Britanya seçimleri: Ya sosyalizm ya Boris

Britanya halkları, erken genel seçim için geri sayımda. Bu seçimler üzerine yorumlar genelde Avrupa Birliği’nden çıkış (Brexit) üzerinde yoğunlaşırken önemli bir niteliği görmezden geliyor: 12 Aralık akşamı Boris Johnson’ın iktidardan düşmesi halinde Britanya toplumu, 1980’li yıllardan bu yana üzerine çökmüş olan Thatcherizm hayaletinden kurtulma şansı kazanmış olacak.

Thatcherizm, bugün dünyayı sarmış olan ve neoliberalizm diye adlandırılan yeni sağ ideolojik, politik ve ekonomik fırtınanın kopuş noktası. 1979’da Margaret Thatcher önderliğinde iktidara gelen Muhafazakar Parti, 1945’ten itibaren sosyal adalet anlayışı üzerinden inşa edilmekte olan toplumu rayından çıkararak vahşi kapitalizm rotasına sokmuştu. Ülkenin başat sorununu “sosyalizm” olarak tespit eden Thatcher rejimi, sosyal devlet anlayışına, işçi haklarına ve sendikal örgütlülüğe ağır darbeler vurdu. Madenler ve kamu işletmeleri tasfiye edilerek özelleştirme adı altında sermaye çevrelerine satıldı Ulaşım, sağlık ve eğitim gibi temel hizmet ağları, kâr amaçlı piyasa ekonomisinin çarkları içinde adeta öğütüldü, madenler kapatıldı. Çalışma güvenliğinin ortadan kaldırılışı, işsizlik ve yoksullaşma, sendikaların tasfiyesi ile el ele yürütüldü.

Bu sağcı hamle, yoğun bir politik ve ideolojik manipülasyon ortamı içinde gerçekleşiyordu. Yüz yıl öncesinin vahşi kapitalizm zihniyetine ve koşullarına dönüş, anti-komünizm söylemi içinde özgürleşme ve liberalleşme olarak yeniden anlamlandırılıyordu. Britanya solu ve İrlanda özgürlük hareketi, komünizm – ya da Rus – tehdidinin “iç mihrakları” olarak gayrı-meşru zemine itiliyordu. Aynı dönemde ABD’de Ronald Reagan’ın iktidara gelişiyle birlikte yeni sağ, bir küresel dalga olarak dünyayı saracaktı.

Britanya İşçi Partisi, bu sağ fırtına altında büyük bir yapısal kriz içine girdi. Anti-sosyalist bir ideolojik/politik ufuk altında “seçilebilir bir parti” olarak yeniden yapılanma dayatması sonucu adeta Muhafazakar Parti’nin sol kanadı denilebilecek kadar sağa kayacaktı. 1997 yılında Tony Blair önderliğinde yeniden seçim kazanmayı başardığında, Thatcherist rotayı değiştirecek hiçbir adım atamayacak durumdaydı. Blair’in en bilinen icraatı, ABD’nin Irak’a açtığı savaşa İngiliz devletini de katmak olmuştur. İşçi Partisi adeta emaneten elinde tuttuğu iktidarı 2010 seçimleri ile sağ siyasetin gerçek sahibi olan Muhafazakarlara devretti.

Jeremy Corbyn’in 2015’te parti başkanı olmasının ardında böyle bir öykü mevcut. Gençlik yıllarından beri bir sol aktivist olarak tanınan Corbyn, sosyalizm ve barış yanlısı bir milletvekili. İrlanda kurtuluş hareketini ve Filistin mücadelesini desteklemesi nedeniyle “vatan haini” ve “Yahudi düşmanı” gibi suçlamaları sürekli göğüslemek zorunda kalmıştır. Parlamentoda Kuzey Londra’yı temsil eder; seçim bölgesinde çoğunluğu Alevi Kürt olan Türkiyeli topluluk arasında tanınır ve sevilir.

Partinin seçim bildirgesinde, varlık ve sermaye sahiplerini hedef alan bir vergi reformu, yeniden-kamulaştırma hamlesi, işyerlerine ortaklık ve yönetime katılım, refah dağılımında adalet, doğa ve çevre koruması amaçlı yasal düzenlemeler yanında barışçı bir dış politika hedeflerinin altı çiziliyor. Bu nitelikleriyle, parti için kendi köklerine dönüş anlamı kadar Thatcherizm tarafından raydan çıkarılmış olan ülke için de sosyal demokrat ve barışçı rotaya geri dönüş çağrısı anlamına geliyor.

İşçi Partisi’nde görülen bu sosyalist yönelimin ardında küresel bir sol dalganın varlığını gözlemek mümkün. 2008 krizinden bu yana ABD ve İngiltere ile birlikte özellikle güney Avrupa ülkelerini saran protesto hareketlerinin, artık sandık başında hasat edilme vakti geldiği görülüyor. Şili’den Lübnan’a özgürlükçü ayaklanmalar zinciri dünyayı sarıyor. Britanya seçim haftasına girerken Fransa genel grev ile sarsılıyor. Corbyn önderliğindeki işçi partisi bu rüzgara popülist retorikle değil somut bir program ve ilkeler bütünü ile yelken açıyor. Topluma, emek, sosyal adalet ve barış hedefleri doğrultusunda yeni bir ekonomik ve politik rota, bir yeniden-kuruluş zemini öneriyor. Ayakları yere basıyor.

12 Aralık günü Britanyalı seçmen, görünürdeki Brexit seçeneklerinin çok derininde Thatcherizmin hayaletini, ülkenin siyasal ufkundan nihai olarak defetme seçeneği ile karşılaşacak. Seçim sonuçlarının ABD ve Avrupa’nın bundan sonraki politik rotasını da belirlemesi kaçınılmaz. Ya sosyalizm ya da Boris Johnson olarak hortlamış “Demir Lady” hayaleti; gerçek seçenekler bunlardır.

________________

Yazarın bu köşesi http://yeniyasamgazetesi1.com/‘da da yayınlandı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.