatırım olarak tasarlanır, belirli bir pazarlama programıyla desteklenir ve yapılan yatırımın zarar görmemesi için belirli kalıplar dışına çıkılmaz. Atılan her adım devlet tarafından desteklenen stratejinin bir parçasıdır. Hal böyle olunca da Amerikan sineması dünya lideri oluyor tabii. Ama haklı bir başarı bu. Bu sektörün gücünü kaybetmemesi ve her geçen gün büyümesi için çok çalışıyorlar. O yüzden Amerikan tekelini nasıl kıracağız diye ağlamaya gerek yok. Biz bu konuda yeterince kafamızı yormadık, yormuyoruz da… Bizim gibi birçok ulus da yormuyor.


Onlar nasıl mı başardı? Televizyonun icadıyla birlikte ciddi bir krize giren sinema sektörünü ayakta tutacak stratejiler geliştirerek. Hepsi bu…


ABD, 1950’lerde tüm dünya sinemasını neredeyse yok eden televizyonun karşısında varolabilmek için çok düşündü. O yıllarda amaç dünyaya hakim olmak değil, kendi sinemasını kurtarmaktı. Bunun için televizyonun karşısına çekilen kitleyi değil, gençleri hedef aldı. Onları sinema salonlarına çekmenin yolunu aradı ve filmlerinde üç temaya yer verdi; çıplaklık-aşk-cinsellik, macera ve isyan duygusu… Bugün kanıksadığımız bu temalar o yıllar için büyük bir yenilikti. O yıllarda gençler için sinemaya gitmek kız arkadaşlarla ya da arkadaş gruplarıyla bir araya gelindiğinde yaşanan ritüelin içinde ilk sıradaydı. Hollywood’un hedef kitlesi bugün bile 13 – 18 yaş arasındaki gençlerdir.


Televizyon icat edildiğinde Avrapa’da sinema zaten ayakta zor duruyordu. İkinci Dünya Savaşı’nda birçok endüstri gibi sinema da neredeyse yok olmuştu. Avrupa sineması kendini toparlamaya fırsat bulamadan bir de televizyondan darbe aldı. Sinema salonları teker teker kapandı ve insanlar evlerine televizyonun karşısına çekildi.


1970’lere gelindiğinde ABD sinema endüstrisinin yan kollarında da dev olmaya başladı. Bir de bütün dünyanın film dağıtımını üstlenince haklı birinciliğinin tadını çıkarmaya devam etti.


Bugün dünyada yapılan filmlerin hemen hemen tamamına yakınını Amerikan şirketleri dağıtmaktadır. O yüzden karşısında kendisi gibi endüstri olmayı başaramayan ulusal sinemalar görmek ABD’nin işine geliyor. Bugün ulusal sinema deyince aklımıza gelen İran sineması, Çin sineması ve her zaman belirli bir düzeyde var olan Fransız sineması ABD’yi hiç rahatsız etmiyor. Çünkü bu filmler kendi filmleri kadar gişe yapmıyor. Birçoğu festivallerde ödül alıyor ve birçok ülkede gösterime giriyor. Başarılı olan bu filmlerin dağıtımını kendi şirketleri yaptığı sürece sorun yok. Bir anlamda başka ülkelerin başarıları onların ekonomisinin başarısı oluyor.


Dünyada Amerikan sinema sektörüne karşı dimdik ayakta duran bir tek ülke var; o da Hindistan. Hindistan sineması nam-ı diğer Bollywood bambaşka bir sinema. Tüm dünyada kendine izleyici bulan bu sinemanın gerçek müdavimleri Hindistanlılar. Bugüne kadar Hollywood filmlerinin giremediği tek ülke Hindistan olmuş. Gerçi bu ülkeye sadece Hollywood filmleri değil, hiçbir ülkenin filmleri giremiyor. Çünkü Hindistanlılar sadece kendi filmlerini izliyor, başka dünyaları, başka ülke filmlerini merak bile etmiyor. Üstelik bu insanlar tüm fakirliklerine rağmen deli gibi film izliyor. Ülkedeki tüm sinema salonları tıklım tıklım doluyor.


Hal böyle olunca da Hollywood’un karşısında aslanlar gibi dimdik durabiliyor Bollywood. Aslında Hollywood değil, dünyanın en büyük sinema sektörü Bollywood’dur desek yalan olmaz. Adamlar her yıl ortalama 750 film çeviriyor. Hem de küçücük maliyetlerle. Bu filmleri günde 15 milyon kişi izliyor. Nüfusun dörtte birinin fakirlik sınırının altında yaşadığı bir ülkede yılda 5 milyar bilet satılıyor. Bu hiç de küçümsenecek bir rakam değil.


Üstelik Hint sinema endüstrisi ticari kaygı taşımıyor. Oysa Hollywood’un gişe kaygısı var. Onların prodüksiyonları o kadar pahalı ki riskli projelere imza atamıyorlar. Bollywood’da ise çekilen her film izleyici buluyor.


Çoğunlukla beğenmediğimiz dudak büktüğümüz bu filmler sadece Hindistan’da izlenmiyor. Hatta bu filmler son yılların moda akımlarından biri bile oldu. Bazıları üç saatten fazla süren bu filmlerin çoğunda müzik, dans, gözyaşı, şarkı, parlak dekor ve pırıl pırıl kostümler var. Filmler sanki binbir gece masallarının yeni versiyonu… Bu renklilik ve farklılık dünyanın ilgisini çekiyor.


Aslında bu filmler Hint toplumunun bir yansıması. Hintliler için fakir kız zengin oğlan edebiyatı pembe bir hayal dünyası. Bu yüzden konuları hemen hemen aynı olan bu filmleri izlemekten sıkılmıyorlar.


Hint filmlerinde de Hollywood filmlerinde olduğu gibi milliyetçilik var. Tabii bir farkla. Hollywood “Amerika en büyüktür” derken, Bollywood, Hinduizm, yoga gibi kendi kültürlerini anlatan unsurları kullanıyor. Onların filmlerindeki Hint ordusu, Hint bayrağı, milli marşları vs. gibi milliyetçiliği simgeleyen sahneler “Hindistan en büyüktür” mesajı taşımıyor.



Tamam Hollywood büyüktür ama, ondan büyük Bollywood var…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.