Boşver, diyorum… Boşver…

Yavaşlayıp sağa doğru çeviriyorum direksiyonu, duruyorum bir İstanbul kıyısında. Saçlarım dağınık yün yumağı, rüzgara geçiremiyorum sözümü. Herşey geçer herşey biter  diyen şarkı sözleri dindirmiyor içimdeki fırtınayı.


Yürüyorum…. Zift gibi bir gece, belki de gündüzler doğmayı unutmuş bu sahilde.  Elimin terinde kokun, henüz sıcaklığını yitirmeden duruyor, yıllar sonra halâ. Sen bir kaçak hayat yokuşunda, ben bir aldırmaz son duraklarda.. Olmayacak birşeye  bağlanmak, gelmeyecek olanı  beklemek ve dipsiz gecede  bir  ışık görmek adına yürüyorum . Ellerim çıplak, yalnızlığım arkadaş, aklımda serseri senaryolarla, önünden geçiyorum evinin. Işığın fersiz, penceren perdesiz. Bir silüet dolaşıyor duvarında. Elinde sigaran, biraz yalnızlık haliyle kayboluyorsun salonda.


Sonra hiç olmayacak bir şey oluyor; bir anda sokak kapının açılmasıyla sen beliriyorsun karşımda. O kapıya nasıl geldiğin, benim bu arada neler düşündüğüm bilinmez.  Göz gözü göremeyecek kadar karanlık, kafan eğik, kolun çarpıyor koluma,  belki sigaran bitti marketin kapanmasına dakikalar kala… Belki de gittiğin yer başka bir tenin kuytusu. ‘pardon’ diyecek oluyorsun dönerek,  “boşver” diyorum yüzüm yerde. Duruyorsun, duruyorum, zaman duruyor o anda…


Kaybettiğini sandığın duygularını canlandırmanın tek yolu senden geçiyor. Yalnızsan yalnızlığını sev diyorum, değilsen yalnızlığını paylaştığını. Başka ellere uzanan başka kokulara bulanan teninin kokusu bana biraz aşina ama birazda yabani geliyor bunca zaman sonra… Bir insan bir insanı unutur mu unutmak istemedikçe?


Yalnızlığımı unut, bunun için gelmedim diyorum, istiyorsan  ona dokun ve seyret. Çünkü  dokunmaktır aşk karşındakinin boşluğuna. Ama zorla hatırlatılamaz bu dokunma istegi yalnızlığına. Bedenim sadece bir araçtır ruhumu sana taşıyan. Eğer yanmayacaksa parmakların dokun yalnızlığıma ve tut tutabilirsen, o zaman göreceksin orada sana ait neler neler var!


Hayır hiçbirini söylemiyorum, söyleyemem.  Sokağın içinden, geceye akıyoruz aksi yönlerde. Ne sen beni görüyorsun ne ben  konuşuyorum.  Geçip gidiyoruz birbirimize aldırmadan. Bir anısı bile olmayacak ne yazikki bu sokağın az sonra…


Bir oyuncu edasıyla dolaşıp, içinin bir huzurevi yalnızlığında can çekişmesini öğretiyor hayat sana. Mağrur ve sıradaşı oyunların bittiği yerde yeni bir yalnızlıkla başbaşa kalıyor insan. Bu vardığın son nokta; kabullenilebilir hataların hoşgörüsü. Görüntünü ne kadar kamufle edebilsen de,  yılların bakışlarına yerleştirdiği o kederle karışık anları  silemiyorsun. Yürüyüp gidiyorsun işte böyle bir gece karanlığında. Artık O’nun için sokaktan geçen herhangi birisin. Oysa yüreğin çizik çizik , kolunun ona değen kısmı yanıyor. Ve susmayı öğreniyorsun herşeye rağmen. Susmak kabullenilirliği, kabullenilirlik kaybedilmişliği, kaybedilmişlik keşkeleri getiriyor.


Yürüyüp gidiyorum geceye, “pardon” diyorsun değerken koluma. Yanıyor kolum, bacağım, boynum, görmüyorsun…


“boşver” diyorum, “boşver”…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.