Boynu bükük, öksüz kulem…

Boynu bükük, öksüz kulem…

0
PAYLAŞ

İstanbul’u en iyi ne anlatır?  Ya da neresi anlatır? İstanbul deyince aklınıza ne gelir? Yüzyıllardır medeniyetin, kültür ve tarihin merkezi olmuş bu rüya şehir için bir simge düşünülecekse eğer, bu İstanbul’u en iyi anlatan ve yüzyıllardır o şehirde olan bir eser olmalıdır değil mi?


Örneğin Kız Kulesi… Denizin ortasında küçük bir kule. Birçok ressama, şaire ilham kaynağı olmuş, efsaneleriyle yüzyıllardır, binyıllardır yaşayan bir yerdir Kız Kulesi. İstanbul’un üç kulesinden biridir.  Belki de İstanbul’un en tanınan kulesidir. Gerçi Galata Kulesi de, en az Kız Kulesi kadar tanınır ve sevilir. Oysa Beyazıt Kulesi diğer kuledaşlarının yanında boynu bükük, öksüz bir çocuk gibidir. Ne ziyaretine gelen vardır, ne de nerede olduğunu bilen… Adının Beyazıt Kulesi olması nedeniyle Beyazıt’ta olduğu tahmin edilir sadece.


Oysa benim çocukluğumun kulesidir o. O kuleye bakmadan uyuduğum bir gecem olmamıştır. Her akşam evimizin penceresinden kuleye bakar, kulenin ışığının rengine göre ertesi gün havanın nasıl olacağını öğrenirdim. Teknolojinin bugünkü kadar gelişmemiş olduğu o günlerde televizyona, radyoya itibar etmezdim. Benim meteoroloji danışmanın kuleydi. Kulenin ışıkları çok az yanılırdı. Mavi yanarsa ertesi gün havanın açık olacağını anlardık. Yeşil yanarsa yağmurlu, sarı yanarsa sisli, kırmızı yanarsa kar yağışı olacağını öğrenirdik bir gün önceden.


Şimdi ışıkları söndü çocukluğumun kulesinin. Sanki bir köşede unutulmuş gibi. Bazı günler yemekhaneye giderken önünden geçiyorum ve başımı kaldırıp bakıyorum kuleme. Ne kadar da ihtişamlı gözüküyor. Boynunu bükenlere inat mağrur duruşunu devam ettiriyor.


Aslında eskiden oldukça meşhur olan İstanbul yangınları, tamamı ahşap evlerden oluşan İstanbul’a korkulu rüyalar yaşatırken Beyazıt Yangın Kulesine oldukça çok iş düşermiş,. Çocukluğumda o meşhur İstanbul yangınlarını, tulumbacıları, köşküleri, ve Beyazıt Kulesi’nin hikayelerini birçok kez dinlemiştim. Belki de bu yüzden onun öksüz bir çocuk gibi boynu bükük bir şekilde İstanbul Üniversite’sinin bahçesinde unutulmasına gönlüm razı olmuyor.


Kule bugün İstanbul Üniversitesi’nin Beyazıt kampusunun içinde bulunuyor ama, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı tarafından kullanılıyor.


Eskiden “Beyazıt Yangın Kulesi” adı ile anılan Beyazıt Kulesi, İstanbul’da bir zamanlar çokça çıkan yangınları haber vermek amacıyla 1749 yılında inşa edilmiş. Ahşap olan bu kule 1756’daki Cibali yangınında yanınca 1826’da yeniden yapıldı ama bu kez de yeniçeri ayaklanmaları sırasında yandı. Kule üçüncü kez Sultan II.Mahmut zamanında, 1828 yılında yapıldı.


II. Mahmut’un emri ile mimar Kirkor tarafından günümüzdeki kulenin ilk şekli yapıldı. Kuleye son şeklini ise mimar Senerkim Balyan verdi. Senerkim 1849’da  ahşap çatıyı kaldırdı, dört yana bakan dört yuvarlak pencereli birer ufak odadan  oluşan üç kagir kat ekledi. 1889’da kulenin  tepesine bir bayrak direği eklenince, kule günümüzdeki son şeklini almış oldu.


Beyazıt Yangın Kulesi’nin yüksekliğ 85 metredir. Üst katlara tıpkı minarelerde olduğu gibi döne döne 180 ahşap merdivenle çıkılır. Kulenin gövdesi üzerine oturtulmuş dört katı vardır. Bunlar yukarıdan aşağıya olmak üzere nöbet katı, işaret katı, sepet katı ve sancak katıdır. O yıllarda yangın, Beyazıt Kulesinden gündüz sarkıtılan sepetlerle, gece ise fener yakılarak haber verilirdi.


Kulede görev yapanlara “köşkü” denirdi. Köşküler yangının çıktığı semte göre  kuleye gündüzleri büyük sepetler, geceleri ise kırmızı, beyaz ve yeşil renkli fenerler asarlardı. Kuleye bakıldığında sepet sayısından ve fener renginden İstanbul’un neresinde yangın çıktığı anlaşılırdı.


Kuleden yangının semti şöyle sembolize edilirdi. Yangın Haliç, Yeşilköy arasındaysa kulenin iki yanına ikişer sepet, iki yanına kırmızı fener konulurdu. Yangın Anadolu yakasındaysa kulenin iki yanına birer sepet, bir yanına da yeşil fener konulurdu. Yangın Beyoğlu ve Boğaz’daysa kulenin bir yanına bir, diğer yanına iki sepet, iki yanına da birer beyaz fener asılırdı.


Köşküler İstanbul’un semtlerini kız ve oğlan olarak sembolleştirmişlerdi. Kız tarafı Galata ve Boğaziçi, oğlan tarafı ise o zamanki diğer semtlerdi. Yangının nerede olduğunu öğrenmek isteyenlerin bazısı köşkülere “kızın mı oldu, oğlun mu” diye sorarlardı?


Beyazıt Kulesi gerçekten de sembollerin kulesi olmuştur. Burası yangınları haber vermenin dışında başka görevler için de kullanıştır. Örneğin  Birinci Dünya Savaşı’nda Yavuz zırhlısının alarm düdüğü ile Boğaz halkına Beyazıt ve Galata kulelerine çekilen kırmızı büyük fenerle de İstanbul halkına ve pasif koruma ekiplerine uçakların gelmekte olduğu bildirilmiştir.


Bu kule 1995 yılına kadar da İstanbul halkına havanın nasıl olacağını kuleden yakılan renkli ışıklarla bildirmiştir.


Teknolojinin gelişmesiyle birlikte Beyazıt Kulesi önemini kaybetti. Fatih’teki İtfaiye Genel Müdürlüğüne ait olan kule artık kullanılmıyor. Kulede sembolik olarak iki itfaiyeci nöbet tutuyor, o kadar.


Bazen bu kulenin de İstanbul’un diğer iki kulesi Galata ve Kız Kulesi gibi turizme açılacağı söylenir. Aslında bu gerçekleşse, yüksekliği 85 metre olan ve toplam 256 ahşap basamağı bulunan kuleden İstanbul’u 360 derecelik açıyla seyretmek güzel olur diye düşünüyorum. Böylece Beyazıt Kulesi de diğer kuledaşları gibi sevenlerine kavuşur, sevenlerinin ilgisiyle yeniden can bulur, boynu büküklükten kurtulur.


 

BİR CEVAP BIRAK