Bırakmayı bilmek

Bırakmayı bilmek

0
PAYLAŞ

İnsanlar bırakmayı, çekip gitmeyi, vazgeçmeyi bilmez genelde. Biri bir şeyi ele geçirdi mi onu sonuna kadar korumak ister. Artık seni sevmiyorum diyen sevgiliye ne demek gerekir? Hadi güle güle kardeşim demek gerekmez mi? Olur mu öyle şey, nasıl bırakırmış! Saplayıverirsin karnına bıçağı, görür gününü. Üsküdar eşrafından Abuzer efendinin ortanca oğlu tombalacı Hidayet’i ortada bırakan hangi sidikliymiş görsün de ibret alsın millet. Kendilerine “sabık” dedirtmemek için ipi boylayabilir insanlar. Kaldı ki ölümlerin en kötüsü ipe çekilmek değildir. Bundan üç yüzyıl kadar önce Cyrano de Bergerac “İnsan ipsiz de asılabilir” dememiş miydi? Sen iki ya da üç dönemden çok soğan başı olamıyorsan karını soğan başı seçtirirsin, olmadı yardakçılarından birini getirirsin yerine. Ölene kadar başkan, ölene kadar müdür, ölene kadar mahalle muhtarı, ölene kadar şef, ölene kadar apartman yöneticisi… İnsan bulunduğu yerden sapsarı bir güz yaprağı gibi yere indirilir mi? Oradan inmemek için ne gerekirse yapacaksın. Belki de yapman gereken tek şey gerektiğinde bir sinek kadar küçülebilmek gerektiğinde bir cellat gibi zalim olabilmektir.

Fénelon “Çok kazanmanın gerçek yolu çok kazanmak istememektir ve gerektiğinde yitirmeyi bilmektir” der. Bu sözü uğraşları ya da eğilimleri gereği yanlış anlayanlar olabilir. Ne demek o, gelen kısmeti geri mi gönderelim yani, ayol deli derler bize? Göndermeyin, sakın göndermeyin, deli misiniz, onu da alın içeriye. Yok efendim, kim demiş haram diye, helaldir. O sizin alın teriniz. İnsanların büyük bir bölümü kazanmak denen şeyi yalnızca para ve güç kazanmak olarak anladıkları için dünyamız tadından yenmez olmuştur. Karnı doymuş ama gözü doymamış ayılara takılmamak için kenar köşe dolaştığımız şu günlerde onur denen şeyden haberi olan kaç insan kalmıştır dostlarım? Gözünü hırs bürümüş zavallı tipler, değer diye bir şey bilmediklerinden, karanlıkta sivrisinekler gibi hortumlarını daldıracak yer arayadursunlar, hala içinde insan olmanın ışığını inatla korumaya çalışan kendi halinde insanlar binbir acı karşılığında varlıklarını sürdürebilmek için çaba gösteriyorlar.

Sonu rezillik mi olacak? Olursa olsun efendim. İnat bu ya, ben burayı dünya yıkılsa bırakmam. İyi ama aziz zavallım, sen paçanı bağlayamayacak kadar aciz birisin. Ona yaltaklandın, öbürüne kölelik ettin, gerektiğinde yüzüne tükürdüler aldırmadın, çocuklarımın yüzüne nasıl bakarım demeden her anlamda küçülmeyi göze aldın, ne olacak senin sonun? Üstelik üstlendiğin işi de beceremiyorsun. Seni oralara getiren gözü dönmüşler yavaş yavaş köpek gibi pişman olmaya başlıyorlar sana güvendikleri için. Ama sen bir hiç olduğundan asılıyorsun durmadan, vaktiyle ele geçirdiğin şeyi ne pahasına olursa olsun bırakmamak adına. Anan memlekette çalımlar atıyor, baban kahveye giderken ya da çarşıdan dönerken muzaffer bir kumandan gibi kasıldıkça kasılıyor, kardeşlerin ikide birde birilerine sen büyüğümüzü anımsatmaya ve böylece kendilerinin kim olduğunu duyurmaya bakıyorlar, senin koskocaman bir hiç olduğunu bilen hemşerilerin bile adın geçtiği yerde kabarıveriyorlar.

Adın kitaplara da geçmiş olsa unutulacaksın biraderim. Bir gün sonsuz pişmanlıklar içinde bir köşeye çekilmek zorunda kalacaksın, işte o zaman anlayacaksın boşa geçmiş bir yaşamın son evresini oynamakta olduğunu. Anılar dünyasında yaşayacaksın, o anıları abarta kabarta boş kafanda döndürüp yepyeni renklere bulayacaksın. Sen ki, yazık, çok önem verdiğin kadın avcılığını bile becerememişsin. Her bir anı ne kadar şişirilmiş ya da parlatılmış da olsa altında sancılar barındıracak. Kendini ne kadar kandırırsan kandır, kafandan bir takım gerçekleri silemeyeceksin. Kimlere gözü kapalı hizmet ettiğini birileri sana unutturmaya çalışsa da sen kendine unutturamayacaksın. Birileri sana eski günlerde gösterdikleri o yapay saygıyı göstermekte eksik kaldıkları zaman nankörlüğün ne demek olduğunu anlayacaksın. Ben zaten o saygıyı hak etmemiştim demeyeceksin de, insanoğlu böyledir işte deyip çıkacaksın.

Karlı bir günde üzerine son toprağı da attıklarında, gidişin kimsenin yüreğinde derin acılar bırakmayacak hatta kimsenin umurunda olmayacak. Belki de birileri içlerinden senin asla duymak istemediğin sözleri söyleyecekler. İlkyazın ilk ılık rüzgarları esmeye başlayınca sen de hiç yaşamamış gibi olmaya başlayacaksın. Adına birileri dostlar alışverişte görsün gibilerden anma toplantıları düzenleyecekler, o da işe yaramayacak. Yalnız bazı eylemlerini kötü örnekler olarak göstermek istediklerinde adını anacaklar. Toprağına ektikleri mor zambaklar bile süslemeye yetmeyecek seni. Torunların senin kim olduğunu ondan bundan öğrenip şaşacaklar, her adın geçtiğinde başlarını önlerine eğecekler.

 

BİR CEVAP BIRAK