'Bırakınız yapsınlar' masalının sonu…

‘Kapitalizm ve kriz’ üzerine son yıllarda yazdığım yazılara bakıyorum ve analizlerimde ne kadar haklı çıktığımı görüyorum. Bu basit bir ‘Ben demiştim’ olayı değil şüphesiz… Daha çok ‘akıl var mantık var’ olayı bence…

Sık sık şunu vurgulamıştım o yazılarda ‘kapitalizm insanı tüketti ve insanı tüketen bir sistem uzun süre daha böyle ayakta kalamaz’ Kapitalizm en son 1929 krizi ile bu kadar dibe vurmuş ve o zaman sistemin imdadına Keynes yetişmişti. Kapitalizmin öldürmek üzere olduğu insanı Keynes diriltmişti.

‘Talep yaratıcı’ politikalar, ‘sosyal devlet’, ‘sosyal haklar’, ‘asgari ücret’, ‘insanca yaşama hakkı’ bu kavramlar Keynesyen iktisatla yaşama geçirilmiş ve uzun bir dönem  kapitalizm rahat bir nefes alabilmişti.  Hatta altın çağını yaşamıştı.

Kapitalizmin doğasında unutmak vardır… Karı gördüğünde her şeyi, herkesi unutmak. Ve kapitalizm bir kez daha insanı unuttu, görmezden geldi, Keynes’in ‘talepsiz kapitalizm olmaz’ uyarısını kulak ardı etti ve ‘bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler’ diye şahlandırdı atlarını. Atın altında ezilen çimler mi varmış, insanlar mı varmış, dünyada yoksulluk mu varmış, aç, açık insanlar mı varmış, aldırmadı, ezdi geçti önüne geleni. Freni boşalmış bir kamyon gibi tam hız yoluna devam etti ve tosladı sonunda…  İnsana tosladı, o görmezden geldiği, sen olmasan da olur dediği insana…

İnsansız kapitalizm olmaz… Sadece sermayeyi yeniden üreten bir kapitalizm düşünülemez. Kapitalizmin gerçekleşme sorununu yaşamaması için Talep ayağı olmak zorundadır; yani insanların alım gücü, refahı olmalıdır… Evet Keynes bir kez daha haklı çıktı, devlet müdahalesi olmadan, talebi desteklemeden kapitalizm kendi başına ayakta kalamıyordu işte, bu 1929 krizindekinden de büyük bir dersti kapitalistlere…

Aslında ‘bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler’ felsefesinin çökmesi kapitalizm masalının da sona ermesidir. Fukuyama yanılmıştır, bunu zaten sonradan kendisi de kabul etmiştir: Tarihin sonuna falan gelinmemiştir, tarih asıl şimdi yazılmaktadır…

Bir süre dünya yeniden Keynesyen iktisatla idare edecektir; Kapitalizmin yaraları yine Keynes’in sihirli reçeteleriyle sarılacak, tedavi edilecektir; ama nereye kadar… Kapitalizmin eşitsiz yapısı, özünde insana değer vermeyen yapısı, para sevici, meta sevici yapısı her zaman insan yaşamının, doğal yaşamın karşısında  ve yok edici bir unsur olarak duracaktır. Dünyada daha çok insan bunu fark ettikçe, bilinçlendikçe kapitalizmi artık yüzsüzler bile savunamayacaktır; dünyanın % 80’ninin mülksüzleştirildiği bu sistemin insanlık için en iyi sistem olduğunu savunmaya kimsenin yüzü tutmayacaktır…

Bakın krize yol açan sebep ne oldu; ben hep ‘insan’ diyorum ya, kapitalizmin insanı yok etmesidir krizin sebebi. Bunu ‘Surplus People’, ‘artık insanlar’ yazımda da uzun uzun anlattım. Siz insanların ev alması için krediler veriyorsunuz ama bu arada bu kredileri ödeme gücünü elinden alıyorsunuz; onları işsiz bırakıyorsunuz; sendikalarını işlevsizleştiriyorsunuz; sanki para tek başına yenirmiş gibi, karın doyururmuş gibi,  parayla para kazanarak, kendi başınıza ayakta kalacağınızı sanıyorsunuz… Peki size o paralar nasıl geri dönecek bunu hiç mi düşünmüyorsunuz… Kredi verdiniz, işi olmayan, yoksulluk sınırına düşmüş bu insanlar o kredileri nasıl ödeyecek , bunu hiç mi düşünmüyorsunuz. İşte böyle ‘evleriniz sizin olsun, ben ödeyemiyorum derler’ adama. Şimdi o evleri yiyerek ayakta kalabilirseniz kalın bakalım!!!

Kalamazsınız, eşyaya taparak, paraya taparak hayata tutunamazsınız. Bütün insanları artık yerine, çöp yerine koyarak, sadece sizin sefasını sürebileceğiniz bir dünya yaratamazsınız. Çünkü sömüreceğiniz insanlara ihtiyacınız var; kullanacağınız, koşturacağınız, yoracağınız, alın terinden çalacağınız insanlara muhtaçsınız siz… Onları aç bırakarak, işsiz bırakarak belki bir süre parayla para kazanabilirsiniz ama bunun sonu yoktur!!! İşte böyle batarsınız sonunda ve sonra yine Keynes’e sarılırsınız dört elle, Devlet nerede diye…

Keynesyen iktisat kapitalizmin insan yüzüne bürünmüş halidir belki; yani daha insani, daha savunulabilir bir sistemdir. Ama insanlık için en iyi sistem kesinlikle değildir. Çünkü hala kapitalizmdir; hala sermayenin sistemidir. Dünyanın %80’inin mülksüzleştirildiği bir sistemde ben sermayenin keyfini süreceği, üstelik benim alın terimi, emeğimi çalarak süreceği bir sistemi niye savunacağım ki… Ben zaten mülksüzüm, yıllardır mülksüz yaşıyorum, neyi kaybetmekten korkacağım ki… İşte insanların bu gerçeği kavraması gerekiyor; yani kapitalizmi savunmakla kendilerini mülksüz bırakan, yoksul bırakan, yoksun bırakan sermayeyi kendi isteğiyle başlarına patron olarak getirdiklerini ve bunu üstelik isteyerek yapıyor olduklarını kavramaları gerekir.

Kapitalizm sadece insanı yok etmiyor ki; bunları hep yazdım, doğayı, doğal yaşamı yok ediyor. İçtiğimiz suyu kirletiyor, yediğimiz yiyecekleri kimyasallarla, katkılarla zehirli hale getiriyor. Virüsler, bakteriler üreterek çevresine ölüm kusuyor… Savaşlar üretiyor, kar, çıkar savaşları;  Ne için para kazanmak için; ne için daha çok kar etmek için; daha çok sermaye daha çok mülk daha çok servet elde etmek için… İnsanlar nerede peki bu denklemde? İnsanlara ne oluyor…  Olmasa da olurlar öyle mi? Olmuyor işte!!!

Çok uzatmadan alternatife gelmek istiyorum. Evet dünya bir süre daha Keynesyen müdahalelerle idare edebilir; hatta kapitalizm ‘aslında kapitalist de olmayan’ ne idüğü belirsiz bu sistem, bir süre daha böyle devam edebilir; Uzun yıllar bile yaşayabilir ama dediğim gibi insanlık hala sömürülür; hala birilerinin yoksunluğu ve yoksulluğu pahasına birileri zengin olur; dünyanın %80’inin mülksüzlüğü pahasına %20’lik bir azınlık safa sürer; hala güç dengeleri konuşur, güçlü güçsüzü ezer, ağlatır, inletir; filler dövüşürken çimler ezilir, kar savaşları, çıkar savaşları böylece sürer gider…

Oysa kolektif mülkiyetin ve hayata dair her kararda kolektif bilincin hakim olduğu bir sistemde bunlar olabilir mi?  Bir fabrikada 50 kişi çalışıyorsa, bu elli kişinin de hisse sahibi olduğu ve kardan eşit pay aldığı bir sistemde kimse kimseyi sömürmüş olur mu… Bir ilçede ne kadar ayakkabıya ihtiyaç olduğu bilinir, ona göre üretim yapılırsa; bunu yine halk meclislerinin kararıyla seçilmiş uzmanlar belirlerse; o toplumda müsriflik olur mu; ya da bir malın kıt olmasından dolayı haksız kazanç elde eden, ya da malın bol olmasından dolayı satılamayıp zarar edilmesi söz konusu olur mu?

Eğer her bireyin yaşamak için ihtiyacı olan  temel gereksinimleri karşılanırsa; eğitim, sağlık sorunları bedava karşılanırsa, devlet bunu her bireyin doğal hakkı olan bir hizmet olarak sunarsa, herkesin başını sokabileceği bir evi olursa ve herkes her yere hiçbir statü farkı ve hiyerarşi olmadığı için aynı seviyede girebilir, eğlenebilir, tüketim yapabilirse, bundan kim rahatsız olur sizce… Ayrıcalıklı yaşamaktan zevk alanlardan başka hiç kimse… Başkaları yoksul olduğu için kendisini zengin hissetmekten zevk alanlardan başka hiç kimse… Başkaları kazanamadığı için kendi kazancını bir üstünlük, bir statü farkı olarak görenlerden başka hiç kimse… Başkalarına o fırsat sunulmadığı için kendi diplomalarını bir üstünlük zanneden ve bu diplomalarla değerinin arttığını sananlardan başka hiç kimse…

Bu saydıklarım zaten insanlık hakkıdır; insan olmanın gereğidir… İnsanın kendini gerçekleştirebilme hakkına ilişkin, herkes için eşit düzeyde karşılanması gereken en temel insan haklardır bunlar. Eğitim hakkı, sağlıklı yaşam hakkı, açıkta aç kalmadan yaşayabilme hakkı, çalışma, iş sahibi olma hakkı, bunlar insan olmanın gereğidir.

‘İnsanın kendini gerçekleştirme sorununu temel alan’ bir sistemde bu haklara zaten herkes eşit düzeyde, asgari müşterekte sahip olacaktır. Çok paralıların gireceği, ya da parası olmayanların giremeyeceği yerler olmayacaktır böyle bir toplumda; parası olanların alabileceği ya da olmayanın yararlanamayacağı hizmetler de olmayacaktır. Dolaysıyla bu ayrımların yarattığı hiyerarşi, ezilme duygusu, kompleksler de olmayacaktır bu toplumlarda. Bu kompleksler olmayınca da herkes herkesi insan gibi görecek, birbirine insan gibi davranacaktır.

Hiç kimse Hilton’da,  Çırağan otelinde düğün yapabiliyor diye toplumun üstünde hissedemeyecektir kendisini; çünkü Hilton,  Çırağan sarayı herkesin girebileceği, herkesin orada düğün yapabileceği kamusal bir alan olacaktır. Herkes her yerden ve her şeyden eşit koşullarda eşit fırsatlarla yararlanacaktır…

Ülke yoksulsa yoksulluk hep birlikte paylaşılacak, zengin fakir hiyerarşisi olmadığı için yoksulluğundan kimse utanmayacaktır; yoksulluk aslında kapitalizmdeki anlamıyla yoksulluk olmayacaktır… Zenginleşme olursa, üretim, milli gelir artarsa herkes pastadan eşit dilim alacak, herkesin refahı aynı anda artacaktır. Örneğin ülkenin milli gelirinin artışı nedeniyle okullara yatırım mı yapıldı, eğitimin kalitesi mi arttı, bu okullara herkes eşit fırsatlarla girebildiği için, bu iyileşmeden herkes eşit düzeyde yararlanacaktır. Örneğin teknolojide gelişmeler oldu, yeni ürünler mi çıktı piyasaya; bunları kapitalist sistemde olduğu gibi en başta en zenginler alamayacaktır; herkes o üretimden dolayı kalkınan sanayiden eşit gelir elde ettiği için, aynı koşullarda aynı anda gelir artışından faydalanacak, o malları yine eşit düzeyde aynı koşullarda tüketme düzeyine gelecektir.

Yetenekler konusu, bu çok önemli bir konudur; ‘İnsanın kendini gerçekleştirme sorunu’ içinde  bu vardır zaten; yani bütün yeteneklerin potansiyel olarak görülmesi ve gerçekleştirilmesi için bütün imkanların seferber edilmesi bu anlayışın temelini oluşturmaktadır. Bir çocuk, bir köyde çoban olduğu için, içinde Mozart yeteneği varken çoban olarak ölmeyecektir; o çocuğun yeteneği fark edilecek ve geliştirmesi için her fırsat sunulacaktır o çocuğa. Afrika’da yüzbinlerce çocuk ölüyor açlıktan, yoksulluktan; bu çocukların içinde kimbilir ne yetenekler ölüyor kendileriyle birlikte; hiç gelişme şansı bulmamış, gerçekleştirilememiş ne potansiyeller; Ne Edison’lar  ne Einstein’lar…

Böyle adaletsiz bir dünya olabilir mi? Var işte!!! Biz böyle bir dünyada yaşıyoruz ne yazık ki!!!

Düşünün herkesin içindeki potansiyeli gerçekleştirdiğini; içindeki yetenek her neyse en iyi imkanlarla en üst düzeyde onu ortaya çıkarabildiğini, geliştirebildiğini; dünya o zaman neye benzer tasarlayabiliyor musunuz… Milyonlarca Mozart, Milyonlarca Edison, Milyonlarca Einstein zekası ve yeteneği… 

Afrika’dan, Asya’dan hatta Tanzanya’dan bile bir sürü Edison’lar , Einstein’lar çıktığını düşünün. Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir çocuğun içindeki potansiyeli gerçekleştirmeden, içindeki yeteneği geliştirmeden ölmediğini düşünün… Böyle bir dünyada neler yapılabilir tasarlayabiliyor musunuz? Kimsenin kimseye kendisinde olan onda yok diye karşısındakine hava atmadığı, küçümsemediği, bu yüzden üstün ya da ayrıcalıklı hissetmediği; param yok diye ezilmediği, parası olmadığı için gerçekleştiremediği düşlerinin olmadığı bir dünya düşünün…

Herkesin özgürce içindeki potansiyeli gerçekleştirebildiği bir dünya… Böyle bir dünyada rekabet maddi şeyler için olmayacaktır; tartışmalar, mücadeleler açgözlülük ve tamah için olmayacaktır; sanat için olacaktır, bilim için olacaktır, insanlığın daha ileri götürülebilmesi için olacaktır…
İnsanlar zekalarını birbirini yok edici ya da birbirine üstünlük sağlayıcı  silahlar üretmekte kullanmayacaklardır o zaman; bu yeteneklerini, kapasitelerini daha iyi bir yaşamı bütün insanlık için geliştirmek adına kullanacaklardır. Bunun yarışını yapacaklardır. Çünkü bileceklerdir ki, gelişen bu dünyadan hepsi eşit düzeyde ve aynı koşullarda yararlanacaktır…

 Rekabet burada tatlı bir yarışmaya dönüşecektir. İnsanlar petrol için, su için savaşmayı bırakıp dünyada sanatın nasıl geliştirilebileceğini tartışıyor olacaklardır… Kimse daha  zengin olmak,  diğerine üstün sağlamak için hilelerle, tuzaklarla, kirli politikalarla uğraşmayacaktır bu toplumlarda; düşmanlık üreten, kin üreten, ırkçı, cinsiyetçi, milliyetçi ayrılıkçı yaklaşımlara kimse gerek duymayacaktır. Bunlar kapitalizmin kullandığı enstrümanlardır; insanları birbirine düşüren, kardeşi kardeşe vurduran enstrümanlarıdır bunlar kapitalizmin. Bu kirli yöntemler bu toplumlarda yer bulmayacaktır. Çünkü bu toplumlarda kimsenin bunlar üzerinden politika yapmak için bir nedeni olmayacaktır.

Ayrımcılık üzerinden kan dökmek, öldürmek insanca yaşama düzeyine ulaşmış bir toplum için bir yüz karası, ilkellik, barbarlık olabilecektir ancak Bu yöntemleri savananlar insanlıklarından utanmak zorunda kalacaklardır…

Daha öyle çok şey söyleyebilirim ki kapitalizme alternatif olarak… Bu arada sosyalizmin yanlış uygulamalarını kimse örnek vermesin bana; Bunu da gerekirse sayfalar dolusu tartışabilirim… Yakın zamanda Latin Amerika’daki gelişmelere baksınlar. Fabrikalarda işçilerin  yönetimi ele alarak, sömürü üzerine değil, kazanımların paylaşımı üzerine nasıl kardeşçe, dayanışma içinde, birbirlerinin gözünü oymadan çalıştıklarını görsünler… Bizim boyalı basınımız bunları vermiyor ne yazık ki, hala kapitalizmden medet umuyor… Verirlerse olur ya örnek iştigal eder, birileri özenebilir bunlara…

Kim ne derse desin, ben derim ki  ‘su akar yolunu bulur’. İnsanlık gerilemeyecek hep ilerleyecekse, yarın suyun bulacağı yol bellidir; bütün insanlar için daha adil, daha insanca, daha eşitlikçi bir sistem, ölü-sevici değil, meta-sevici değil yaşam-sevici bir sistem…

SOSYALİZM’dir….

___________

İÜ'de Yrd. Doç. Dr.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.